1. Anasayfa
  2. Keşfet

Glasgow’un Gizemli ve Sanat Dolu Ruhunu Keşfet: Bir Gezginin Gözünden İskoçya’nın Kalbi

Glasgow’un Gizemli ve Sanat Dolu Ruhunu Keşfet: Bir Gezginin Gözünden İskoçya’nın Kalbi
Glasgow'un Gizemli ve Sanat Dolu Ruhunu Keşfet: Bir Gezginin Gözünden İskoçya'nın Kalbi
0

Merhaba sevgili gezi tutkunları! Ben Ceren Gezgin, rotamı bu kez İskoçya’nın en kalabalık ve en enerjik şehri Glasgow‘a çevirdim. Genellikle komşusu Edinburgh’un gölgesinde kalsa da, Glasgow’un kendine has bir ruhu, sanatla yoğrulmuş bir atmosferi ve keşfedilmeyi bekleyen sayısız güzelliği var. Bu makalede, benim gözümden Glasgow gezilecek yerler listesini, deneyimlerimi ve tabii ki olmazsa olmaz kişisel ipuçlarımı bulacaksınız. Hazır mısınız, benimle birlikte bu büyüleyici şehre ışınlanmaya?

Glasgow: Tarihi ve Modern Dokunuşlarla Bir Şehir Efsanesi

Glasgow: Tarihi ve Modern Dokunuşlarla Bir Şehir Efsanesi
Glasgow: Tarihi ve Modern Dokunuşlarla Bir Şehir Efsanesi

İskoçya’nın batısında, Clyde Nehri’nin İrlanda Denizi’ne açılan haliç üzerine kurulmuş bu şehir, aslında küçük bir balıkçı kasabasından bugün Birleşik Krallık’ın en çok ziyaret edilen beşinci şehrine dönüşmüş. 19. yüzyıldaki hızlı sanayileşme ve gemi yapımındaki başarısıyla bir dünya devi haline gelen Glasgow, 2014’teki Commonwealth Oyunları ve 2018’deki Avrupa Şampiyonası gibi büyük organizasyonlara ev sahipliği yaparak spor dünyasında da adından sıkça söz ettirmiş.

Glasgow‘lulara ‘Glaswegians’ ya da ‘Weegies’ deniyor. Benim de bizzat deneyimlediğim gibi, buradaki yerel lehçe olan ‘Glasgow patter’ dışarıdan gelenler için epey kafa karıştırıcı olabiliyor. Airbnb ev sahibimle anlaşmak için defalarca rica ettiğim anlar, sonradan öğrendiğim bu bilgiyle tatlı bir anıya dönüştü!

Şehrin Kalbinde Bir Tur: Sanat, Alışveriş ve Heykeller

Edinburgh’dan bindiğim otobüsle yemyeşil manzaralar eşliğinde yaklaşık 1.5 saat sonra Glasgow‘a vardım. Otobüs terminalinin merkezi konumu sayesinde, sırt çantamı kalacağım eve bırakır bırakmaz şehrin nabzını tutan sokaklara attım kendimi. Ev sahibimin anahtarı paspasın altına bırakacak kadar bana güvenmesi, dünyanın bu köşesinde insanların hala ne kadar içten olabildiğini gösteriyordu. Belki de bu, Glasgow ruhunun bir parçasıdır!

İlk durağım, mimarisiyle göz kamaştıran, araç trafiğine kapalı Buchanan Caddesi oldu. Ünlü markaların mağazaları, sokak sanatçılarının melodileri ve keyifli kafeleriyle burası, alışveriş yapmak, gezinmek ve atmosferin tadını çıkarmak için harika bir yer. Hotel Chocolat binasının tavus kuşu gibi taçlandırılmış girişi gibi ilginç detaylar, şehrin yaratıcılığını her köşede hissettiriyor.

Ardından, şehrin kalbi adeta George Square‘de atmaya başlıyor. Kocaman, heykellerle süslü bu meydan, Kral III. George’dan adını almış ve 12 önemli kişinin heykeline ev sahipliği yapıyor. Kraliçe Victoria’dan buhar makinesinin mucidi James Watt’a kadar birçok önemli isim burada anılıyor. Meydanı çevreleyen Viktorya dönemi mimarisinin şaheserleri arasında, özellikle Glasgow City Chambers (Belediye Sarayı) dikkat çekiyor. Ne yazık ki, açılış saatlerine dikkat etmediğim için binanın içine giremedim ve ertesi gün kapıdan geri çevrilmenin pişmanlığını yaşadım. Siz bu hatayı yapmayın, Pazartesi-Cuma günleri ücretsiz rehberli turlarla gezebilirsiniz!

Merchant City olarak bilinen bölge de tarih ve modernizmin harmanlandığı, dar sokakları ve eski binalarıyla keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Benim gibi tarih meraklıları için bu bölgedeki 17. yüzyıldan kalma binalar, eski ticaret merkezinin ruhunu hala taşıyor.

Geçmişe Yolculuk: Katedraller, Nekropoller ve Sanat Galerileri

İkinci gün, Glasgow Katedrali ile güne başladım. Dışarıdan diğer kiliselere benziyor gibi görünse de, bu yapı İskoçya’daki en eski katedral ve Glasgow‘daki en eski bina olma özelliğini taşıyor. M.S. 6. yüzyılda yaşamış St. Kentigern’in (St. Mungo) mezarı üzerine inşa edildiği düşünülen bu Orta Çağ şaheseri, ünlü ‘Outlander’ dizisi için de set olmuş.

Katedralin içi, 14. yüzyıldan kalma ahşap tavanı ve modern vitray pencereleriyle oldukça etkileyici. Özellikle ‘Yaratılış’ konulu Büyük Batı Penceresi ve ana rengi mavi olan ‘Millennium Window’ görülmeye değer. Alt katta ise St. Mungo’ya ait olduğu düşünülen mezar ve erken döneme ait eserler sizi bekliyor.

Katedralin hemen doğusundaki Glasgow Nekropolü, Viktorya dönemi mezarlığı, düşük ama belirgin bir tepenin üzerinde yükseliyor. 3500’den fazla anıt ve yaklaşık elli bin mezara ev sahipliği yapan bu yer, sadece bir mezarlık değil, aynı zamanda şehrin tarihine ve sosyal yapısına dair ilginç hikayeler barındırıyor. Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı’ndan esinlenerek açılmış olması da ayrıca dikkat çekici.

Yakınlarda bulunan Provand’s Lordship ise 1471’de inşa edilmiş, Glasgow‘daki en eski Orta Çağ evi. Maalesef ben içini gezme fırsatı bulamadım ama 17. yüzyıl İskoç mobilyaları ve kraliyet portreleriyle döşeli bu ev, zamanda yolculuk yapmak isteyenler için harika bir durak.

St. Mungo Din ve Sanat Müzesi, bana göre Glasgow müzeleri arasında kesinlikle özel bir yere sahip. Castle Caddesi’nde yer alan bu ücretsiz müze, dünyanın dört bir yanındaki tüm önemli dinlere ait eserleri, ritüelleri ve öğretileri bir araya getiriyor. Mısır mumyalarından Hindu tanrılarına, seccadelerden tespihlere kadar pek çok objenin sergilendiği bu müze, farklı inançlar arasındaki anlayışı ve saygıyı artırmayı hedefliyor. Bir gününüzü rahatlıkla ayırabileceğiniz, gerçekten eşsiz bir deneyim!

Modern Sanatın Kalbi ve Eğlenceli Bir Gelenek: GoMA ve Konili Heykel

Modern Sanatlar Galerisi (GoMA), Glasgow‘daki çağdaş sanatın kalbi. Yine ücretsiz olarak gezebileceğiniz bu galeri, Royal Exchange Meydanı’nda yer alıyor. Ancak burayı özel kılan sadece içindeki eserler değil, önündeki I. Wellington Dükü Arthur Wellesley heykeli ve başındaki o meşhur trafik konisi!

1980’lerden bu yana, şehrin muzip sakinleri bu heykelin başına trafik konisi takarak ilginç bir geleneği başlatmışlar. Bu koni, yerel halkın mizah anlayışını, hatta kent otoritesine karşı duruşunu simgeliyor. Hatta 2013’te konseyin kaideyi yükseltme girişimine 10 bin imzalı dilekçeyle karşı çıkılmış! Bu komik heykel, ziyaretçiler için popüler bir fotoğraf noktası haline gelmiş ve Lonely Planet tarafından ‘Dünyadaki en tuhaf 10 anıt’ listesine bile alınmış. Şehri ziyaret ettiğinizde, bu eğlenceli geleneğe tanıklık etmeyi unutmayın!

West End Rüyası: Parklar, Müzeler ve Harry Potter Esintisi

Glasgow‘un Batı Yakası’nda yer alan Kelvingrove Parkı, Viktorya tipi parkların klasik bir örneği. Kelvin Nehri’nin Clyde Nehri ile birleştiği bu bölge, yaban hayatı için adeta bir cennet. Hafta sonu kalabalığına karışarak, parkın yeşil atmosferinde dinlenmek harika bir deneyimdi.

Parkın hemen yanında ise, İskoçya’nın en popüler ücretsiz etkinlik merkezlerinden biri olan Kelvingrove Sanat Galerisi ve Müzesi yükseliyor. 1901’de açılan bu heybetli bina, 22 farklı temada 8.000’den fazla esere ev sahipliği yapıyor. Rembrandt’tan Monet’ye, Van Gogh’tan Dali’nin ikonik ‘Aziz Haç’ın İsa’sı’ tablosuna kadar birçok ünlü eseri burada görebilirsiniz. Antik Mısır hazinelerinden Orta Çağ savaş aletlerine kadar geniş bir yelpazede koleksiyonları barındıran bu müze, gerçekten herkes için keşfedecek bir şeyler sunuyor. Salvador Dali’nin tablosunun 1952’de 8.200 sterline satın alınmasının o dönemde büyük tartışma yaratması da, sanatın değerinin nasıl zamanla anlaşıldığının güzel bir örneği.

Kelvingrove Müzesi‘nden sonra rotamı Glasgow Üniversitesi‘ne çevirdim. 1451’de kurulan bu köklü üniversite, dünyanın dördüncü en eski İngilizce eğitim veren kurumu. Binalarının gotik mimarisi, bana adeta Harry Potter filmlerindeki Hogwarts’ı anımsattı! Öğrenci nüfusunun yoğun olduğu West End bölgesi, bohem atmosferiyle de dikkat çekiyor. Güneşlenen öğrenciler, sokaklardaki canlılık… Burası gerçekten enerjisi yüksek bir yer.

Üniversitenin bir parçası olan Hunterian Müzesi, İskoçya’nın kültürel mirasını barındıran en eski müzesi. Özellikle İskoç fosilleri, mineralleri, dünyanın en büyük madalya koleksiyonu ve 2500 yıllık bir mumya gibi nadir eserler burada sergileniyor. Hunterian Sanat Galerisi’nde ise Rembrandt ve Rubens gibi ustaların eserlerini ücretsiz olarak görebilirsiniz.

Ceren’den Glasgow Gezi İpuçları

  • Zamanlamaya Dikkat Edin: Benim Belediye Sarayı’nı gezememe talihsizliğimden ders çıkarın! Özellikle müzeler ve tarihi yapılar için açılış saatlerini ve rehberli tur bilgilerini önceden kontrol edin. Birçok yer hafta sonları farklı saatlerde veya kapalı olabiliyor.
  • Yürüyerek Keşfedin: Glasgow’un merkezi oldukça kompakt. Şehrin ruhunu hissetmek ve ara sokaklardaki gizli güzellikleri keşfetmek için bolca yürüyüş yapın. Yorgun hissettiğinizde ise, metro veya otobüs ağı oldukça pratik.
  • Yerel Lezzetleri Deneyin: Şehirde canlı bir yeme-içme kültürü var. Özellikle pub’lar, yerel halkla kaynaşmak ve İskoç mutfağının tadına bakmak için harika yerler. George Square’deki İtalyan Bölgesi’ndeki kafeleri de unutmayın!

Zamanım Yetmedi Ama… Keşfedilmeyi Bekleyen Diğer Noktalar

Ne yazık ki, her yeri görmeye zamanım yetmedi ama sizler için not aldığım, kesinlikle görülmeye değer birkaç yer daha var:

  • Riverside Museum: 2013’te Avrupa’da yılın müzesi seçilen, denizcilik ve taşımacılık üzerine eserlerin sergilendiği modern bir harika.
  • Glasgow Kulesi: İskoçya’nın en uzun ve dünyanın tamamen dönen en yüksek binası olarak Guinness rekorunu elinde tutuyor (127 metre!).
  • Barras Pazarı: Şehrin doğu yakasında, yiyecekten antikaya binlerce ilginç ürünün satıldığı, otantik bir pazar deneyimi sunuyor.
  • Glasgow Botanik Bahçeleri ve Kibble Cam Sarayı: Doğayla iç içe huzurlu anlar geçirmek isteyenler için ideal.

“Glasgow’un Gizemli ve Sanat Dolu Ruhunu Keşfet: Bir Gezginin Gözünden İskoçya’nın Kalbi” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimize göz atabilirsiniz.

Son Sözüm: Glasgow’a Bir Şans Verin!

İskoçya gezi denince akla ilk Edinburgh gelse de, Glasgow kesinlikle kendi başına bir keşif! Canlı gece hayatı, zengin sanatsal ve kültürel dokusu, parkları ve sıcacık insanlarıyla Glasgow, benim için unutulmaz bir deneyimdi. Tarihi dokuyu modern mimariyle harmanlaması, şehre benzersiz bir hava katmış. Müzikle tanınan bu şehir, insanın içini kıpır kıpır yapan coşkulu bir şarkı gibi…

Eğer siz de farklı bir İskoçya deneyimi arıyorsanız, Glasgow‘u rotanıza eklemeyi ihmal etmeyin. Emin olun, bu dinamik şehir sizi baştan çıkaracak!

Siz de Glasgow‘u ziyaret ettiniz mi? En sevdiğiniz yer neresiydi? Yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın. Belki de bir sonraki Glasgow gezi rehberimizde sizin tavsiyelerinize yer veririm!

İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:

Avignon Gezi Rehberi: Orta Çağ’ın Büyülü Labirentinde Bir Papalık Macerası

Sevilla Gezi Rehberi: Endülüs’ün Kalbinde Unutulmaz Bir Keşif

Edinburgh Gezi Rehberi: İskoçya’nın Başkentinde Tarihin ve Büyünün İzinde

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili
İlginizi Çekebilir
Endonezya Ülke Rehberi

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir