Merhaba sevgili gezgin dostlar, ben Ceren Gezgin! İran turumuzun en can alıcı noktalarından biriyle karşınızdayım: Adeta bir nakış gibi işlenmiş, tarih kokan sokakları ve mimari harikalarıyla İsfahan! Kaşhan’dan sonra yönümüzü bu büyülü tarihi şehre çevirdiğimizde, beklentilerimin çok ötesinde bir güzellikle karşılaşacağımı henüz bilmiyordum.
İsfahan, coğrafi olarak İran’ın tam ortasında yer alan, Safevi döneminde (özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda başkentlik yaptığı dönemde) adeta altın çağını yaşamış bir şehir. O dönemdeki zenginlik ve gelişim, günümüze dek ayakta kalmayı başaran muhteşem mimari eserlere dönüşmüş. Dünyaca ünlü İsfahan halıları da o parlak zamanlardan miras kalan ününü hâlâ koruyor.
Her köşesi ayrı bir hikaye anlatan bu şehirde, benimle birlikte bir zaman yolculuğuna çıkmaya ne dersiniz? Haydi, İsfahan’ın sokaklarında kaybolalım!
İsfahan’ın Kalbi: Göz Alıcı Meydanlar ve Köprüler

Zayendeh Nehri ve Siosepol Köprüsü’nün Büyüsü
İsfahan’daki gezimize, şehrin simgesi haline gelmiş Siosepol Köprüsü ile başladık. İsfahan’ın ortasından nazlı nazlı akan Zayendeh Nehri üzerinde, eski dönemlerden kalma tam altı köprü bulunuyor. Ancak aralarında en görkemlisi, hiç şüphesiz 33 Sütunlu Köprü olarak da bilinen Siosepol Köprüsü.
1602 yılında inşa edilen bu 300 metrelik anıtsal yapı, İtalyan Rönesansı etkilerini taşıyor ve araç trafiğine kapalı. Köprü ve çevresi, özellikle akşamüstleri yerel halkın sosyalleştiği, piknik yaptığı, yürüdüğü canlı bir alan. Biz gündüz gözüyle dolaştık ama akşamki hareketliliğini görmek için bir kez daha döndük. İyi ki de dönmüşüz! Işıklar altında bambaşka bir atmosfer sunuyor.
Zayendeh Nehri’nin ilginç bir özelliği var: Çölün ortasında, Gavhuni bataklığında kayboluyor ve bir göle veya denize ulaşamıyor. Maalesef baraj yapımları nedeniyle yılın çoğu zamanı su seviyesi düşükmüş. Rehberimiz Sinan, bizim nehirde su görebildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu söyledi. Bu bile küçük bir sevinç kaynağıydı benim için!
Nakş-ı Cihan Meydanı: Dünyanın Yarısı Buradaymış!
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Nakş-ı Cihan Meydanı, gerçekten de adının hakkını veriyor: ‘Dünyanın Nakışı!’ Şah Abbas tarafından yaptırılan bu devasa meydan, 510 metre uzunluğunda ve 160 metre genişliğinde, sütunlu yapılarla çevrili. Ortasındaki büyük havuz, özellikle gün batımında ve akşam ışıklarıyla birlikte büyüleyici bir manzara sunuyor.
Meydanın etrafı, muhteşem kubbeleriyle İmam Cami, zarif Şeyh Lütfullah Cami ve altı katlı Ali Kapı Sarayı gibi yapısal harikalarla çevrili. Meydanın kenarlarındaki kapalı alanlarda ise sizi büyük bir İsfahan Kapalı Çarşı bekliyor. Biz akşamını göremedik, ancak eğer yolunuz düşerse mutlaka akşam saatlerinde ziyaret etmenizi tavsiye ederim; eminim o ışıklı atmosferi kaçırmak istemezsiniz.
Saraylar, Camiler ve Esrarengiz Yapılar
Kırk Sütunlu Saray (Chehelsotoon Sarayı): Bir Resim Galerisi
Şah Abbas döneminde yapımına başlanan ve 1647’de tamamlanan Kırk Sütunlu Saray (Chehelsotoon Sarayı), 67.000 metrekarelik dev bir botanik bahçesinin ortasında yer alıyor. Sarayın bahçesindeki yüksek ağaçlar ve önündeki dev havuz gerçekten dikkat çekiciydi.
Peki neden Kırk Sütunlu? Çünkü sarayın 20 ahşap sütunu, önündeki havuza yansıyarak 40 sütun görüntüsü veriyor. Sarayın içerisi ise tam bir sanat galerisi gibiydi; yerden tavana kadar rengarenk freskler, işlemeli tavanlar, minyatürler ve çinilerle bezeliydi. En ilginç detaylardan biri, 17. yüzyıl resimlerinde şarap kadehleriyle dans eden rakkaseleri izleyen Safevi hükümdarlarının saray şölenlerinin betimlenmesiydi. Şah burada yabancı elçileri ağırlarmış, düşünsenize ne kadar görkemli resepsiyonlara sahne olmuştur!
Rehberimiz Sinan, Çaldıran Savaşı’nı resmeden dev bir tablo karşısında bize Yavuz Sultan Selim’i göstermemizi istedi. Çoğumuzun yanılgıya düşüp aslında Şah İsmail’i gösterdiğini öğrenmek şaşırtıcıydı. Sinan, bu hatanın çok yaygın olduğunu ve çoğu kişinin Yavuz Sultan Selim olarak Şah İsmail’in resmini hafızalarına kazıdığını anlattı. Rivayet o ki, Şah İsmail savaşta mertçe dövüşülmesini emretmiş, top kullanmayı yasaklamış. Ancak Yavuz Sultan Selim sonra topları kullanmaya başlayınca, Şah İsmail’in kılıcıyla bir top namlusunu ikiye böldüğü söylenir. Doğru mudur, efsane midir bilinmez ama bu hikaye bile sarayın duvarlarını süsleyen tabloların ne kadar derin anlamlar taşıdığını gösteriyor.
İmam Cami: Akustik Bir Harika
Yine UNESCO listesindeki bir diğer şaheser, İmam Cami (eski adıyla Mescid-i Şah). Yapımına 771 yılında başlanmış ve neredeyse 20. yüzyıla kadar devam ettiği için Selçuklu, Moğol, Timur, Safevi gibi farklı dönemlerin mimari izlerini taşıyor. Özellikle Şah Abbas tarafından 1598’de başlatılan Safevi dönemi eklemeleriyle şimdiki görkemine kavuşmuş.
Mimarisiyle göz kamaştıran caminin en etkileyici özelliklerinden biri, mükemmel akustiği. Tam 49 çeşit yankının oluştuğu, ancak insan kulağının sadece 12’sini algılayabildiği bilimsel olarak saptanmış! Caminin ortasında yer alan abdesthanenin Kabe’yi temsil ettiği ve hacı adaylarının ritüellerini çalıştığı bir yer olarak kullanıldığı söylenir. Şia inancına göre, imamların namaz kıldırırken korunması için yapılan o alçak bölüm de dikkatimi çeken detaylardan biriydi. Camiler İran’da sadece ibadethane değil, aynı zamanda halkın buluşup sohbet ettiği, dinlendiği, hatta çocukların oynadığı sosyal alanlar. Benim Türk rehberim, öğrencilik yıllarında İran’ı gezerken camide yattığını bile anlatmıştı!
Ali Kapı Sarayı ve Şeyh Lütfullah Camisi
Nakş-ı Cihan Meydanı’nın bir diğer göz alıcı yapısı ise Ali Kapı Sarayı. 17. yüzyılda I. Şah Abbas tarafından yaptırılan bu 48 metre yüksekliğindeki altı katlı saray, Şeyh Lütfullah Camisi’nin tam karşısında yer alıyor. Sarayın siyaseti temsil ettiğine inanılıyor ve Şah Abbas burayı soylu ziyaretçileri ve yabancı elçileri kabul etmek için kullanırmış. Özellikle altıncı katındaki akustik müzik odası ve tavanlarındaki geyik, tilki, tavus kuşu gibi hayvan ve çiçek motifleri beni büyüledi. Ne yazık ki, vaktimiz kısıtlı olduğu için içini gezemedik, ama dıştan bile ihtişamı hissediliyordu.
Şeyh Lütfullah Camisi ise I. Şah Abbas’ın kayınpederi, Lübnanlı İslam alimi Şeyh Lütfullah için 1618’de yaptırılmış. Safevi mimarisinin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen bu caminin ilk yapıldığında minareleri olmaması, aslında ibadethane olarak değil, bir alim için özel bir mescit olarak inşa edildiğini gösteriyor.
Sallanan Minareler (Manar-e Jonban): Mühendislik Harikası mı, Hatası mı?
Gezimizin en ilginç duraklarından biri kesinlikle Sallanan Minareler (Manar-e Jonban) oldu! Moğol döneminde yaşamış bir dervişin türbesi üzerine Mimar Bahaeddin Amili tarafından eklenen 17 metre yüksekliğindeki bu iki minarenin, bir mühendislik hatası nedeniyle sallandığına inanılıyor. Saat başı bir görevlinin minarelerden birinde tekbir getirerek zıplamasıyla diğer minarenin ve türbenin de sallandığını bizzat deneyimledik. Hangi minareye bakacağımızı şaşırmış, gözlerimize inanamamıştık!
İsfahan’da Kültürel Keşifler ve Alışveriş Durakları
Eşsiz Sanat Eserleri: İsfahan Halıları
İsfahan, sadece mimarisiyle değil, el sanatlarıyla da ünlü. Tarihi alanları gezdikten sonra sıra meşhur İsfahan halıları deneyimine geldi. Grubumuzla birlikte gittiğimiz halıcıda, sedirlere oturup çaylarımızı yudumlarken, peş peşe serilen halıların büyüsüne kapıldık. İncecik dokumaları, göz alıcı desenleri ve renkleriyle bu halılar, adeta birer sanat eseriydi. İnanın, yere sermeye kıyamaz, duvara asıp saatlerce izlemek istersiniz!
Fiyatlar ilk başta yüksek gelse de, sıkı bir pazarlıkla epeyce düşürebiliyorsunuz. Eğer yolunuz İsfahan’a düşerse, kendinize veya sevdiklerinize bir İsfahan halısı almayı düşünün; pişman olmazsınız.
Kapalı Çarşı’nın Renkli Dünyası ve Benim Minyatür Maceram
Nakş-ı Cihan Meydanı’nı çevreleyen o devasa İsfahan Kapalı Çarşı da mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Burada yok yok! Özellikle İran sanatına özgü minyatürler, sedef kakma eşyalar ve el yapımı seramikler dikkat çekiciydi. Çarşının ilginç bir özelliği varmış; haftada bir gün erkeklere kapatılarak kadınların rahatça alışveriş yapmaları sağlanıyormuş. O gün dükkan sahipleri bile kendi dükkanlarında oturur, ortalıkta dolaşmazlarmış! Neyse ki biz böyle bir güne denk gelmedik.
Çarşıda alışveriş yapmadan dönmek olmazdı elbette. Ben de eşe dosta küçük hediyelikler ararken, orijinal görünen çay tabakları ilgimi çekti. Bir genç, çat pat Türkçesiyle yardımcı olmak istedi. Bana üzerinde Şah Abbas’ın karikatür gibi bir resminin olduğu bir tabak gösterip, bunun tam anlamıyla İran’a özgü olduğunu söyledi. Ben de ablama alacağım bu tabakları, ablam Şah Abbas’ı nereden bilsin, bu ‘çirkin adamı’ hediye götüremem, bana çiçekli bir tabak uygun dedim. Çok gülmüştük! Sonunda desenli, çiçekli bir tabak bulup aldım. Pazarlıkla da neredeyse yarı fiyatına indirmeyi başardık. Türk olduğumuz için de ekstra indirim yaptılar, tatlı bir anı oldu benim için.
İsfahan Lezzetleri: Çayhaneler ve Geleneksel Restoranlar
İran’da çayhaneler, kültürel yaşamın önemli bir parçası. İsfahan Kapalı Çarşı’da rehberimizin önerdiği ilginç bir çayhaneyi mutlaka görmeliydik. Tavanından sağa sola kadar ne buldularsa asmışlardı, tam bir görsel şölen. İçerideki küçük odada kızlı erkekli gençlerin nargile içip sohbet ettiğini gördük. Kapalı toplumlarda böyle ‘arka odaların’ sosyal yaşam için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım.
Öğlen yemeğimizi çarşının içindeki Bastani Traditional Restaurant‘ta yedik. Geniş sedirlerde oturduk, yerli halkla dolup taşan mekan, yemeklerin lezzetli olduğunun adeta bir kanıtıydı. Gerçekten de, yediğimiz her şey damaklarımızda unutulmaz izler bıraktı. Akşam yemeğimizi ise grupça otantik atmosferi ve güzel müzikleriyle ünlü Shahrzad Restaurant‘ta yedik. Ortam o kadar otantikti ki kendinizi adeta bir Safevi şöleninde gibi hissediyorsunuz!
“İsfahan Gezi Rehberi: İran’ın Renkleri Arasında Bir Rüya!” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorisinde bulunan yazılarımıza göz atabilirsiniz.
Ceren’den Gezi İpuçları: İsfahan Deneyiminizi Zenginleştirin!
- Pazarlık Sanatı: Kapalı Çarşı ve halı dükkanlarında mutlaka pazarlık yapın. Başlangıç fiyatlarının genellikle yüksek olduğunu unutmayın ve teklifinizin yarısından başlayın!
- Gece Keşfi: Siosepol Köprüsü ve Nakş-ı Cihan Meydanı’nı mutlaka akşam saatlerinde ziyaret edin. Işıklandırmalarla oluşan o büyülü atmosfer, gün içinde gördüğünüzden çok farklı ve çok daha etkileyici olacaktır.
- Yerel Hayatla Bütünleşin: Camilerin sadece ibadethane değil, aynı zamanda sosyal alanlar olduğunu unutmayın. Bir kenarda oturup insanları izleyin, onların günlük yaşamlarına tanık olun. Çayhanelerde bir çay molası verin, yerel lezzetleri deneyin.
- Rahat Ayakkabılar Şart: İsfahan’ı yürüyerek keşfetmek en güzel yolu. Bol bol yürüyeceğiniz için rahat bir ayakkabı olmazsa olmazınız!
Son Söz: İsfahan, İran’ın tarihi zenginliği, mimari ihtişamı ve kültürel derinliğiyle kesinlikle görülmesi gereken şehirlerden biri. Renkli mozaikleri, masalsı sarayları, misafirperver insanları ve eşsiz atmosferiyle İsfahan, bana unutulmaz anılar yaşattı. Her köşesinde bir hikaye, her adımında bir keşif saklı.
Bu İsfahan gezi rehberi umarım sizin için de ilham verici olmuştur. Sizin İsfahan’da en çok görmek istediğiniz yer neresi? Ya da daha önce ziyaret ettiyseniz, en sevdiğiniz anınız neydi? Yorumlarınızı ve sorularınızı bekliyorum! Bir sonraki macerada görüşmek üzere, bol keşifli günler!
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
Amed’den Diyarbekir’e: Diyarbakır’ın Kalbine Yolculuk ve Gezi Rehberi
Şiraz Gezi Rehberi: İran’ın Şairler Şehri – Büyülü Bir Kültür Yolculuğu!
Antik İran’ın Kalbinde Bir Zaman Yolculuğu: Pasargad ve Persepolis Gezisi
