1. Anasayfa
  2. Keşfet

Antik İran’ın Kalbinde Bir Zaman Yolculuğu: Pasargad ve Persepolis Gezisi

Antik İran’ın Kalbinde Bir Zaman Yolculuğu: Pasargad ve Persepolis Gezisi
0

Merhaba sevgili gezgin dostlarım! Bu seferki rotamız, beni kelimenin tam anlamıyla zaman tünelinde bir yolculuğa çıkaran, Pers İmparatorluğu’nun kalbi, Antik İran‘ın nefes kesen iki başkenti: Pasargad ve Persepolis. Bu topraklar, her köşesinde binlerce yıllık hikayeleri fısıldıyor ve ben de o fısıltıların peşinden giderek edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum!

Şiraz’ın canlı atmosferinden yaklaşık 130 km uzaklaşarak kendimizi tarihin tozlu sayfalarına bırakmak için ilk durağımız Pasargad oldu. Persepolis‘e sadece 78 km mesafedeki bu tarihi bölge, 2004 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne girmiş ve beni görür görmez büyüledi. Burası, Ahameniş Hanedanı‘nın ilk başkenti ve her taşında Büyük Kiros‘un (Keyhüsrev) izlerini taşıyor.

Pasargad: Büyük Kiros’un Ebedi İstirahatgahı

Büyük Kiros, M.Ö. 550 yılında Med Kralı Astiages’i mağlup ederek Med devletini tarihten silmiş ve zafer kazandığı bu topraklara başkentin kurulması emrini vermiş. Kentin adı, en büyük Pers kabilesi olan Pasargad’lardan geliyormuş. Ancak I. Dareios‘un tahta geçmesiyle M.Ö. 522’de başkent unvanını Persepolis devralmış.

Pasargad’da beni en çok etkileyen yapı hiç şüphesiz Büyük Kiros’un Mezarı oldu. Yüzyıllara meydan okuyan duruşuyla beni büyüledi. Saf beyaz kireç taşı bloklarından yükselen bu anıtsal yapı, altı basamaklı görkemli bir kaide üzerinde, beşik çatılı dikdörtgen bir mezar odasına ev sahipliği yapıyor. İslam döneminde buranın Süleyman’ın annesine ait olduğuna inanılması, mezarın kutsal kabul edilmesini sağlamış ve belki de bu sayede günümüze dek ayakta kalabilmiş. Hatta Büyük İskender bile şehri fethettiğinde bu kutsal mezarı ziyaret etmiş.

Mezarın çevresinde ise antik kentin kalıntıları tüm ihtişamıyla duruyor. Arkeolojik kazılar hala devam ediyor ve her yeni keşif, geçmişin perdesini biraz daha aralıyor. Ahamenişler, Pasargad’ı öyle bir estetikle tasarlamışlar ki, kentin görkemli ama bir o kadar da yalın mimarisi hemen dikkatimi çekti. İç kale, koni biçimli alçak bir tepeye kurulmuş, taş kaplı geniş bir platform üzerinde yükseliyor. Kraliyet yapılarının bulunduğu parkın tek giriş yapısında dört kanatlı, taçlı bir figürden oluşan bir kraliyet arması gördüm. Bu armanın, Asur saraylarındaki koruyucu ruh betimlemelerinden uyarlanmış olması, kültürel etkileşimin güzel bir örneği.

Kentin güneyinde, kayalara oyulmuş kanal şeklindeki izler, bir zamanlar Pasargad’ı Persepolis‘e bağlayan yolun kalıntıları. Bu izlere bakarken, o yollardan nice kervanların, nice kraliyet alaylarının geçtiğini hayal ettim.

Persepolis: Cemşid’in Tahtından Büyük İskender’in Yangınına

Pasargad’ın sessiz ihtişamından sonra, Persepolis‘e doğru yolculuğumuza devam ettik ve nihayet Şiraz’a yaklaşık 80 km uzaklıkta, 1979’da UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alınan bu eşsiz antik kente ulaştık. Persepolis, Yunancada ‘Pers ülkesinin başşehri’ anlamına geliyor. İranlılar ise burayı Farsça’da ‘Taht-ı Cemşid’ yani ‘Cemşid’in Tahtı’ olarak adlandırmışlar; böylesi görkemli bir yerin ancak mitolojik İran kahramanı Cemşid’e ait olabileceğini düşünmüş olmalılar.

Persepolis‘in yapımına I. Dareios tarafından M.Ö. 521 yılında başlandığı ve tamamlanmasının yaklaşık 150 yıl sürdüğü tahmin ediliyor. Bu dönemden kalan yazıtlar ve kalıntılar, Antik İran‘a dair pek çok sırrı günümüze taşıyor. I. Dareios, Kserkses, Artaxerkes gibi krallar, bu topraklara eşsiz eserler bırakmışlar. Buradaki bazı sarayların, Ahameniş imparatorları için yazlık saray ve tören alanı olarak kullanıldığını öğrenmek, hayal gücümü iyice tetikledi.

Yapılan araştırmalara göre, o dönemin büyük uygarlıkları olan Suşa, Babil ve Ekbatan’dan gelen temsilciler, günümüzdeki Nevruz ile aynı zamana denk gelen Noruz döneminde, krala çeşitli hediyeler sunarak saygılarını gösterirlermiş. Bu kültürel buluşmaları, duvarlardaki kabartmalarda görmek inanılmaz bir deneyimdi.

Persepolis, uzun bir altın çağ yaşadıktan sonra, M.Ö. 330 yılında Makedonyalı Büyük İskender tarafından ele geçirilip yakılıp yıkılmış. Zerdüştlük dinini yasaklamış ve tüm Avesta kitaplarını yaktırmış. Sonrasında şehir, toprak yığınları altında kendi kaderine terk edilmiş. Ta ki 1930’larda başlayan arkeolojik çalışmalarla yeniden gün yüzüne çıkana dek.

Şehrin yanışı ile ilgili farklı görüşler var. Kimileri, Büyük İskender’in III. Dareios‘u yendikten sonra, Kserkses‘in Yunanistan’da yaptıklarına misilleme olarak Persepolis’i yaktığını savunur. Diğer bir iddia ise, Firdevsi’nin Şehname’sinde İskender’i Pers imparatorluğunun varisi ilan etmesi ve İskender’in annesinin Pers olduğunu söylemesi. İskender’in sonradan bir Doğu despotuna dönüşmesi ve Pers geleneklerini benimsemesi de bu iddiaları destekliyormuş.

Persepolis’in Görkemli Kapıları ve Salonları: Bir Taş Hikayesi

Persepolis, Kuh-i Rahmet (Rahmet Dağı) eteklerinde 125 bin metrekarelik devasa bir alana yayılmış. Kompleksin içinde saraylar, tören salonları, kral mezarları ve diğer kraliyet yapıları beni bekliyordu.

Şehrin kuruluş aşamalarını öğrenmek de oldukça ilginçti. Darius, ilk olarak zemini düzleştirmiş ve planlamayı yaptıktan sonra güneydoğu tarafına hazine odasını inşa ettirmiş. Kente, taş oymalı, yaklaşık yedi metre uzunluğunda görkemli merdivenlerle çıkılıyor. Yaklaşık 40 basamaktan oluşan bu merdivenlerin basamak yükseklikleri öylesine düşünülerek düzenlenmiş ki, önemli ziyaretçiler atlarıyla bile rahatça tırmanabiliyormuş.

Araştırmalar, Persepolis‘in yapımında çok sayıda Yunanlı mimar ve taş ustasının çalıştığını ortaya koymuş. İlginçtir ki, burada savaş tutsakları değil, ücretli işçiler çalıştırılmış. Merdivenlerin dayandığı paneller ve üzerlerindeki rölyefler, inanılmaz derecede iyi korunmuş. Çivi yazılarında Elamca, Babilce ve Eski Farsça dilleri kullanılmış. Rölyeflerde dini semboller ve Yeni Yıl (Nevruz) kutlamaları anlatılıyor. Kuzeydeki panel, Perslerin ve Medlerin saraya kabulünü, güneydeki ise diğer milletlerin saraya gelişini tasvir ediyor.

  • Apadana Tören Salonu‘nun doğuya bakan basamaklarında, Hindistan’dan Afrika’ya uzanan 23 heyetten temsilcilerin Pers kralına armağanlar sunup sadakatlerini gösterdiği kabartmalar bulunuyor.
  • İmparatorluktaki farklı milletlerin giyimleri, saç stilleri ve kültürleri bu tören sırasında bir arada sergileniyormuş.
  • Elçiler, bir selvi ağacı (hayat ağacı) ile diğer ülkelerin elçilerinden ayrılmış.

Bu kabartmalarda her ülkenin kültürel önemi göz önünde bulundurulmuş; Medler, Elamlar, Babilliler, Asurlar gibi milletler daha ön planda gösterilmiş. Persler ise kurucu oldukları için vergi vermekten muaf tutulmuş ve hediye getirenler arasında yer almamış. Merdivenlerden sonra ulaştığım avludan, Tüm Milletler Kapısı‘na (Gate of All Nations) vardım. I. Kserkses zamanında yapılan bu kapı, devasa sütunları ve heykelleriyle beni çok etkiledi. Kapının batı tarafındaki sütunların önünde dev boyutlarda iki boğa heykeli, doğu tarafında ise sakallı insan şeklinde boğa figürleri (lamassu) kapıyı koruyor.

Tüm Milletler Kapısı‘ndan geçince dört ayrı yöne gidilebiliyor. Batı yönüne gittiğinizde ana saraya ulaşıyorsunuz. Duvarları hurma dallarıyla süslenmiş bu koridorlar, ziyaretçilerin 100 Sütunlu Salon‘a alınmadan önce bekletildiği küçük bir salona açılıyormuş. Günümüze sadece alt kısımları kalabilmiş bu duvarlar bile dönemin ihtişamını yansıtıyor.

Persepolis’in Kalbi: Apadana ve 100 Sütunlu Salon

Persepolis‘teki en büyük kalıntı, beni adeta nefessiz bırakan 100 Sütunlu Salon‘du. Kral Darius’un halkı huzuruna kabul ettiği, gümüş ve altın işlemeli süslemelerle bezeli Apadana Tören Salonu, her biri 20 metre yükseklikte ve üzerinde 2 metrelik boğa veya insan başlıklı sütunlarıyla inanılmaz bir yapı. Mısır’daki ocaklardan getirilen blok taşlarla yapılmış bu salon, 10.000 kişi kapasiteliymiş! O dönemde bu kadar büyük bir kapalı salon başka hiçbir yerde görülmemiş.

Bugün sadece 13 sütunu ayakta kalabilmiş. Diğerleri Büyük İskender‘in M.Ö. 331’deki yangınında tahrip olmuş veya zamanla doğal aşınma ve insan eliyle yok edilmiş. Geriye kalan bu görkemli sütunlara bakarken, geçmişin gücünü ve aynı zamanda kırılganlığını hissettim. Salonun güneyinde yer alan Dareios’un Tachara’sı (Kışlık Saray) ise terasta inşa edilen ilk binaymış ve diğerlerine göre daha küçük, ahşap sütunlarıyla farklı bir havaya sahip.

Saraylardan biraz yukarıda, kayalık dağın yamaçlarında oyulmuş son Ahameniş krallarına ait kaya mezarları bulunuyor. Bu mezarlardaki kabartmalar, dönemin Zerdüşt inancını yansıtıyormuş. Maalesef zaman kısıtı nedeniyle bu mezarların olduğu bölüme gidemesek de, varlıkları bile bu tarihi bölgenin ne kadar zengin olduğunu gösteriyor.

Ceren’den Gezi İpuçları: Persepolis ve Pasargad Maceranız İçin

  • Zamanı İyi Planlayın: Bu devasa alanları gezmek gerçekten tüm bir günü hak ediyor. Bizim tur programımız kapsamında birkaç saatte gezmeye çalıştık ama ben size minimum yarım gününüzü Pasargad’a, tam gününüzü ise Persepolis’e ayırmanızı öneririm. Her köşesinde ayrı bir hikaye gizli!
  • Rehber Edinmek Şart: Bu kadar köklü bir tarihi kendi başınıza anlamaya çalışmak çok zorlayıcı olabilir. Bölgeden yerel bir rehberle gezmek, gördüğünüz her taşın, her kabartmanın hikayesini derinlemesine öğrenmenizi sağlar ve deneyiminizi katlar. Ben de öyle yaptım ve çok şey öğrendim.
  • Hazırlıklı Gidin: İran’ın güneyi sıcak olabilir. Yanınıza mutlaka şapka, güneş kremi ve bol su alın. Yürüyüş için rahat ayakkabılar tercih edin çünkü keşfedecek çok yer var. En ideal ziyaret zamanı ilkbahar ve sonbahar aylarıdır.

Antik İran‘ın bu eşsiz kalıntıları, tarihin ne kadar derin ve etkileyici olabileceğini bir kez daha gösterdi bana. Pasargad ve Persepolis, sadece taş yığınları değil, aynı zamanda geçmişin ruhunu taşıyan canlı müzeler gibi. Her bir kabartma, her bir sütun, asırlar öncesinden günümüze uzanan bir köprü.

Umarım bu gezi rehberi, sizde de bu kadim topraklara karşı bir merak uyandırmıştır. Siz de Antik İran‘ın bu büyülü atmosferini deneyimlemeyi düşünüyor musunuz? Ya da daha önce buraları ziyaret ettiyseniz, sizi en çok ne etkiledi? Yorumlarınızı ve tecrübelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın!

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir