1. Anasayfa
  2. Keşfet

Avignon Gezi Rehberi: Orta Çağ’ın Büyülü Labirentinde Bir Papalık Macerası

Avignon Gezi Rehberi: Orta Çağ’ın Büyülü Labirentinde Bir Papalık Macerası
0

Ah Avignon! Gençlik yıllarımdan beri Lawrence Durrell’in Avignon Beşlisi serisini okurken zihnime kazınan, insan labirentlerinde dolanan bu muhteşem şehrin hayali hep aklımdaydı. Sonra devreye tarih girdi; Orta Çağ‘da ‘papalık merkezi’ olarak yıldızı parlayan şehir, merakımı daha da kamçıladı. Sonunda ben de bu büyülü atmosfere kapılıp Provence‘ın bu eşsiz incisine, 2-3 günlük unutulmaz bir Avignon gezisi yaptım. Hazır olun, sizi de bu zaman yolculuğuna çıkarıyorum!

Avignon, sadece coğrafi konumuyla değil, zengin tarihi geçmişiyle de Provence‘ın en önemli şehirlerinden biri. Rhone Nehri’ne kıyısı olması ve hemen kıyısında Barthelasse Adası’nın bulunması, burayı tarih boyunca ticaret ve kültürel bir buluşma noktası haline getirmiş.

Peki, bu tarihi şehir neden bu kadar önemli? Hikaye M.Ö. 600’lerde Foçalıların Marsilya’yı kurmasıyla başlıyor. Romalılardan Franklara, Araplara kadar pek çok medeniyetin izini taşıyan Avignon‘un kaderi, 1309’da Papalık İtalya‘dan buraya taşınınca tamamen değişmiş. Roma’daki siyasi çekişmelerden bunalan Papalık, Fransa Kralı Yakışıklı Philip’in desteğiyle Avignon‘a gelmiş ve bu durum, şehri Orta Çağ‘ın parlayan yıldızı yapmış. Öyle ki, bir dönem Hristiyanlığın kalbi burada atmış! Papalığın zenginliği, veba salgınları ve iktidar çekişmeleriyle geçen bu çalkantılı dönem, Avignon‘u bugün gördüğümüz eşsiz mimariye ve kültürel mirasa kavuşturmuş. Şehir, 1995’ten beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor ve bu unvanı fazlasıyla hak ediyor.

Avignon’a Nasıl Gidilir, Şehir İçi Ulaşım Nasıl Olmalı?

Ben Marsilya üzerinden trenle geldim ve inanın, bu bölge için en rahat seçeneklerden biri. Marsilya’dan Avignon‘a otobüs seçeneği çok sınırlı; ya araç kiralayacak ya da tren konforunu seçeceksiniz. Tren yolculuğu yaklaşık 1-2 saat sürüyor ve fiyatlar 15-22 euro civarında. Avignon Gare S.N.C.F İstasyonu şehrin surlarının hemen yanında, yani indikten sonra tarihi dokuya anında karışıyorsunuz.

Şehir içinde ise durum bambaşka: Avignon, tam anlamıyla yürüyerek keşfedilecek bir cennet! Görülecek her yer surların içinde ve bir uçtan bir uca yürümek en fazla yarım saatinizi alıyor. Eğer yorulursanız veya farklı bir deneyim isterseniz, kale içinde küçük elektrikli araçlar (baladine) veya dolmuş benzeri cityzen otobüsleri var. Mini trenler ise Avignon‘un en dar sokaklarına bile girip sizi şehrin kalbine taşıyor, 45 dakikalık bu tura mutlaka şans verin!

Şehrin Kalbinde Bir Zaman Yolculuğu: Avignon Surları ve Meydanlar

Tren garından çıkar çıkmaz sizi Avignon‘un ana girişi, görkemli Porte de la République karşılıyor. Buradan geçip Cours Jean Jaurès ve Rue de la République üzerinden, şehrin atan kalbi olan Place de l’Horloge Meydanı’na ulaşıyorsunuz. Papalık Sarayı‘na giden bu yol, aynı zamanda Avignon‘un özeti gibi. Rue de la République, görkemli yapıları ve gece geç saatlere kadar açık restoranları, barlarıyla şehrin ana damarı.

Şehrin dört bir yanını saran 4800 metrelik Orta Çağ surları ise başlı başına bir sanat eseri. Bu duvarlar, sadece savunma amaçlı değil, aynı zamanda şehrin dış dünyayla bağlantısını sağlayan 15 kapısıyla da dikkat çekiyor. Surlar ve Rhone Nehri arasında uzanan geniş parklar, şehrin nefes aldığı, açık hava pazarlarının kurulduğu yerler.

Papalık Sarayı: İhtişamlı Bir Orta Çağ Hikayesi

Avignon‘a gelmek için en büyük sebeplerden biri şüphesiz Papalık Sarayı (Palais des Papes). Bir zamanlar papaların, kralların ve kardinallerin boy gösterdiği bu saray, bugün bile Orta Çağ‘ın hem ürperten hem de hayran bırakan mimarisinin müthiş bir örneği. 15.000m²’lik bu devasa yapı, yaklaşık 30 yılda tamamlanmış ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde haklı yerini almış.

Sarayın yüksek burçları ve sivri kuleleri ilk bakışta bir kaleyi andırsa da, iç dekorasyonu dönemin Fransız ve İtalyan sanatçılarının eserleriyle süslüymüş. Ne yazık ki Fransız İhtilali sırasında çoğu zarar görmüş. Yine de, Kardinaller Kurulu’nun devasa salonları, Papa’nın yatak odası olarak bilinen geyikli oda ve Büyük Şapel, sizi geçmişin görkemine taşıyor. Özellikle duvarlardaki av sahnelerini betimleyen freskler, zamanın eğlence anlayışına dair ipuçları veriyor.

Papalık Sarayı‘nı uzun uzun gezdim çünkü Avignon‘un ruhu burada gizli. Bu saray olmasa, şehrin içi boşalır gibi hissediyorum. Burayı ziyaret etmek isterseniz, giriş ücreti 12 euro. Saint Bénézet Köprüsü ile birleşik bilet alırsanız 14.50 euro. Ziyaret saatleri mevsime göre değişiyor, gitmeden önce kontrol etmeyi unutmayın!

Katedral ve Cennet Köprü: Notre Dame des Doms & Pont St. Benezet

Papalık Sarayı‘nın hemen yanı başında, tek kule üzerinde yükselen Hz. Meryem heykelinin taçlandırdığı Notre Dame des Doms Katedrali, şehrin silüetini tamamlıyor. Geçmişi 4. yüzyıla kadar uzanan bu Romanesk yapı, Fransız İhtilali’nde terk edilse de 1822’de yeniden ihya edilmiş. İçindeki sadeliğine rağmen, Papa John XXII ve Benedict XII’nin mezarları gibi tarihi değerlere ev sahipliği yapıyor. Giriş ücretsiz ve 06.00-12.00 ile 14.30-17.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Katedralin kapısından Avignon‘un en güzel parklarından biri olan Jardin du Rocher des Doms‘a geçiş yapıyorsunuz. Burası sadece yemyeşil ağaçları, havuzları ve heykelleriyle değil, aynı zamanda Rhone Vadisi‘ne tepeden bakan muhteşem manzarasıyla da büyülüyor. Karşı kıyıdaki Villeneuve-lès-Avignon‘u, Yakışıklı Philip Kulesi’ni ve Saint André Kalesi’ni buradan izlemek, ruhunuza iyi gelecek.

Ve tabii ki, Rhone Nehri üzerindeki o meşhur, yarım kalmış köprü: Pont Saint Bénézet. Orta Çağ‘ın masalsı ruhunu taşıyan bu köprü, çoban Bénézet’in göklerden gelen sesleri dinleyerek devasa bir kayayı nehre fırlatmasıyla efsaneleşmiş! Günümüzde sadece dört kemeri ayakta kalsa da, Fransa’da herkesin bildiği ‘Sur le pont d’Avignon’ şarkısına ilham vermiş bu köprüde dans edildiğini hayal etmek bile içimi ısıttı. Köprüye giriş 5 euro ve bence Avignon‘da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

Sanatın ve Tarihin İzinde Avignon Müzeleri

Avignon, sanata ve tarihe doyacağınız müzelerle dolu bir şehir. Benim en etkilendiğim yerlerden biri, Petit Palais oldu. 14. yüzyıldan kalma bu zarif saray, günümüzde özellikle Rönesans dönemi ressamlarının eserlerine ev sahipliği yapan bir müze. Sandro Botticelli’nin Çocuk ve Madonna eseri ile Vittore Carpaccio’nun Kutsal Mesaj’ı gerçekten büyüleyici. Bu UNESCO Dünya Mirası listesindeki müzeyi Salı hariç her gün 10.00-18.00 saatlerinde ücretsiz gezebilirsiniz.

Bir diğer favorim, Musee Calvet. Neolitik dönemden Mısır parçalarına, Roma buluntularından 14-20. yüzyıl Fransız resimlerine kadar geniş bir koleksiyona sahip. Özellikle Avignonlu ressam Joseph Vernet’nin deniz temalı resimleri ve ‘kelimelerin efendisi’ne benzettiğim Maurice de Vlaminck’in eserleri dikkatimi çekti. Bu müze de Salı günleri hariç 10.00-13.00 ve 14.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edilebilir.

Musee Angladon ise Van Gogh, Degas, Manet, Picasso ve Cezanne gibi devlerin eserleriyle 19. yüzyılın sanatsal atmosferine ışınlıyor sizi. Van Gogh’un ‘Trenler’ eserini ilk kez burada görmek heyecan vericiydi. Sanat dolu bir mola için ideal bir durak. Giriş ücreti 8 euro ve Pazartesileri kapalı.

Modern sanatla aramın çok iyi olmadığını itiraf etmeliyim ama yine de Collection Lambert‘i gezdim. Bir odada sadece ışıklı bir yazı: ‘This work should be turned off when I die’. Vallahi sanatçıya uzun ömürler dilerim ama fişi çekmek için hiç beklemeye gerek yok diye düşündüm! Upuzun karanlık bir odada dönen kırmızı neon şeritler ve duman… Belki siz daha farklı bir bakış açısıyla gidersiniz, giriş 10 euro.

Ayrıca Avignon‘da Musee Lapidaire (arkeoloji müzesi), Palais du Roure (etnoğrafya müzesi) ve Musee Louis Vouland (dekoratif sanatlar müzesi) gibi farklı ilgi alanlarına hitap eden birçok müze bulunuyor. Çoğu ücretsiz veya cüzi bir giriş ücreti ile gezilebilir.

Villeneuve-lès-Avignon: Rhone’un Karşı Yakasında Saklı Bir Hazine

Eğer zamanınız varsa, Rhone Nehri‘nin karşı kıyısındaki Villeneuve-lès-Avignon‘a mutlaka uğrayın. Bu 10. yüzyıldan kalma Orta Çağ kasabası, Avignon‘un gücünü dengelemek için Yakışıklı Philip tarafından inşa edilmiş. Özellikle Tour Philippe le Bel kulesi ve Fort Saint André kalesi, hem tarihi bir gezinti sunuyor hem de Avignon’a panoramik manzaralar vadediyor.

La Chartreuse ise 1352’de Papa VI Innocent tarafından kurulmuş görkemli bir manastır. Rahip hücreleri, şapeller, bahçelerle dolu bu merkez, Fransız İhtilali’ne kadar önemli bir dini merkezmiş. Bugün yazarlık merkezi ve sanatsal sergilere ev sahipliği yapıyor. Özellikle Avignon Tiyatro Festivali sırasında giderseniz burada farklı performanslara denk gelebilirsiniz. Fort Saint André ve La Chartreuse‘ü ziyaret etmek isterseniz, ikili bilet alarak daha uygun fiyata gezebilirsiniz. Giriş ücretleri ve saatleri için güncel bilgileri kontrol edin.

Ceren’den Avignon Gezi İpuçları

  • Konaklama Rezervasyonu Kritik: Eğer temmuz ayındaki meşhur Avignon Tiyatro Festivali döneminde gitmeyi planlıyorsanız, konaklama rezervasyonunuzu aylar öncesinden yapın. Otellerin doluluk oranı tavan yapıyor ve fiyatlar astronomik seviyelere çıkabiliyor. Benim gibi son dakikacıysanız, şehir dışında alternatiflere bakmak zorunda kalabilirsiniz!
  • Ayakkabı Seçimi Hayati: Avignon, yürüyerek keşfedilecek bir şehir. Orta Çağ‘dan kalma Arnavut kaldırımlı sokakları ve daracık geçitleri bolca yokuş ve iniş barındırır. Bu yüzden rahat bir yürüyüş ayakkabısı seçmek, ayak sağlığınız ve gezi keyfiniz için altın kuraldır.
  • Su Değirmenleri Sokağını Es Geçmeyin: Turistik rotaların biraz dışında kalsa da, Rue des Teinturiers (Boyacılar Sokağı) Avignon‘un en samimi ve bohem köşelerinden. Su değirmenlerinin gölgesinde uzanan bu sokakta sanat galerileri, şirin kafeler ve barlar bulacaksınız. Benim gibi lokal atmosferi sevenler için harika bir keşif noktası!
  • Bütçe Dostu Lezzet Avı: Avignon‘da fine dining restoranlar elbette mevcut ama cüzdanınızı üzmek istemiyorsanız, Corps Saints Meydanı çevresindeki küçük, lokal lokantalara ve Rue des Teinturiers üzerindeki kafelere göz atın. Burada hem uygun fiyatlı hem de Provence‘a özgü lezzetli yemekler bulabilirsiniz. Pot-au-feu (güveç) denemeyi unutmayın!

Avignon’da Konaklama: Her Bütçeye Uygun Seçenekler

Avignon, konaklama açısından oldukça zengin bir şehir. Orta Çağ atmosferini bugünün konforuyla birleştiren lüks otellerden, sırt çantalı gezginlere uygun pansiyonlara kadar pek çok seçenek mevcut. Papalık Sarayı‘na yürüme mesafesindeki Hotel Cloître Saint-Louis veya Place Crillon’daki Hotel d’Europe, kesenizi zorlayabilir ama Avignon ruhunu derinden hissetmek isteyenler için harika adresler. Fiyatlar 350-400 euro civarında seyrediyor.

Daha orta bütçeli seçenekler arayanlar için Hotel Daniel (görkemli binasıyla dikkat çekiyor) veya Hotel Le Colbert gibi yerler gecelik 80 euro civarında konfor sunabilir. Ama benim gibi ‘fakir gezgin’ modundaysanız, tren istasyonu civarındaki veya surların dışındaki daha mütevazı otelleri tercih edebilirsiniz. Yalnız dikkat: Bazı küçük otellerin kapıları akşam belirli bir saatten sonra kilitleniyor, şifreyi almayı unutmayın! Ben ilk gece bu yüzden bayağı bir ‘tüttüm’.

Lezzetli Molalar ve Provence Sofraları: Yeme İçme

Avignon, damak zevkinize hitap edecek pek çok lezzet durağına sahip. Eğer gurme bir deneyim arıyorsanız, Papalık Sarayı‘na bakan Restaurant Christian Etienne’i es geçmeyin. Daha uygun fiyatlı ama lezzetli seçenekler için Jerusalem Meydanı’ndaki Restaurant l’Orangerie, Saint Michel’deki Terre de Saveurs veya Saint Pierre Meydanı’ndaki L’Épicerie’yi deneyebilirsiniz. Avignon‘a özgü Pot-au-feu‘yu mutlaka tadın derim!

Şehrin daha bohem ve samimi bölgeleri olan Rue des Teinturiers ve Corps Saints Meydanı çevresi de, yerel lezzetleri uygun fiyata sunan şirin lokantalarla dolu. Hızlı ve doyurucu bir şeyler atıştırmak isterseniz, ana cadde üzerindeki Tous Edgar gibi yerlerde harika sandviçler bulabilirsiniz.

Avignon Alışveriş Rehberi: Lavantadan Sanata

Avignon‘da alışveriş denince akla hemen Place de l’Horloge ve Papalık Sarayı çevresindeki turistik dükkanlar geliyor. Burada Provence‘ın simgesi lavanta ürünleri, zeytinyağları ve yerel sabunlarla dolu şirin dükkanlar sizi bekliyor. Rue des Marchands ve Rue St Agricol gibi caddeler, şehrin ana alışveriş rotaları.

Rue Joseph Vernet, lüks butik mağazaları ve ünlü markaları arayanlar için doğru adres. Ayrıca Place Pie’de yer alan ve gökyüzüne asılı bir bahçe gibi duran Halles Alışveriş Mağazası, pazartesileri hariç her gün açık bir pazar. Burada taze sebze, meyve, yerel peynirler ve zeytinyağlarını doğrudan üreticiden alabilirsiniz. Pure Lavande mağazasında otantik lavanta ürünlerini bulabilir, La Cure Gourmande‘de ise Fransa’nın meşhur tatlı ve şekerlemelerini deneyebilirsiniz.

Tekrar Görüşmek Üzere, Avignon!

Avignon, belki de ‘dur bir Avignon‘a gideyim’ diyeceğiniz ilk destinasyon olmayabilir, ama inanın bana, geldikten sonra ‘iyi ki gelmişim’ diyeceğiniz yerlerden biri. Rhone Nehri‘nin kucakladığı bu küçük ama yoğun tarihi şehir, yemyeşil doğası, Orta Çağ‘ın kudretini taşıyan Papalık Sarayı, sanat müzeleri, lezzetli yemekleri ve minik meydanlarındaki şen şakrak barlarıyla sizde mutlaka bir iz bırakacaktır.

Özellikle her temmuz ayında düzenlenen o meşhur Avignon Tiyatro Festivali sırasında giderseniz, mekanlardan sokaklara taşan gösterileriyle daha bir canlı, daha renkli bir Avignon ile karşılaşacaksınız. Demem o ki, belki sırf Avignon için buralara gelmezsiniz ama geldikten sonra da tadını unutamazsınız! Kim bilir, belki bir dahaki Fransa gezimde Avignon‘da tekrar karşılaşırız!

Siz de Avignon‘u gezdiyseniz deneyimlerinizi veya rotanızdaki ipuçlarını yorumlarda benimle paylaşın. Şimdiden iyi gezmeler!

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir