1. Anasayfa
  2. Keşfet

Münih Gezi Rehberi: Bavyera’nın Kalbinde Tarih, Sanat, Kültür ve Bira Dolu Bir Keşif!

Münih Gezi Rehberi: Bavyera’nın Kalbinde Tarih, Sanat, Kültür ve Bira Dolu Bir Keşif!
Münih Gezi Rehberi: Bavyera'nın Kalbinde Tarih, Sanat, Kültür ve Bira Dolu Bir Keşif!
0

Ah, canım okuyucularım, bir şehre gitmeden önce zihnimizde oluşan o imgeler yok mu? Münih benim için, itiraf etmeliyim ki, biraz sıkıcı, teknolojiye boğulmuş, sanayi kokan, betonlaşmış bir metropoldü. Ne büyük yanılgı! Bavyera’nın incisi Münih, şehirleşmenin sadece gri binalar ve yollar demek olmadığını, aksine sanatla iç içe geçmiş bir tarihle yeşili kucaklayabileceğini bana öyle güzel gösterdi ki, bu önyargımı kırmak benim için harika bir keşif oldu.

Almanya’nın üçüncü büyük, 1.5 milyonluk bu dev metropolü, aslında Benedikt keşişlerinin kurduğu küçük bir yerleşimden günümüze uzanıyor. Adı bile “keşişler”den geliyor! 1158’de adı geçen, 1178’de resmi şehir unvanını alan bu özel kent, 1255’ten itibaren Bavyera Hanedanlığı’nın kalbi olmuş. Tarihi öyle çalkantılı ki; komünist ayaklanmalardan Nazi dönemine, İkinci Dünya Savaşı’nda harabeye dönüşmesinden küllerinden yeniden doğarak bugünkü şık haline gelmesine kadar birçok döneme tanıklık etmiş. Şimdi benimle bu muhteşem Münih keşfine hazır mısınız?

Münih’e Ulaşım ve Şehir İçi Rotalar: Kaybolmak Yok!

Münih'e Ulaşım ve Şehir İçi Rotalar: Kaybolmak Yok!
Münih’e Ulaşım ve Şehir İçi Rotalar: Kaybolmak Yok!

Ankara’dan Lufthansa’nın direkt uçuşuyla kendimi Münih Havalimanı’na attım. Havalimanı (Münich Flughafen), T1 ve T2 olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Lufthansa ve diğer Star Alliance üyeleri daha modern T2’yi kullanırken, maalesef Türk Hava Yolları ve diğer özel Türk havayolları T1’de yer alıyor.

Havalimanı, şehir merkezine 33 km uzaklıkta ama inanın bana, merkeze ulaşım çok pratik. Taksi elbette bir seçenek ama benim favorim her zaman toplu taşıma!

  • S-Bahn Trenleri: Havalimanı çıkışının hemen karşısında S-Bahn istasyonunu göreceksiniz. Buradan S1 veya S8 hatlarından birine binerek Münih’in ana tren istasyonu olan Hauptbahnhof’a ulaşabilirsiniz. Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. S8 şehrin doğusundan gelirken, S1 kuzeyden dolaşarak merkeze ulaşıyor. Kalacağınız yere göre tercihinizi yapabilirsiniz.
  • Otobüs: Ayrıca havalimanından Hauptbahnhof’a yarım saatte bir kalkan otobüsler de mevcut.

Peki ya şehir içi ulaşım? Münih’in toplu taşıma ağı bir harika! Metro (U-Bahn), banliyö treni (S-Bahn), tramvay ve otobüs seçenekleriyle her yere kolayca ulaşabilirsiniz. Tam 8 metro, 8 banliyö ve 13 tramvay hattı var. Bu hatların çoğu Hauptbahnhof’ta kesişiyor. U4 ve U5 Karlsplatz’dan, U3 ve U6 ise Marienplatz’dan geçiyor. Zaten Hauptbahnhof, Karlsplatz ve Marienplatz birbirine yürüme mesafesinde, yani şehrin kalbine sık sık yolunuz düşecek demektir.

Biletleri istasyonlardaki makinelerden veya gişelerden alabilirsiniz. Tek kullanımlık veya çoklu biletler mevcut ve fiyatlar bölgeye göre değişiyor. Ama durun, bitmedi!

Münih Gezi İpuçları: Ulaşım ve Bütçe Dostu Öneriler

  1. Münih Pass veya Münih Card: Şehirde çokça yer gezmeyi planlıyorsanız, Münih Pass veya Münih Card sizin kurtarıcınız olabilir! Tüm toplu taşımayı kapsamasının yanı sıra, birçok müze, kafe ve etkinliğe indirimli veya ücretsiz giriş sağlıyor. Havalimanından alırsanız, havalimanı ulaşımını da kapsayan iki bölge tarifesini seçmeyi unutmayın. Grubunuzla seyahat ediyorsanız, grup kartları çok daha uygun olacaktır.
  2. Yürüme Mesafesi Mucizesi: Eğer sadece bir veya iki gününüz varsa, Hauptbahnhof-Marienplatz-Odeonplatz hattı arasındaki birçok önemli noktayı yürüyerek keşfedebilirsiniz. Ben şahsen en sevdiğim keşifleri hep yürüyerek yaptım! Bu hem bütçe dostu hem de şehrin ruhunu hissetmenin en iyi yolu.
  3. Bilet Kontrolüne Dikkat: Münih’in toplu taşıma sisteminde güvene dayalı bir anlayış var, ancak bu, bilet kontrolü yapılmadığı anlamına gelmiyor! Ben bir günde üç kez kontrol edildiğime şahit oldum. Bu yüzden biletinizi mutlaka alın ve geçerli olduğundan emin olun, yoksa hoş olmayan sürprizlerle karşılaşabilirsiniz.

Münih’in Kalbi Atıyor: Tarihi Meydanlar ve Anıtlar

Münih, birbirinden etkileyici yapılar, heykeller ve anıtlarla dolu. Şehrin her köşesinde farklı bir tarih ve kültür kokusu alacaksınız. Benim başlangıç noktam Hauptbahnhof olsa da, gelin doğrudan şehrin kalbine, Marienplatz’a ışınlanalım!

Marienplatz ve Çevresi:

Marienplatz, Münih’in adeta atan kalbi. Burada beni ilk büyüleyen Altes Rathaus (Eski Belediye Sarayı) ve Neues Rathaus (Yeni Belediye Sarayı) oldu. Meydana girerken, 1328’den kalma, Augustinus keşişleri tarafından kurulan Münih’in en eski bira imalathanesi Augustinerbrau’yu fark ettim. Ardından, Yeni Belediye Sarayı’nın önündeki zarif Meryem Ana Sütunu karşıladı beni.

  • Altes Rathaus: 1475’te Frauenkirche’nin mimarı Jörg von Halspach tarafından tasarlanan bu eski belediye sarayı, neogotik tarzıyla göz kamaştırıyor. Bitişiğinde, bugün bir oyuncak müzesine ev sahipliği yapan eski kent kapısı Talbrucktor bulunuyor.
  • Neues Rathaus: 1867-1909 yılları arasında inşa edilen Yeni Belediye Sarayı, adeta bir sanat eseri! Cephesindeki yüzlerce Bavyera kralı, elektörü, azizi ve kahraman heykeliyle büyülenmemek imkansız. Gotik mimarisi, burayı adeta bir Orta Çağ şatosuna dönüştürüyor. Kavisli koridorlarındaki vitraylar, Münih tarihinden sahneleri anlatıyor.

Glockenspiele’nin Büyüsü: Neues Rathaus’un orta kısmında yer alan 80 metrelik Glockenspiele, her gün saat 11:00, 12:00 ve 17:00’de (kış aylarında 17:00 gösterisi olmayabilir) dans eden kuklalarıyla beni tam anlamıyla büyüledi! Bu 10 dakikalık gösteriyi en iyi Peterskirche’nin kulesinden izleyebileceğinizi bir yere not alın. Şövalyelerin savaşı ve fıçıcıların dansı, 1517 veba salgını sırasında halka moral vermek için düzenlenmiş şenlikleri anlatıyormuş. İşte Münih, böyle detaylarla dolu!

Geçmişten Günümüze Münih Kapıları: Şehre Açılan Gizemli Geçitler

Münih’in kapıları, şehrin savunma tarihini ve gelişimini anlamak için harika duraklar. Her birinin ayrı bir öyküsü var!

  • Karlstor: Karlsplatz ile Neuhauser Strasse arasında yükselen bu 14. yüzyıl yapısı, bir zamanlar şehrin surlarının parçasıymış. Önceden Neuhauser Tor olarak bilinirken, 1791’de Prens Karl Theodore onuruna Karlstor adını almış.
  • Isartor: Isartorplatz’da, şehrin doğusunda Isar Nehri’ne yakın konumlanan Isartor, 1337’den kalma. Bugün kulesini orijinal haliyle koruyan tek Münih kapısı. İçinde komedyen Karl Valentin adına bir müze ve şirin bir kafe bulunuyor. Metroyla yanından geçip gitmeyin, çevresine bir göz atın derim!
  • Sendlinger Tor: Şehrin güneyinde, metro durağının hemen yanında yer alıyor. 1318’de İtalya’ya giden yolun başlangıcı olarak inşa edilmiş. Bugün ise Sendlinger Strasse üzerindeki alışveriş cennetine açılan bir kapı gibi! Burada tiyatrolar, sinemalar ve dünya mutfaklarından lezzetler sunan restoranlar sizi bekliyor.

Zafer Anıtları ve Diğer Özel Noktalar:

  • Siegestor: Ludwig Strasse ile Leopold Strasse’nin kesişimindeki bu görkemli zafer anıtı, 1852’de Bavyera Ordusu için yapılmış. 21 metre yüksekliğindeki bu yapı, mermer aslanlarla süslü. Üniversite bölgesi olduğu için genç ve dinamik bir atmosfere sahip, kafeler ve dükkanlarla dolu.
  • Alter Hof: Altes Rathaus’un yanındaki Talbrucktor’dan geçip sola yürüdüğünüzde karşınıza çıkacak bu 12. yüzyıl yapısı, Bavyera Hanedanlığı’nın ilk yerleşim bölgesiymiş. Şehrin en eski hallerini görmek isterseniz mutlaka uğrayın.
  • Propylaen: Köningsplatz’da, Glyptothek ile Staatliche Antikensammlungen arasında yükselen bu neo-klasik yapı, Atina Akropolisi’nden esinlenmiş. Kral I. Ludwig’in antik Yunan dünyasına olan hayranlığının bir simgesi.
  • Feldherrnhalle: Odeonplatz’da, Theatinerkirche ile Rezidenz arasında bulunan bu anıt, Bavyeralı kahramanlara adanmış. Aynı zamanda Hitler’e yapılan başarısız “Birahane Darbesi”nin de yaşandığı yermiş.
  • Obelisk: Breinner Strasse üzerindeki 29 metrelik bu dikilitaş, Fransa işgalinde ölen 30.000 Bavyeralı asker anısına 1833’te yapılmış. En ilginç yanı ise, metal kısmının Navarin Savaşı’nda batırılan Osmanlı gemilerinden elde edilmiş olması!

Masalsı Saraylara Bir Bakış: Bavyera Krallarının İhtişamı

Bavyera, saray ve şato zenginliği açısından Avrupa’nın en özel bölgelerinden biri. Münih merkezinde ve çevresinde gezdiğim saraylar, beni adeta geçmişe ışınladı. Unutmayın, Kral Ludwig II’nin sarayları olan Linderhof ve Neuschwanstein (ki onları başka bir yazımda anlattım), Münih dışındalar ve kesinlikle ekstra zaman ayırmanız gereken masalsı güzellikler!

Rezidenz: Münih’in Kalbindeki Kraliyet Konağı

Şehrin tam merkezinde, Odeonplatz’da, Hofgarten’ın hemen yanında yer alan Rezidenz, bir zamanlar Bavyera krallarının ikametgahıymış. 1920’den itibaren ise halka açık bir müze olarak hizmet veriyor. Odeonplatz metro durağından çıktığınızda, ana girişi Hofgarten’ın çıkışında, Rönesans tarzı iki görkemli kapısıyla sizi karşılayacak. Ben müzeye doğu tarafındaki Grottenhof’tan girdim.

Rezidenz, 1385’te Wittelsbach Şatosu olarak inşa edilmeye başlanmış ve bugün Almanya’nın şehir içinde yer alan en büyük sarayı unvanına sahip. 130 oda ve 10 avlusuyla, Bavyera Hanedanı’nın inanılmaz şatafatını gözler önüne seriyor. Sarayın odaları ve sanat koleksiyonları; Rönesans, Barok, Rokoko ve Neoklasik tarzların harmanlandığı, hanedanın zevklerini yansıtan bölümlerle genişlemiş.

  • Antiquarium: Sarayın en eski odası olan Antiquarium, 66 metre uzunluğundaki Rönesans havasıyla beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Albrecht V tarafından 1568’de antika koleksiyonunu sergilemek üzere yaptırılmış, sonraları ise toplantı ve merasim odası olarak kullanılmış. Porselen Odası da kesinlikle görülmeye değer.
  • Kraliyet Salonları: Birbirine geçmeli odalar, dönemin soylu yaşamını, zenginliği ve görkemi adeta yeniden canlandırıyor. sanat eserleri ve heykellerle dolu duvarlar, Alte Pinakothek’te gördüğüm “Üzüm Yiyen Dilenciler” tablosunun bir kopyasıyla beni tekrar karşıladı.
  • Hazine Dairesi: Burası adeta bir mücevher kutusu! Krallık taçları, asalar, nişanlar, mücevherler ve hatta kraliyet ailesinden kalan kişisel eşyalar… Özellikle mücevherlerle süslü Aziz George heykelciği ile Bavyera kraliyet tacı ve kılıcı beni hayran bıraktı.
  • Cuvilliés Tiyatrosu: 1751-1753 yıllarında inşa edilen bu Rokoko tarzı gösterişli salon, Mozart’ın Idomeneo operasının ilk kez sahnelendiği yermiş. Sarayın batı tarafında yer alıyor ve gerçekten büyüleyici bir atmosferi var.

Rezidenz’i gezmek en az yarım gününüzü alır, o yüzden planlamanızı ona göre yapın. Burası, Münih kraliyetinin zenginliğine tanıklık etmek için bir numaralı durak!

Nymphenburg Sarayı: Yazlık Bir Masal Diyarı

Şehir merkezinden biraz uzak olsa da, Nymphenburg Sarayı’na gitmek için harcadığım zamana kesinlikle değdi! U1 veya U7 metro hatlarıyla Rotkreuzplatz durağına gelip oradan 17 numaralı otobüse binerek ulaşabilirsiniz. Sarayın dış bahçesine giden yolun başında Türk Konsolosluğu’nu da görmek hoş bir sürpriz oldu.

Bavyera krallarının yazlık ikametgahı olan bu saray, 1664 yılında doğan taht varisi Max Emanuel adına yaptırılmış. Saray, sadece mimarisiyle değil, görkemli bahçe tasarımıyla da Avrupa’nın en güzel saraylarından biri olarak kabul ediliyor. İçeri adım atar atmaz, Tanrıça Flora’ya adanmış Festsaal‘ın (Balo Salonu) Rokoko tarzı freskoları ve heykelleri beni büyüledi. Her yer doğayı betimleyen işlemelerle doluydu!

  • Güzeller Galerisi: Ludwig I’in çapkınlıklarına konu olan hanımların portrelerinin sergilendiği bu galeri, özellikle erkek ziyaretçilerin kıskançlığını artırabilir, benden söylemesi! :)
  • Marstallmuseum: Saray eşrafının at arabaları ve kızaklarının sergilendiği bu müze, faytonlardan ibaret değil. Tac giyme törenlerinde kullanılan arabaların ihtişamı ve kışlık kızakların zarafeti beni çok etkiledi. Kral Karl VII’nin taç giyme törenindeki araba, adeta o günleri yeniden yaşattı.

Nymphenburg, hem tarih, hem sanat, hem de doğa açısından oldukça doyurucu bir deneyim sunuyor. Buraya ciddi bir zaman ayırmalısınız; çünkü gezilecek yerler geniş bir alana yayılmış durumda.

Schleissheim Sarayları: Sakin Bir İhtişam Kaçamağı

Eğer saray gezilerine doyamadıysanız, Schleissheim Sarayları üç ayrı yapısıyla sizi bekliyor. Şehir merkezinin biraz dışında kalsalar da, S1 banliyö hattıyla Oberschleissheim durağına gelerek kolayca ulaşabilirsiniz. Burası, Eski Saray, Yeni Saray ve Lustheim Sarayı’ndan oluşuyor.

  • Yeni Saray: 1701’de Max Emanuel tarafından yaptırılan bu Barok tarzı dört kanatlı saray, kanallarla birbirine bağlanan bahçeleriyle bütünleşiyor. İç dekorasyonu, döşemeleri ve duvar resimleri, Bavyera Barok’unun en üst örneklerinden. Özellikle Büyük Salon ve Viktoryen Salon’a hayran kaldım.
  • Eski Saray: Bir zamanlar hanedanın kır evi olarak kullanılan, Rönesans etkileri taşıyan bu saray, günümüzde Bayerisches Nationalmuseum’un etnografik ve folklorik koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor.
  • Lustheim Sarayı: Aslında bir av köşkü olan Lustheim, Bayerisches Nationalmuseum’un Meissen porselen koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Eğer zamanınız kısıtlıysa ve diğer sarayları da gezecekseniz, burayı belki sona bırakabilirsiniz. Ancak sakin bir ortamda ihtişamlı bahçelerde yürüyüş yapmak isterseniz, kesinlikle değerlendirin.

Yüreğiniz Burkulacak Bir Durak: Dachau Toplama Kampı

Münih’e kadar gelip, yakın tarihin bu acımasız yüzüne tanıklık etmemek olmazdı. Dachau Toplama Kampı, Nazilerin ilk toplama kamplarından biri ve insanlığımızdan utanacağımız, yüreğinizin burkulacağı bir yer. Şen şatır bir tatil için değil, ibret almak ve unutturmamak adına ziyaret edilmesi gereken bir yer burası.

Dachau’ya, S2 hattı ile Dachau durağında inip, oradan 726 numaralı otobüsle KZ Gedenkstätte durağına giderek ulaşabilirsiniz. Kamp, her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edilebilir. Kampın girişindeki demir kapıda yazan o meşum yazı: “Arbeit macht frei” (Çalışmak özgürleştirir)… Bu cümleyi okuduğumda içimde bir şeyler düğümlendi.

1933’te siyasi suçlular için kurulan bu 4000 m²’lik kamp, diğer toplama kampları için bir prototip olmuş. 1945’te Amerikan askerlerinin gelişiyle vahşet durmuş. Mahkumların çalışma yerlerini, barınaklarını, yemekhanelerini, ibadet alanlarını gezdim. Odalarda Nazilerin uyguladığı işkenceler şematik olarak anlatılmıştı. Mahkumların mektupları, eşyaları, fotoğrafları… Bazı fotoğraflarda gülen gözlerle bakan mahkumlar vardı, içlerinde bir umut, bir çaresizlik… Yahudiler, Yehova Şahitleri, eşcinseller, politik muhalifler, göçmenler ve “asosyal” olarak adlandırılanlar… Hepsini düşündükçe boğazım düğümlendi.

Kampı gezerken üzerime çöken kasvet, gaz odaları ve fırınları gördüğümde dayanılmaz bir hal aldı. Mahkumlara banyo yapmaya götürüldükleri söyleniyormuş… O anki acıları, şaşkınlıkları, çaresizlikleri adeta duvarlara sinmişti. Sersemlemiş bir halde çıktım oradan. Etraf yemyeşil, baharın ilk çiçekleri açmış, mırıl mırıl akan bir çay… Bu güzelliğin ortasında insan nasıl bu kadar acımasız olabiliyor, anlamakta zorlandım. Burayı gezmek için en az 2-3 saat ayırın.

Münih Gezi İpuçları: Duygusal Yükünüzü Hafifletin

  1. Duygusal Bir Mola: Dachau’dan sonra ruhunuzu dinlendirmek için Starnberger Gölü’ne gitmenizi şiddetle öneririm. Biletiniz uygun bölgeyi kapsıyorsa, hemen atlayın bir trene ve doğanın kucağında huzur bulun. Ben böyle yaptım ve çok iyi geldi.

Ruhunuzu Besleyen Duraklar: Münih’in Katedralleri ve Kiliseleri

Bavyera’nın başkenti Münih, birbirinden görkemli kiliselerle dolu. Çoğu İkinci Dünya Savaşı’nda hasar görmüş olsa da, özenle restore edilerek eski ihtişamlarına kavuşturulmuşlar. Genellikle 10:00-18:00 saatleri arasında açık olsalar da, gitmeden önce web sitelerinden kontrol etmenizi tavsiye ederim. İşte benim gezdiğim ve beni en çok etkileyenlerden bazıları:

  • Frauenkirche: Münih’in İkonik Silueti
    Marienplatz’da, Neues Rathaus’un hemen arkasında yükselen bu katedral, Münih’in simgesi. Dışı içinden daha görkemliydi diyebilirim. 13. yüzyılda Meryem Ana Şapeli varken, Prens Sigismund tarafından 1488’de tamamlanan devasa bir katedral haline getirilmiş. Bavyera’nın o meşhur soğan biçimli kubbelerinin en güzel örneklerinden ikisi, 1525’ten beri 99 metre yüksekliğindeki ikiz kulelerini süslüyor. Şehrin merkezinde bu kulelerden daha yüksek bina yapılmasına izin verilmiyor. Katedralin içindeki 1500’lerden kalma Meryem Ana tasviri ve Aziz Andreas altarı mutlaka görülmeli. Girişteki “Şeytan’ın Ayak İzi” efsanesi ise beni gülümsetti; Şeytan’ın katedralin küçücük pencerelerine gülüp geçtiği rivayet ediliyor!
  • Peterskirche (“Alter Peter”): Münih’e Kuş Bakışı
    Marienplatz’da, Neues Rathaus’un karşısında yer alan Peterskirche, şehrin en eski kiliselerinden. 11. yüzyıla dayanan kökleriyle Münih’in ilk manastır yerleşkesiymiş. İçindeki 18. yüzyıldan kalma altarı ve tavandaki freskolar göz alıcı. Ama benim asıl hedefim, “Alter Peter” olarak bilinen kulesiydi! Tam 299 basamak tırmandım (evet, biraz da 3 Euro ödedim!) ve karşılığında Münih’in kalbinin attığı bölgenin en nefes kesici manzarasını gördüm. Kesinlikle değer!
  • Michaeliskirche: Kraliyet Mezarları ve Barok İhtişam
    Karlsplatz ile Marienplatz arasındaki yolda, sık sık önünden geçeceğiniz bu kilise, Kuzey Alpleri’nin en büyük Rönesans kilisesi olarak biliniyor. 1583-1597 yılları arasında yaptırılmış ve erken Barok ile Maniyerist etkiler taşıyor. Burada Wittelsbach Hanedanı’nın birçok üyesinin naaşı bulunuyor, hatta o masalsı Kral II. Ludwig’in mezarı bile burada! Kapısındaki Başmelek Mikail’in canavarla savaşını tasvir eden heykel oldukça çarpıcıydı.
  • Theatinerkirche (Sankt Kajetan): İtalyan Barok’unun Münih’teki Yansıması
    Odeonplatz’da, metro durağından çıkar çıkmaz karşınıza çıkacak olan Theatinerkirche, İtalyan Barok’unun görkemini Münih’e taşıyor. 1663-1690 yılları arasında Elektör Ferdinand ve eşi Henriette Adelaide tarafından, oğulları Max Emanuel’in doğumu şerefine yaptırılmış. Rokoko süslemeleriyle dolu ön cephesi ve alışılmadık kuleleri zamanında çok tartışma yaratmış. İçerisinde yine Bavyera hanedanından birçok ismin mezarı bulunuyor.
  • Asamkirche (St Johann Nepomuk): Küçük Hacimde Büyük Sanat!
    Sendlinger metro durağına yakın, Marienplatz ile Sendlinger Kapısı arasındaki yolda, küçücük bir kilise ama içi tam bir şaheser! Asam kardeşlerin 1733-1746 yılları arasında kendi özel kiliseleri olarak inşa ettikleri bu yapı, oymalar, resimler, freskolar ve heykellerle dolu, adeta gözünüzü alamıyorsunuz. Güney Almanya’daki geç Barok tarzın en önemli temsilcisi olarak kabul ediliyor. Aziz Nepomuk’a adanmış tavandaki freskolar özellikle etkileyiciydi.

Sanatın ve Tarihin İzinde: Münih Müzeleri

Münih adeta bir müzeler şehri! Eğer sanat ve tarih tutkunuysanız, burası sizin için bir cennet. Benim gezdiğim başlıca müzeler için en az iki gün ayırmanız gerekecek; o da “acaba sanatçı burada ne demek istemiş” diye çok derinlere dalmadan gezerseniz!

Pinakothek Üçlüsü: Resim Sanatının Zirvesi

Luisen Strasse üzerinde, on dakikalık bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz bu üç müze, birbirini tamamlayan bir sanat yolculuğu sunuyor: Alte Pinakothek, Neue Pinakothek ve Pinakothek der Moderne.

  • Alte Pinakothek: Eski Ustaların Şaheserleri
    1826-1936 yılları arasında neoklasik tarzda inşa edilen Alte Pinakothek, dünyanın en önemli resim koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Alman, Hollandalı, Felemenk, İtalyan, Fransız ve İspanyol ressamların eserleriyle dolu. Albrecht Dürer, Rembrandt, Rubens, Leonardo da Vinci, Raphael, Titian, El Greco gibi ustaların tabloları beni adeta büyüledi. Özellikle Rubens koleksiyonu dünya çapında üne sahip. Murillo’nun “Üzüm Yiyen Dilenci Çocukları” tablosuyla tekrar karşılaşmak da hoş bir sürpriz oldu!
  • Neue Pinakothek: Empresyonizmden Post-Empresyonizme
    İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılan ve 1981’de yeniden açılan Neue Pinakothek, 18. ve 19. yüzyıl resim sanatının kalbini atıyor. Manet, Monet, Cezanne, Renoir, Gauguin, Degas gibi empresyonist ve post-empresyonist akımların ağır toplarının eserleri burada. Van Gogh’un Ayçiçekleri’ni görmek ise adeta bir rüya! Gustav Klimt, Edvard Munch, Picasso gibi ustaların eserleriyle dolu bu müze, sanat tarihine yolculuk yapmak isteyenler için kaçırılmamalı.
  • Pinakothek der Moderne: Çağdaş Sanatın Nabzı
    Alte ve Neue Pinakothek’i tamamlayarak sanat tarihi sürecini günümüze taşıyan bu müze, dört ayrı bölümü barındırıyor: Yeni Müze, Tasarım Müzesi, Mimarlık Müzesi ve Grafik Müzesi. Picasso, Braque, Matisse’in resimleri; Andy Warhol, Henry Moore gibi isimlerin çağdaş eserleri… Pop art’tan minimalizme kadar birçok akım burada kendine yer buluyor. Çağdaş sanata mesafeli biri olarak, bir enstalasyondan gelen tiz sesi yangın alarmı sandığım anı hiç unutamayacağım!

Bayerisches National Museum: Avrupa Sanatının Geniş Panoraması

1885’te Kral Maximilian II tarafından kurulan bu müze, antik dönemlerden 20. yüzyıla uzanan geniş bir Avrupa sanatı yelpazesi sunuyor. Prinzregentenstrasse üzerindeki görkemli binası, dışarıdan bile etkileyici. Benim favori müzelerimden biri burası!

Müzede; Orta Çağ’dan Gotik döneme, Rönesans’tan Barok ve Rokoko’ya kadar uzanan heykeller, ahşap oymalar, resimler ve farklı malzemelerden yapılmış objeler bulunuyor. Özellikle Alman Rokoko akımının Ignaz Günther ve Johann Baptist Straub gibi ustalarının heykelleri beni çok etkiledi. Ayrıca, Art Nouveau döneminin ışıltılı porselen, cam ve değerli taş eserleri, özellikle Tiffany parçalar, hem tanıdık hem de büyüleyiciydi.

Müzenin belki de en ayrıcalıklı bölümü, “nativity scenes” ya da Münih’te “Krippen” (Beşik) olarak adlandırılan doğuş sahnesi düzenlemeleriydi. 1700-1900 dönemlerinde Bavyeralı ve İtalyan sanatçılar tarafından yapılmış, minik objelerle üç boyutlu olarak canlandırılan bu sahneler, İsa’nın doğumundan dinsel konulara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. O ince işçilik, o detaylar… Adeta küçücük bir alanda kocaman bir dünya yaratılmış. Bir Pieter Brueghel tablosunun üç boyutlu düzenlemesini görmek de ayrı bir sürprizdi!

Burayı gezmek için en az 2-3 saat ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Münih’in ünlü üçlü müzelerinden hiç de geri kalmayan, hatta bence daha fazla keşif barındıran bir yer burası!

Diğer Münih Müzeleri: Sanatın Her Dalı Burda!

  • Schack Galerie: Alman Romantizminin İzinde
    Adolf Friedrich von Schack’ın koleksiyonuna ev sahipliği yapan bu müze, daha çok 19. yüzyıl Alman ressamlarının eserlerini içeriyor. Carl Spitzweg’in 1855 tarihli “Kahvehanedeki Türkler” tablosu, benim ilgimi çekti. Özellikle Alman Romantizmi ve İtalya manzaralarına meraklıysanız uğrayabilirsiniz.
  • Stadtmuseum: Münih’in Hikayesi
    Viktualienmarkt’ın hemen yanında, Sankt Jakobs Meydanı’nda yer alan bu beyaz Gotik bina, Münih’in şehir tarihini anlatıyor. Erasmus Grasser’in 1480’de yaptığı Mağribi Dansçılar heykeli, dünyanın sayılı oyuncak bebek koleksiyonu ve çeşitli sanat akımlarının izlerini taşıyan mobilyalar burada sergileniyor. Binanın kendisi bile bir sanat eseri! Orta Çağ’dan günümüze Münihlilerin günlük yaşamına dair objelerle dolu “Typisch München” sergisi de oldukça ilgi çekici.

“Münih Gezi Rehberi: Bavyera’nın Kalbinde Tarih, Sanat, Kültür ve Bira Dolu Bir Keşif!” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorisinde bulunan yazılarımıza göz atabilirsiniz.

Münih Deneyiminizi Tamamlayacak Pratik Bilgiler ve Tavsiyeler

Canım okuyucularım, Münih gezimde edindiğim deneyimlerden yola çıkarak size birkaç son tavsiyem daha var:

Ceren’den Gezi İpuçları: Münih’i Yaşamak İçin Pratik Öneriler

  1. Bira Kültürüne Dalın: Eğer Ekim ayında Münih’teyseniz, dünyanın en büyük halk festivali olan Oktoberfest’e mutlaka katılın! O devasa bira çadırları, coşkulu atmosfer… Efsanevi bir deneyim. Başka zamanlarda gitseniz bile, Münih’in meşhur bira bahçelerinden (Biergarten) birine mutlaka uğrayın. Geleneksel Bavyera yemekleri eşliğinde soğuk bir bira yudumlamak, Münih ruhunu hissetmenin en keyifli yollarından.
  2. Küçük Ama Etkili Detaylar: Karlsplatz’daki Adalet Sarayı’na ve yanındaki nefis bir kafe ile görkemli bir havuzu olan Botanischegarten’a bir göz atın. Frauenkirche’nin arkasındaki barok Holnstein Konağı da (Erzbischoefliches Palais) yolunuz düşerse ilgizi çekebilir. Ayrıca, eğer imkanınız varsa, Bayerische Staatsoper’da bir gösteri izlemek kültür ve sanat dolu bir akşam için harika bir seçenek olur.
  3. Eğlence ve Gece Hayatı: Münih’in canlı gece hayatını deneyimlemek isterseniz Gartnerplatz ile Glockenbachviertel bölgelerine uğrayın. Şık restoranlar, keyifli kafeler, tasarım dükkanları ve barlar burada yoğunlaşıyor. Daha alternatif bir eğlence arıyorsanız, Kultfabrik bölgesini de düşünebilirsiniz.

Münih, benim için önyargılarımı yıkan, tarih, sanat, kültür ve teknoloji (BMW Müzesi gibi noktalarla bunu da görmek mümkün) ile harmanlanmış, yeşillikler içinde modern bir masal diyarı oldu. Her köşesi ayrı bir hikaye anlatan bu şehri keşfetmek, ruhumu zenginleştiren bir yolculuktu.

Siz de Münih’i keşfetmek için bavulunuzu hazırlayın! Belki de sizin de ön yargılarınız kırılır ve Bavyera’nın bu güzel başkentinde unutulmaz anılar biriktirirsiniz. Deneyimlerinizi ve favori Münih rotalarınızı yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!

İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:

Eskişehir Gezi Rehberi: İç Anadolu’da Bir Avrupa Şehri

Prizren Gezi Rehberi: Kosova’nın Kalbinde Bir Osmanlı Masalı

Priştine Gezi Rehberi: Avrupa’nın En Genç Başkentini Benimle Keşfet!

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir