Mezopotamya’nın Derin Geçmişi: Hasankeyf’in Taşlara Kazınmış Hikayesi
Sevgili gezgin dostlarım, kalbimin bir köşesinde hep buruk bir sızıyla andığım, her zerresi binlerce yıllık hikayeler fısıldayan bir yere götürüyorum sizi bugün: Hasankeyf.
Dicle Nehri’nin nazlı akışına şahitlik eden, Mezopotamya‘nın tam kalbinde yer alan bu antik şehir, 6000 yıllık geçmişiyle adeta zamanın tanığı. Sümerler’den Osmanlılar’a kadar sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış, her birinin izini topraklarında özenle saklamış.
Hasankeyf’e ilk adım attığımda hissettiğim şey, sadece taşların ve harabelerin öyküsü değildi; o topraklara sinen insanlık, direnç ve umut kokusuydu. Dicle’nin kucağında, coğrafi yapısı sayesinde doğal bir sığınak olmuş binlerce mağarasıyla Hasankeyf, ilk insanlardan itibaren yaşamın merkezi olmuş.
M.S. 363 yılında Bizanslılar tarafından sağlam kayalara oyularak inşa edilen kale, adeta şehrin koruyucu kalkanıydı. Arapça’da ‘Hisn-Keyfa’ yani ‘kaya kale’ anlamına gelen bu isim, zamanla dilimizde Hasankeyf‘e dönüşmüş.
Sular Yükselmeden Önceki Hasankeyf: Zamanın Durduğu Yer
Bugün maalesef Ilısu Barajı çalışmaları nedeniyle eski kaleye çıkmak mümkün değil. Ama gelin, hafızamın en derin köşelerinden o büyüleyici yapıları birlikte canlandıralım:
- Ulu Cami: 1325’te kiliseden camiye dönüştürülen bu yapı, Artukluların ihtişamını yansıtıyordu. Avlusundaki 7×7 metrelik sarnıç, geçmişin su yönetimi dehasını gözler önüne seriyordu.
Büyük Saray: Artuklular tarafından yapılan, yaklaşık dört yüz odasıyla bir zamanlar bölgenin en görkemli yapılarından biriydi.- Küçük Saray: 1328’de Eyyübiler‘den Süleyman Sultan tarafından Mardin’den gelecek gelini için inşa ettirilen bu sarayın çatısı, ses ve ısı yalıtımı için tamamen testiden yapılmıştı. Kuzeyindeki iki aslan kabartması, bir zamanlar altın ve gümüşle süslüymüş.
- El Rızk Cami: Ayakta kalan çift yollu, işlemeli minaresiyle görenleri büyüleyen bu cami, Eyyübi Sultanı Süleyman tarafından yaptırılmıştı. Rivayet o ki, çırak ustasını geçmek için minareyi çift yollu yapmış; ustası ise Sultan Süleyman (Koç) Camii’nin minaresini yarım bırakıp kendini atmış… Ne dramatik bir tarihi miras!
Hasankeyf Köprüsü: Dicle üzerinde, 12. yüzyılda Artuklular tarafından inşa edilen bu kesme taş köprü, 40 metrelik ana gözüyle dünyanın ilk açılan köprülerinden biriydi. Bir zamanlar kemerleri arasından teknelerin geçtiğini hayal etmek bile büyüleyiciydi.
Hasankeyf’in Vedası: Bir Tarihi Miras Nasıl Yok Olur?
Hasankeyf, sadece mimarisiyle değil, İmam Abdullah Zaviyesi gibi dini ziyaretgahları ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’e ait soğan tipi kümbetiyle de zengin bir kültürel keşif noktasıydı. Zeynel Bey Türbesi, 550 yıllık eşsiz bir yapıtken, bugün maalesef inşa edildiği yerde değil; parçalar halinde taşınarak kurtarılmaya çalışılan eserlerden biri oldu.
Gözlerimin önünde eriyip giden bu şehir, bir zamanlar çivi çakmanın bile yasak olduğu, her taşının özel olduğu bir yerdi. Şimdi ise Ilısu Barajı‘nın yükselen suları, 6000 yıllık bu tarihi mirası yutuyor. Güçlendirme projeleri adı altında dinamitlerle tahrip edilen doğal yapılar, doldurulan mağaralar, bozulan ekosistem… Dicle Nehri‘nin birçok yeri kumla doldurulurken, kalenin etrafına duvarlar örüleceği, minarelerin boyuna kadar suların yükseleceği konuşuluyor.
Yerel rehberimizin kendi eliyle yazdığı şiirdeki hüzün, bu yıkımın aslında sadece bir coğrafyanın değil, bir kültürün ve anıların da yok oluşu olduğunu yüreğime kazıdı:
Devlet Baba karar almış,
Kaderinde baraj varmış…
Bu sözler, Aralık 2017’de gezdiğim Hasankeyf‘in bugün sular altında kalışının acı tablosunu özetliyor. Bir tarih yok oluyor; katili ise Ilısu Barajı ve insanoğlunun bitmeyen hırsları…
Ceren’den Gezgin İpuçları: Hasankeyf’i Anlamak ve Yaşatmak
Yerel Halkla Sohbet Edin: Yeni Hasankeyf’e veya çevredeki köylere giderseniz, mutlaka yerel halkla konuşun. Onların hikayeleri, anıları ve yaşanmışlıkları, size hiçbir rehber kitabın veremeyeceği gerçek bir kültürel keşif deneyimi sunacaktır. Hasankeyf’in ruhunu en iyi onlar yaşatıyor.- Dicle Nehri’nin Yeni Manzarasını Deneyimleyin: Baraj sonrası Dicle Nehri’nin görünümü değişse de, hala kendine özgü bir güzelliği var. Bir tekne turu yapma imkanı bulursanız, sular altında kalan şehrin yeni siluetini ve çevredeki doğayı farklı bir açıdan görme şansı yakalayabilirsiniz.
- Yakın Çevreyi Keşfe Devam Edin: Güneydoğu Anadolu, Hasankeyf gibi birçok tarihi ve kültürel zenginliğe sahip. Mardin, Diyarbakır, Batman gibi şehirleri de gezi planınıza dahil ederek bölgenin genel tarihi mirasını ve kültürünü daha iyi anlayabilirsiniz. Hasankeyf’in hüznü sizi yutsa da, bölgenin diğer güzellikleri ruhunuzu yeniden canlandıracaktır.
Sevgili okuyucularım, Hasankeyf bir daha asla eskisi gibi olmayacak belki. Ama biz gezginler, onun hikayelerini anlatmaya devam ettikçe, onu zihnimizde yaşattıkça, o tarihi mirasın ruhu asla kaybolmayacak. Bu yüzden size düşen, bu eşsiz coğrafyayı ziyaret edip kendi gözlerinizle görmek, kalan izlere dokunmak ve Hasankeyf’in sessiz çığlığını duymak olmalı. Gidin, görün, hissedin ve sonra başkalarına anlatın…
Siz de Hasankeyf‘i ziyaret ettiniz mi? Deneyimlerinizi ve hislerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!

Mezopotamya’nın Derin Geçmişi: Hasankeyf’in Taşlara Kazınmış Hikayesi
Sular Yükselmeden Önceki Hasankeyf: Zamanın Durduğu Yer
Büyük Saray: Artuklular tarafından yapılan, yaklaşık dört yüz odasıyla bir zamanlar bölgenin en görkemli yapılarından biriydi.
Hasankeyf Köprüsü: Dicle üzerinde, 12. yüzyılda Artuklular tarafından inşa edilen bu kesme taş köprü, 40 metrelik ana gözüyle dünyanın ilk açılan köprülerinden biriydi. Bir zamanlar kemerleri arasından teknelerin geçtiğini hayal etmek bile büyüleyiciydi.
Hasankeyf’in Vedası: Bir Tarihi Miras Nasıl Yok Olur?
Yerel Halkla Sohbet Edin: Yeni Hasankeyf’e veya çevredeki köylere giderseniz, mutlaka yerel halkla konuşun. Onların hikayeleri, anıları ve yaşanmışlıkları, size hiçbir rehber kitabın veremeyeceği gerçek bir kültürel keşif deneyimi sunacaktır. Hasankeyf’in ruhunu en iyi onlar yaşatıyor.