Ah, Granada! Bu isim bende her zaman eski bir melodinin, uzak bir masalın ve elbette El Hamra’nın o dillere destan güzelliğinin yankılarını uyandırır. Gençliğimde Baccara grubunun ‘Granada’ şarkısıyla kulağıma çalınan bu büyülü şehir, yıllar içinde Luciano Pavarotti’nin o eşsiz yorumuyla adeta ruhuma işlemişti. Bugün ise, geçmişin görkemli fısıltılarını meraklı gezginlere sunan, yaşayan bir tarih kitabı adeta.
Yollarım her düştüğünde kendimi yeniden El Hamra‘nın o eşsiz atmosferinde buluyorum ve her seferinde ilk günkü gibi büyüleniyorum. Hatta bu orta çağ sarayını, Topkapı gibi diğer dönem saraylarıyla kıyaslamaktan kendimi alamıyorum. Ama Granada sadece El Hamra demek değil benim için. Büyük şair Lorca’nın, özgürlük mücadelesi sırasında faşistler tarafından katledildiği topraklar burası. İşte bu yüzden Granada, her köşesinde ayrı bir hüzün ve büyü barındıran, kalbimde özel bir yere sahip. Hadi gelin, bu eşsiz Endülüs şehrinin derinliklerine birlikte dalalım!
Granada’nın Kalbi Nerede Atıyor? Şehrin Ruhuyla Tanışın!

Granada, İspanya’nın güneyinde, görkemli Sierra Nevada dağlarının eteklerine kurulmuş, 738 metre rakımlı, engebeli ama bir o kadar da yeşil ve sulak bir şehir. Darro, Genil, Monachil, Beiro nehirlerinin beslediği verimli topraklar üzerinde yer alıyor. Yaklaşık 237.500 kişilik nüfusuyla İspanya’nın 13. kalabalık şehri. İspanyolca’da ‘nar’ anlamına gelen Granada, bu sembolü şehrin her köşesinde gururla taşıyor. Hanedanlığın sembolü olan narı, mimariden süslemelere kadar her yerde görmeniz mümkün.
Endülüs’ün Son Direniş Noktası: Kısa Bir Tarih Yolculuğu
Granada‘nın tarihi, genel hatlarıyla tüm Endülüs bölgesininkine benzer: Romalılar, Vizigotlar, Emeviler ve nihayet Katolikler… Ancak Granada‘nın benzersiz özelliği, Emevilerin Endülüs’teki son direnme noktası olmasıdır. Kraliçe İsabel ve Kral Ferdinand’ın birleşen güçleri, Emevileri en son burada yenerek İspanya topraklarından çıkarmışlardır.
İlk yerleşim izleri MÖ 5500’lere kadar uzanan Granada, 711 yılında Mağribilerin fethiyle ‘Garnatah’ adını almış. 11. yüzyılda Emevilerin yıkılmasıyla Berberi Zavi bin Ziri bağımsız bir krallık kurmuş. Yahudi kültürünün ve ekonomisinin parladığı bu dönem, 1066’daki kıyımla sona ermiş. Ardından Murabıtlar, Muvahhidler derken, 1228’de İbn el Ahmar’ın başa geçmesiyle İberya’daki en uzun ömürlü İslam hanedanlığı olan Nasrid dönemi başlamış. Bu dönemde Araplar, Berberiler, Yahudiler ve Hristiyanlar barış içinde bir arada yaşamış. Hatta Battuta, Granada‘yı ‘Endülüs‘ün gelin şehri’ olarak tanımlamış.
Ancak bu parlak dönem, 1492’de Kraliçe I. İsabel ve Kral II. Fernando’nun, Müslüman ve Yahudilere ‘ya sev ya terk et’ dediği fetihle sona ermiş. Kalanların akıbetini, Endülüs‘teki Engizisyon müzelerinden tahmin edebiliyoruz. Amin Maalouf’un “Afrikalı Leo”su gibi eserlere konu olan bu dramatik dönüşüm, Granada‘nın ve tüm İspanya’nın kaderini değiştirmiş.
Granada’ya Nasıl Ulaşılır ve Şehir İçinde Nasıl Gezilir?
Türkiye’den direkt uçuş imkanı olmayan Granada Federico Garcia Lorca Havaalanı’na ulaşmanın en pratik yolu, İstanbul’dan Malaga’ya uçmak. Malaga Havaalanı’ndan Granada‘ya düzenli otobüs seferleri bulunuyor. Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren bu keyifli yolculuk, 11.57 ile 13.86 Euro arasında değişen fiyatlarla size unutulmaz bir Endülüs manzarası sunuyor.
Granada otobüs terminali şehir merkezinin biraz dışında, bu yüzden şehir merkezine ulaşım için taksi (yaklaşık 10 Euro) veya SN1 ve SN1 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. Şehir içi otobüs biletleri her biniş için 1.20 Euro; ancak benim gibi sık gezenlerdenseniz, 7 binişlik 5 Euro veya 16 binişlik 10 Euro gibi çoklu biletler çok daha avantajlı. Biletleri otobüs içinden kolayca alabilirsiniz. Ayrıca LAC adı verilen hızlı transit otobüsler de var, onların biletlerini duraklardaki makinelerden alabiliyorsunuz.
Granada aslında yürüyerek keşfedilebilecek bir şehir, ancak bolca tepe ve yokuş sizi bekliyor! Şehrin kalbi Plaza Isabel Catolica Meydanı’nda atıyor. Buradan kalkan Gran Via de Colon ve Reyes Catolicos caddeleri dışındaki noktalara ulaşım için otobüs veya taksi tercih edebilirsiniz. Alternatif olarak, lunapark trenini andıran gezi otobüsleri de daracık sokaklara girebiliyor ve bir günü 8, iki günü 12 Euro gibi uygun fiyatlarla hizmet veriyor.
El Hamra: Gözyaşlarının ve Masalların Sarayı
Eğer Granada‘ya geliyorsanız, El Hamra‘yı görmeden dönmek büyük bir eksiklik olur. Şehrin adeta kimliği haline gelmiş bu mimari şaheser, İslam sanatının ve biliminin parladığı dönemlerden günümüze kalan en nadide eserlerden biri. Gerçekten de büyülü bir yer; yok olan bir uygarlığın dillere destan görkemli vedası adeta.
El Hamra, sadece biz sıradan ölümlüleri değil, Washington Irving’den Salman Rushdie’ye, Amin Maalouf’tan Federico Garcia Lorca’ya kadar nice sanatçıyı derinden etkilemiş. Francisco Tarrega’nın ‘Recuerdos de la Alhambra’sı ise burada geçirdiğim anlara eşlik eden en güzel melodidir. Romalılardan kalma surların üzerine 889 yılında inşa edilen küçük bir kale, 13. yüzyılda Nasrid Emiri Muhammed ben Al-Ahmar tarafından kale-saraya dönüştürülmüş ve bugünkü muhteşem yapısına 1333’te Granada Sultanı I. Yusuf tarafından kavuşmuş.
Kırmızı anlamına gelen El Hamra, ismini yapının renginden değil, ilk banisi Muhammed ben Al-Ahmar’ın sakal renginden almıştır. Nasirilerin çöküş döneminde bir güç gösterisi olarak, yeryüzündeki kendi cennetlerinin bir imgesi olarak inşa edilen bu saray, 1984 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştır.
Nasrid Sarayı: 1001 Gece Masalları Gerçek Olsa…
El Hamra‘nın en ilgi çekici bölümü şüphesiz Nasrid Sarayı. Birbirine geçmeli odaların açıldığı havuzlu avlular, zarif taraçalar, oymalı kemerli kapılar ve ahşap işlemeli tavanlar sizi adeta bir masal diyarına taşıyor. Burası aynı zamanda bir saltanatın çöküşüne tanıklık etmiş, içinde o dönemin acısını da barındıran bir yer.
- Patio del Mexuar: Geziniz burada başlıyor. İdari yapılar ve bir mescit barındıran bu alan, sultanın halkını dinlediği yer olarak kullanılıyordu. Taş ve ahşap işçiliğinin ilk müjdecilerini burada göreceksiniz.
- Patio de los Arrayanes: Dikdörtgen havuz ve etrafını saran mersin ağaçlarıyla huzur dolu bir avlu. Duvarlardaki Allah’a ve Emir’e övgüler, dönemin sanat anlayışını gözler önüne seriyor.
- Salon de Embajadores (Kraliyet Odası): Nasrid Sarayı’ndaki en büyük oda. 45 metrelik Comares Kulesi’nin içinde yer alan bu oda, ince ince işlenmiş taş oymacılığı ve yedi kat cenneti simgeleyen tavan süslemeleriyle büyüleyici.
- Patio de los Leones (Aslanlı Avlu): Nasrid mimarisinin zirvesi! 124 mermer sütunla çevrili bu avlunun ortasındaki aslan heykellerinin sırtladığı havuz, cennetin dört nehrini simgeliyor. Buradaki odalardan biri, Washington Irving’in El Hamra Masalları’nı yazdığı yer olarak biliniyor.
- Sala de Dos Hermanas: Bal peteği desenli tavanıyla ünlü bu salon, sultan ve ailesinin yaşam alanıymış. Adını döşemesindeki iki mermer sütundan alıyor.
- Sala de los Abencerrajes: Rakip bir ailenin katledildiği trajik hikayelere ev sahipliği yapan bu odanın tavanındaki geometrik desenler, Pisagor teoreminden ilham almış.
Generalife: Sultanların Cennet Bahçesi
Nasrid Sarayı’ndan sonra ağaçlıklı yollardan geçerek karşı tepede yer alan Generalife’a ulaşıyoruz. ‘Yüce Cennet Bahçesi’ anlamına gelen Generalife, 1300’lerin başında III. Muhammed tarafından yaptırılmış ve Endülüs‘teki Mağribi tarzındaki en güzel bahçe örneklerinden biri. Günümüzde müzik ve dans festivallerine ev sahipliği yapan bu bahçe, türlü çiçekler ve su oyunlarıyla adeta bir yeryüzü cenneti.
- Patio de la Acequia: Ortasında uzun bir havuzun bulunduğu kapalı bir bahçe.
- Patios de los Cipreses (Sultana’nın Avlusu): Yüzyıllar ötesinden gelen dedikodulara göre Sultan Ebü-l Hasan’ın karısı Zoraya’nın aşığıyla buluştuğu yer olarak biliniyor.
Alcazaba ve V. Carlos Sarayı: Geçmişin Kalesi ve Rönesans Etkisi
Sarayın en eski bölümü olan Alcazaba, 13. yüzyıl başında yapılmış surlarla çevrili bir kale. Buradan Granada‘nın ve çevrenin nefes kesen panoramik manzaralarını izleyebilirsiniz. Isabel ve Fernando’nun fetih bayraklarının ilk dalgalandığı yer olan Torre de la Vela da burada bulunuyor.
V. Carlos Sarayı ise 16. yüzyılda inşa edilmiş, Rönesans tarzında, arena şeklinde devasa bir yapı. Hiçbir zaman tamamlanamamış olsa da, bugün Museo de la Alhambra ve Museo de Bellas Artes müzelerine ev sahipliği yapıyor. El Hamra Müzesi, Mağribi sanatının ve gündelik eşyalarının nadide örneklerini sunarken, Güzel Sanatlar Müzesi 15-20. yüzyıl İspanyol ressam ve heykeltıraşlarının eserlerini sergiliyor. Özellikle Granadalı mimar Alonso Cano’nun eserlerini burada görme şansınız olacak.
El Hamra‘ya Plaza Nueva’dan, 15. yüzyıl yapımı Granada Kapısı’na giden Cuesta de Gomerez yoluyla ulaşabilirsiniz. Bu yol, seramikçiler, kafeler ve flamenko gösterileriyle dolu, oldukça hareketli bir sokak. Ancak ben size Plaza de Isabel Catolica’nın hemen yanındaki Pavaneras’tan kalkan C3 hattı dolmuşu tavsiye ederim; kapınızın önüne kadar bırakıyor!
Ceren’den Gezi İpuçları: El Hamra Macerası İçin Bilmeniz Gerekenler
- Biletinizi Önceden Alın: Özellikle yaz sezonunda kapıdan bilet bulmak neredeyse imkansız! Seyahatinizi planlar planlamaz ‘tickets.alhambra-patronato.es’ adresinden online biletinizi almayı unutmayın. Genel El Hamra ve Generalife bileti yaklaşık 14.85 Euro.
- Zamanlamanızı İyi Yapın: Biletinizdeki saat, Nasrid Sarayı’na giriş saatinizdir ve buraya erken gitmekte fayda var. Benim önerim, önce Alcazaba ve V. Carlos Sarayı’nı gezerek başlamanız.
- Kapanış Saatlerine Dikkat: Akşam saatlerine bilet aldıysanız, kendinizi dışarıda bulmamak için hızlı hareket edin! Benim son gidişimde, Aslanlı Avlu’da fotoğraf çektiren birini beklerken Generalife’ı hakkıyla gezemediğimi itiraf etmeliyim.
Albaicin ve Sacromonte: Dar Sokaklarda Yankılanan Flamenko Ruhu
Eğer Granada bir ziyafet sofrasıysa, El Hamra ana yemek; ama Albaicin ve Sacromonte kesinlikle sofranın tadı tuzu, sürprizi! Plaza Nueva’dan Darro Nehri boyunca yukarıya doğru yürüdüğünüzde, kendinizi adeta bir zaman tünelinde bulacaksınız. Dik bir yokuşla çıktığınız bu yolun sağ tarafı Sacromonte’ye, sol tarafı ise Albaicin’e uzanıyor.
Albaicin’in Beyaz Evleri ve Tarihi Sokakları
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Albaicin, birbirine bağlanan daracık sokakları, bembeyaz boyalı evleri ve Mağribi atmosferiyle adeta bir Arap mahallesi. Puerta Nueva’dan başlayıp Cuesta de la Alhacaba’ya kadar uzanan bu bölge, keşfedilmeyi bekleyen birçok tarihi yapıya sahip.
- Real Chancilleria: 1530’da Katolik hükümdarlarca yaptırılan Kraliyet Yüksek Mahkeme binası, Rönesans tarzı cephesiyle dikkat çekiyor.
- Patio de los Perfumes: 17. yüzyıl Rönesans malikanesinde hizmet veren bu parfüm müzesi/dükkanı, bana göre biraz ‘uyduruk’ olsa da, binanın kendisi ilgi çekici.
- Iglesia de Santa Ana: 1501’de Almanzora Camisi yerine yapılan bu küçük ama etkileyici kilise, Korint sütunları ve Mağribi havasıyla geçmişten izler taşıyor.
- El Banuelo / Banos Arabes: 11. yüzyıldan kalma bu Mağribi hamamı, Hristiyan dönemini yıkılmadan atlatmış nadir örneklerden. İçinde geçmişin izlerini taşıyan bu atmosferi mutlaka deneyimleyin.
- Palacio Dar al-Horra: İşte benim ‘kayıp malikanem’! Sultan XI. Muhammed’in eşi Ayşe için yapılan bu Nasrid dönemi malikanesi, Santa Isabel la Real Manastırı’nın bir bölümü haline gelmiş ve manastırın arka tarafına düşüyormuş. Ben bulana kadar epey yoruldum, siz benim gibi kaybolmayın!
Sacromonte: Flamenko’nun Kalbi ve Mağara Evleri
‘Kutsal mağaralar’ olarak adlandırılan Santas Cuevas ile başlayan Sacromonte, zamanla çingenelerin yerleşim alanı haline gelmiş ve flamenkonun doğduğu yerlerden biri olarak kabul ediliyor. Günümüzde turistik flamenko gösterilerinin ana merkezi durumunda. Burada, bu eşsiz kültür hakkında bilgi edinebileceğiniz Museo Cuevas de Sacromonte’yi ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Mağara evlerde yankılanan o içli flamenko seslerini duymak, ruhunuzda derin izler bırakacak!
Ceren’den Gezi İpuçları: Albaicin ve Sacromonte Keşifleri İçin
- Kaybolmaya Hazır Olun (ama keyfini çıkarın!): Albaicin’in daracık, labirent sokaklarında kaybolmak bu deneyimin bir parçası. Bol bol fotoğraf çekin ve her köşeyi keşfedin. Ancak Palacio Dar al-Horra gibi spesifik yerleri bulmakta zorlanabilirsiniz; haritaları iyi kullanın veya yerel birine sorun.
- Carmenleri Es Geçin: ‘Carmen’ adı verilen bahçeli evler Mağribi döneminden kalma olsa da, çoğu beklentiyi karşılamıyor. Benim için Generalife kadar görkemli olmayan bu bahçeler, zaman ve enerji kaybına yol açabiliyor. Yolunuzun üstündeyse göz atın ama özel olarak programınıza almanıza gerek yok.
- Flamenko’nun Kalbinde Bir Akşam: Sacromonte’de bir mağara evde otantik bir flamenko gösterisi izlemek, Granada deneyiminin olmazsa olmazı. Pena la Plateria gibi köklü kulüplerde her perşembe düzenlenen gösterileri yakalamaya çalışın!
Granada Şehir Merkezi: Katedrallerden Pazarlara Bir Keşif
Plaza Isabel Catolica Meydanı’ndan başlayan ve Gran Via de Colon ile San Jeronimo caddeleri arasında kalan şehir merkezi, modern Granada‘nın nabzını tutarken, aynı zamanda zengin tarihiyle de nefes kesiyor. Meydanda yükselen Kraliçe I. Isabel ve Kristof Kolomb heykeli, bana göre Kolomb’a keşif icazetinin verildiği anı tasvir ediyor.
Katedral ve Kraliyet Şapeli: Katoliklerin Zafer Anıtı
Granada‘nın diğer bir görkemli yapısı, Granada Katedrali (Catedral Santa Maria de la Encarnacion). Şehrin ana camisi üzerine 1523’te Gotik tarzda inşa edilmeye başlanmış, ardından Rönesans ve Barok etkilerle 1561’de tamamlanmış. Dış cephesi çarpıcı, içi ise ışıltılı şapellerle dolu. Granadalı mimar Alonso Cano’nun mezarı da burada bulunuyor. Katedral, pazartesi-cumartesi 10:00-18:30, pazar günleri ise 15:00-18:00 saatleri arasında 5 Euro karşılığında ziyaret edilebilir.
Katedral’e bitişik olan Capilla Real (Kraliyet Şapeli), 1505-1521 yılları arasında inşa edilmiş ve başta Kraliçe Isabel ve Kral Fernando olmak üzere kraliyet mezarlarının bulunduğu yer. Gotik tarzda inşa edilen bu şapel, Alonso Cano’nun eserleri, vitray süslemeleri ve Botticelli, Memling gibi ustaların resimleriyle göz kamaştırıyor. Ayrıca Kral Fernando’nun kılıcı ve Kraliçe Isabel’in tacı gibi kraliyet eşyalarının sergilendiği küçük bir müze de burada yer alıyor. Giriş ücreti 4 Euro ve fotoğraf çekmek yasak olsa da, Isabel’in tacının gizlice bir fotoğrafını çekmeyi başardım!
Tarihin İzinde: Medrese, Alcaiceria ve Corral de Carbon
Gran Via de Colon üzerinde yer alan Palacio de la Madraza, 1349’da I. Yusuf tarafından Granada‘nın ilk üniversitesi olarak kurulmuş. Fernando II tarafından belediye binasına dönüştürülen bu yapı, Mağribi döneminden kalan nadide mihrabıyla görülmeye değer. Medresenin ilk bölümü ücretsiz gezilebilir, diğer bölümler için rehberli tura katılmanız ve 2 Euro ödemeniz gerekiyor.
Alışveriş yapmak isterseniz, Alcaiceria tam size göre! Mağribi pazarı olarak bilinen bu renkli ve egzotik çarşı, baharatlar, kumaşlar, hediyelik eşyalar ve elbiselerle dolu, adeta İstanbul’un Mısır Çarşısı’nı andırıyor. Her ne kadar kökeninde bir Roma hikayesi olsa da, 15. yüzyıldan beri canlılığını koruyan otantik bir pazar yeri.
Merkezde mutlaka uğramanız gereken bir diğer yer ise Corral de Carbon. Granada‘da Mağribi döneminden kalan tek han olan bu yapı, bir zamanlar tüccarların konakladığı bir merkezken, bugün kültür merkezi olarak kullanılıyor. 1336 yılında yapılan binanın girişindeki Mağribi süslemeler gerçekten etkileyici. Giriş ücretsiz.
“Granada Gezi Rehberi: Endülüs’ün Kalbinde Masalsı Bir Keşif” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimizde bulunan blog yazılarımıza göz atabilirsiniz.
Ceren’den Gezi İpuçları: Şehir Merkezi Keşfi İçin
- Mercado San Agustin’de Öğle Yemeği: Gran Via de Colon üzerinde yer alan bu büyük pazar, hem yerel lezzetleri deneyebileceğiniz hem de alışveriş yapabileceğiniz harika bir nokta. Öğle yemekleriniz için ideal!
- Çağdaş Sanat Müzesine Kişisel Bakış: Calle Oficios üzerinde, Medrese’nin yanında yer alan Centro de Arte Jose Guerrero, çağdaş sanat müzesi. Giriş ücretsiz. Benim gibi gezi boyunca tuhaf enstalasyonlardan yorulduysanız es geçebilirsiniz, ama meraklıları için keyifli olabilir.
- Manastırları Yakalamak Sabır İster: Albaicin bölgesindeki Convento de la Concepcion gibi birçok manastır, broşürlerde belirtilen saatlerde bile kapalı olabiliyor. Ziyaret etmek isterseniz şansınızı deneyin, ama içeriyi göremezseniz de üzülmeyin; El Hamra manzarası sunan bahçeleriyle bile güzeller!
Granada, her bir köşesinde tarihin, sanatın ve kültürün nefes aldığı, sizi alıp başka diyarlara götüren eşsiz bir şehir. El Hamra‘nın ihtişamından Albaicin’in daracık sokaklarına, Sacromonte’nin flamenko dolu mağara evlerinden şehir merkezinin canlılığına kadar, Endülüs’ün bu incisi sizi bekliyor. Benimle bu maceraya katıldığınız için teşekkür ederim.
Peki, sizin Granada‘da en çok görmek istediğiniz yer neresi? Ya da bu büyülü şehirle ilgili unutamadığınız bir anınız var mı? Yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
Mısır’ın Kalbine Yolculuk: Nil’de Gemi ile Antik Çağın İzinde Büyülü Bir Serüven
İsfahan Gezi Rehberi: İran’ın Renkleri Arasında Bir Rüya!
Antik İran’ın Kalbinde Bir Zaman Yolculuğu: Pasargad ve Persepolis Gezisi
