Merhaba sevgili gezi tutkunları! Dünyanın ‘Big Apple’ı, enerjisiyle insanı büyüleyen, gökdelenleriyle baş döndüren New York‘tayız bugün. Onun kalbi de neresi mi? Tabii ki Manhattan! Bu devasa yapılar ormanında kendimizi ne kadar küçük hissetsek de, bir yandan da bize ne kadar özel olduğumuzu fısıldayan bir yer burası.
Belki ilk duyduğunuzda şaşıracaksınız ama bu yazımda sizi Manhattan‘ın modern siluetinin ötesine, adeta bir zaman tünelinden geçirerek Orta Çağ dünyasına taşıyacağım. Evet, yanlış duymadınız! Benimle birlikte bu eşsiz kültürel keşif yolculuğuna çıkmaya hazır olun.
New York: Gökdelenlerin Gölgesinde Bir Tarih Serüveni Mümkün mü?
Aslında New York, tarihi Avrupalıların ilk adımı olan 1554’e dayansa da, bir Avrupa şehri gibi ‘eski’ değil. Fransız kâşif Giovanni Verrazzano’nun ‘Nouvelle Angouleme’ dediği, sonra Hollandalıların ‘Nieuw Amsterdam’a dönüştürdüğü bu topraklar, 1664’te İngilizlerin eline geçince ‘New York’ adını almış.
Manhattan adasının 1626 yılında Peter Minuit tarafından yerlilerden bugünün yaklaşık 1000 dolarına tekabül eden bir ‘öte beri’ karşılığında satın alındığını düşünürsek, şimdi adada küçücük bir daireye bile 2-3 milyon dolar ödenmesi bana hep şaşırtıcı gelmiştir. Nereden nereye, değil mi?
Peki, bu kadar ‘yeni’ sayılan bir şehirde Orta Çağ‘ı, yani kabaca MS 5-15. yüzyıllar arasını nasıl bulacağız? İşte bu, New York‘un kendi kısa geçmişini, dünyanın diğer zengin kültürleriyle harmanlayarak bir kültürel keşif merkezine dönüşmesinin en güzel örneği. Kendi geçmişi kısıtlı olsa da, diğer uygarlıkların mirasını burada bulmak mümkün.
Manhattan‘ın en eski yapılarından sayılan 1790 tarihli Trinity Kilisesi, dev cam binalar arasında zıtlıktan doğan bir güzellik sunsa da, gerçek bir Orta Çağ izi arayışımız bizi başka adreslere götürecek. Ben de sizi, bu ilginç maceramda bana yol gösteren üç muhteşem New York müzesi ile tanıştıracağım. Hazırlanın, yukarıdan aşağıya Manhattan‘ı kat edeceğiz!
The Cloisters Müzesi: Avrupa’nın Kalbine Uzanan Yeşil Bir Vaha
Manhattan‘ın en kuzey ucunda, Hudson Nehri, Bronx kıyıları ve New Jersey ormanlarının muhteşem manzarası eşliğinde, kendinizi aniden Orta Çağ Avrupa’sında bulmaya ne dersiniz? İşte burası, Metropolitan Sanat Müzesi’nin bir parçası olan The Cloisters Müzesi!
Binanın dış görünüşü bile beni o döneme davet eder gibiydi. Aslında yapı, 1938’de açılmış yeni bir bina ama içinde barındırdığı ruh ve eserlerle gerçek bir zaman kapsülü. John D. Rockefeller Jr.’ın desteğiyle toplanan koleksiyonlar için özel olarak inşa edilen bu müze, Avrupa’daki romanesk ve gotik manastırlardan esinlenilmiş.
Müzeye girmeden önce, Rockefeller’ın bağışladığı Fort Tryon Park’ın yemyeşil alanlarında, türlü çeşit çiçekler ve gölgeli ağaçlar arasında bir yürüyüş yapmayı unutmayın. Benim için burası, şehrin gürültüsünden uzaklaşıp doğayla iç içe nefes aldığım bir kaçış noktası olmuştu. Parkın tam karşısındaki New Jersey ormanlık alanını bile manzarayı bozmasın diye satın alıp bağışlamışlar; gerçekten takdire şayan!
Cloisters Müzesi Gezi Notlarım:
- Adres: 99 Margaret Corbin Drive, Fort Tryon Park, New York, NY 10040
- Ulaşım: Penn Station’dan M4 otobüsü son durağa kadar getiriyor. Metro ile ‘Uptown’ yönünde A metrosuna binip 190.th Street durağında inerek Fort Washington Bulvarı’nı takip edip Fort Tryon Park’tan geçebilirsiniz.
- Giriş Ücreti: Önerilen ücret 25 dolar olsa da, siz ‘istediğiniz kadar öde’ (pay-what-you-wish) politikasından yararlanabilirsiniz. Ben 10 dolar ödemiştim. Aynı gün içinde Met ve/veya Beuer Müzesi’ni gezme hakkı da bu ücrete dahil!
- Açılış Saatleri: Mart-Ekim ayları 10:00-17:15, Kasım-Şubat ayları 10:00-16:45 (Haftanın 7 günü açık).
Müzenin içinde tam 13 farklı bölüm var ve her biri ayrı bir hikaye anlatıyor. Fransa’daki 9. yüzyıl Saint Michel de Cuxa, 12. yüzyıl Saint Guilhem le Desert gibi manastırlardan getirilen mimari parçalar, adeta yeniden hayat bulmuş. Özellikle Orta Çağ‘a ait bitkilerle düzenlenmiş manastır bahçeleri beni çok etkiledi.
Burası, Batı Avrupa’dan getirilmiş vitraylardan resimli el yazmalarına, heykellerden goblenlere kadar inanılmaz sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor. 15. yüzyıla ait resimli saatler kitabı The Belles Heures of Jean de Evreux, fildişi haçlar, Avusturya’dan vitray camlar ve özellikle 1500’lerden kalma o ünlü Tek Boynuzlu At Goblenleri Salonu… Her biri beni hayran bıraktı. Merode Sunak Resmi’nin detayları ise beni adeta tablonun içine çekmişti.
Burası kesinlikle yarım günlük bir geziyi hak ediyor. Hatta müze kafeteryasında Orta Çağ havasında kahve keyfi yaparak ve Fort Tryon Park’ında vakit geçirerek tam güne yayabilirsiniz.
Metropolitan Sanat Müzesi (The Met): Tüm Dünyanın Orta Çağ’ı Tek Çatıda
Sırada Cloisters Müzesi‘nin de bağlı olduğu devasa Metropolitan Sanat Müzesi var. Central Park’ın 5. Cadde tarafında yer alan bu müze, adeta bir sanat ve tarih deryası! Kendi tabirleriyle ‘Dünyanın her köşesinden 5000 yıllık sanat’ı barındırıyor.
The Met Gezi Notlarım:
- Adres: 1000, 5th Avenue, New York
- Ulaşım: Cloisters Müzesi‘nden M4 otobüsü ile doğrudan gelebilirsiniz. Şehrin diğer noktalarından 4, 5, 6 numaralı metrolar ile veya M1, M2, M3, M4 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz.
- Giriş Ücreti: Yine ‘istediğiniz kadar öde’ (pay-what-you-wish) politikasından yararlanabilirsiniz.
- Açılış Saatleri: Pazar-Perşembe 10:00-17:30, Cuma-Cumartesi 10:00-21:00 (Her gün açık).
Müzenin kapısından içeri adım attığım anda, kendimi adeta bir zaman ve kültürlerarası yolculuğun başlangıcında hissettim. Bizi ilgilendiren Orta Çağ bölümü ise hemen girişin yakınında, tüm haşmetiyle karşılıyor ziyaretçileri. Ama bu devasa müzede, Orta Çağ‘a ait sanat eserleri sadece Avrupa bölümüyle sınırlı değil; adeta dünyanın dört bir yanına yayılmış!
Met’te Orta Çağ Sanatına Yolculuk:
- Avrupa Orta Çağ Bölümü: Bizans eserleri, Antakya hazineleri, resimli el yazmaları, heykeller ve o dönemdeki günlük yaşamdan ilginç detaylar… Kocasını döven kadın motifli metal tabak beni hem güldürdü hem düşündürdü.
- Ön Asya ve Orta Doğu Bölümü: Burada İslam sanatının muhteşem örneklerini göreceksiniz. Selçuklu ve Osmanlı eserleri, İznik çinilerinin parladığı Koç Ailesi’nin desteklediği bölüm, değerli halılar, Kur’an el yazmaları, Kanuni dönemi seramikleri… İran’dan cam seramik kaplar, çini mihraplar; Suriye’den kil eşyalar; Irak’tan Abbasi dönemi tabaklar; Mısır’dan Memluk cam işçiliği… Her biri beni adeta büyüledi.
- Uzak Doğu Bölümü: Çin’den Yuan Hanedanlığı’na ait seramik vazolar, porselen tabaklar, devasa Buda heykelleri… Hindistan’dan taş işlemeciliği, fildişi eserler… Sri Lanka, Vietnam, Tayland, Java, Nepal, Tibet, Pakistan, Kore ve Japonya’dan gelen objelerle Orta Çağ‘ın aslında ne kadar renkli ve küresel bir dönem olduğunu yeniden anladım.
Metropolitan Müzesi öyle zengin ki, burada bir tam gün geçirseniz bile her şeyi görmeniz mümkün değil. Cuma ve cumartesi akşamları 21:00’e kadar açık olması, bana müzeyi daha rahat gezme ve içindeki kafeleri, restoranları deneyimleme fırsatı sunmuştu.
National Museum of the American Indian: Kızılderili Mirasına Kısa Bir Bakış
Manhattan‘ın en güney ucuna doğru ilerlediğimizde, Bowling Green’deki National Museum of the American Indian karşımıza çıkıyor. Burası diğer iki müze kadar kapsamlı bir Orta Çağ deneyimi sunmasa da, benim New York gezimde Kızılderili kültürüne bir göz atmak için ilginç bir durak olmuştu.
Kızılderili Müzesi Gezi Notlarım:
- Adres: 1 Bowling Green, New York, NY 10004
- Ulaşım: 2 ve 3 numaralı metrolarla Wall Street, 4 ve 5 numaralı metrolarla Bowling Green, 1 numaralı metroyla South Ferry durağından ulaşabilirsiniz.
- Giriş Ücreti: Ücretsiz!
- Açılış Saatleri: Her gün 10:00-17:00.
Müzenin kendisi, 1907 yılında gümrük binası olarak inşa edilmiş Beaux-Art akımının güzel bir örneği. Dış cephesindeki Merkür heykelleri ve girişindeki dört kadın heykeliyle bina, başlı başına bir tarihi yapı. Müze, bu binanın bir katında yer alıyor.
Burada Kuzey Amerika’dan güderi giyim eşyaları, deri çadırlar, oklar gibi etnografik eserler bulunuyor. Meksika, Orta Amerika, Güney Amerika ve Karayipler’den gelen arkeolojik eserler arasında ise Orta Çağ‘a denk gelen taş işçiliği, masklar ve heykeller dikkat çekici. Benim için burası, diğer iki müze kadar yoğun bir deneyim olmasa da, yolunuz düşerse hızlıca göz atabileceğiniz, farklı bir kültüre kapı aralayan bir yer.
Manhattan‘daki bu üç müze gezisi sonrasında, Orta Çağ‘ın Avrupa ve Orta Doğu’da ne kadar yoğun yaşandığını ve ne denli zengin kültürel miras bıraktığını bir kez daha derinden hissettim. Türkiye’de Ayasofya’dan Divriği Ulu Cami’ye, Avrupa’da Notre Dame’dan Burgos Katedrali’ne, Uzak Doğu’da Angkor Wat’tan Yasak Şehir’e uzanan bu miras, insanı hayran bırakıyor. Bu dönemde dünyaya damgasını vuran bölgeler, bu New York müzelerinde de en önemli bölümleri oluşturuyor.
Peki Kuzey Amerika’dan geriye ne kalmış derseniz? Müzelerde gördüklerim genellikle etnografik eşyalardı. Ama önemli olan, bu yeni dünyanın, diğer medeniyetlerin tarihine nasıl sahip çıktığını görmektir. Ben müzelerin yalancısıyım, gördüklerimi anlattım, şimdi sıra sizde!
Ceren’den Bütçe Dostu ve Pratik New York Gezi İpuçları
- Müze Giriş Ücretleri Sürprizi: Birçok büyük New York müzesi (özellikle The Met ve Cloisters), önerilen bir giriş ücreti sunsa da aslında ‘istediğiniz kadar öde’ (pay-what-you-wish) politikasına sahiptir. Bütçenize göre ödeme yaparak hem sanata destek olabilir hem de gezgin cebinizi düşünebilirsiniz. Bu ipucu bütçe dostu New York gezisi için altın değerinde!
- Toplu Taşımayı Kucaklayın: Manhattan‘da gezinirken metro ve otobüsler en pratik ve ekonomik ulaşım araçları. Özellikle Cloisters Müzesi için M4 otobüsü, sizi Penn Station’dan doğrudan kapısına kadar götürüyor, bu da yorulmadan keyifli bir yolculuk demek. Metro haritalarını önceden incelemek işinizi çok kolaylaştıracaktır.
- Zaman Planlaması Hayati: Metropolitan Müzesi gibi devasa bir yerde her şeyi görmek imkânsız olabilir. Ziyaretinize başlamadan önce müzenin web sitesinden ilgilendiğiniz bölümleri belirleyin. Orta Çağ sanatına odaklanıyorsanız, ilk olarak bu bölümleri ziyaret edip, kalan zamanınızda diğer kısımlara göz atabilirsiniz. Met için en az bir tam gün ayırmanızı kesinlikle öneririm, hatta Cuma ve Cumartesi akşamları geç saatlere kadar açık olmasını değerlendirin!
Manhattan‘ın gökdelenleri arasında yaptığım bu Orta Çağ ve kültürel keşif gezisi, bende derin izler bıraktı. Yeni ile eskinin, yerel ile küresel sanatın bu eşsiz harmanını görmek gerçekten büyüleyiciydi. Vaktiniz varsa, yolunuz New York‘a düşerse, bu müzeleri siz de mutlaka ziyaret edin. Bakalım, sizde ne gibi izler bırakacak bu tarihi yolculuk?
Deneyimlerinizi ve yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın!
