1. Anasayfa
  2. Keşfet

Los Angeles Gezi Rehberi: “La La Land” mi, Yoksa “Bir Zamanlar Hollywood” mu Desem?

Los Angeles Gezi Rehberi: “La La Land” mi, Yoksa “Bir Zamanlar Hollywood” mu Desem?
0

Ah, Los Angeles! Her köşesi adeta bir film sahnesi, her sokağı ayrı bir hikaye fısıldayan büyülü bir şehir. Hatırlar mısınız, Damien Chazelle’in ‘La La Land’iyle aşık olduğumuz o renkli dünyayı ya da Quentin Tarantino’nun ‘Bir Zamanlar Hollywood’da’ filmiyle zaman tünelinde yolculuk ettiğimiz o nostaljik atmosferi… İşte bu şehir, tam da bu iki filmin ortasında, hayallerle gerçeklerin, ışıltıyla trafiğin iç içe geçtiği bir Los Angeles gezi rehberi rotası çizmeye hazır mısınız? Benimle birlikte bu devasa metropolün her bir detayını, sanki yanı başınızdaymış gibi deneyimlemeye hoş geldiniz!

Los Angeles, ilk bakışta insana o ferah, o uçsuz bucaksız coğrafyasıyla adeta bir özgürlük hissi veriyor. Ancak altı şeritli otoyolların bile günün hemen her saati tıkalı olduğunu gördüğünüzde, bu büyüleyici his yerini kısa süreli bir şaşkınlığa bırakabiliyor. Tıpkı İstanbul aşığı biri olarak benim yaşadığım gibi; “Şehir güzel de, trafik bir alem!” diyerek gülümseyip, ardından tekrar enerjinizi toplayabileceğiniz bir yer burası. Şehrin üzerinde adeta sinekler gibi dolaşan helikopterleri gördüğünüzde, 50 km karelik alanda yedi havalimanı olan bir şehirden bahsettiğimizi anlamak, bu durumu normalleştiriyor. Evet, Los Angeles ulaşım sistemi kendine has!

Şehrin geniş ovaya yayılmış coğrafyası, toplu taşıma sisteminin beklenen seviyede olmamasıyla birleşince, özel araç kullanımı kaçınılmaz hale geliyor. Bu durum, Avrupa şehirlerine alışkın bir gezgin için ilk başta zorlayıcı olsa da, şehrin sunduğu lüks araba bolluğu ve kendine özgü dinamikleri, burayı eşsiz kılıyor. Pacific Okyanusu’na sadece on kilometre uzaklıkta kurulu olan şehir merkezi ise, bu devasa metropolün beklenmedik derecede küçük bir alanı kapladığını gösteriyor. Akşamları canlılığını kaybeden merkezin aksine, çevresindeki bölgeler, tam bir eğlence ve yaşam cenneti adeta.

Los Angeles’ın Kalbinde Neler Saklı? Şehrin Sanat ve Eğlence Damarı

Şehrin enerjisi, merkezdeki Grand Caddesi’nde adeta bir sanat damarı gibi atıyor. Karşılıklı konumlanmış The Broad Müzesi ve MOCA (Museum of Contemporary Arts) gibi modern Amerikan sanatının en seçkin eserlerine ev sahipliği yapan müzeler, yarım gününüzü dolu dolu geçirmeniz için ideal. The Broad’un hemen yanı başında ise, Los Angeles Filarmoni Orkestrası’nın (LA Phil) büyüleyici konserlerine ev sahipliği yapan Walt Disney Konser Salonu yer alıyor. Buradaki yoğun programlar, şehrin kültürel nabzını tutmak için harika bir fırsat.

Sanatın ve Müziğin Nabzı: Grand Caddesi’nden Konser Salonlarına

Sanatla ruhunuzu doyurduktan sonra, kısa bir yürüyüşle kendinizi şehrin bir başka cazibe merkezinde buluyorsunuz: The Last Bookstore (453 S. Spring Street). İkinci el kitap ve plakların mistik kokusuyla dolu bu cennet, benim gibi bir kitap kurdu için tam bir günümü geçirdiğim, ortalama 6 USD gibi cüzi bir fiyata kütüphanemi zenginleştirdiğim bir keşif noktasıydı. Buradan dünyanın kitabını alıp çıkmak inanın paha biçilemez!

Kitap Kokusu ve Basketbol Ruhu: The Last Bookstore ve Staples Center

Spor tutkunları içinse, şehrin kalbinde yükselen Crypto.com Arena (eski adıyla Staples Center) kaçırılmaması gereken bir durak. NBA’in efsanevi takımları Lakers ve Clippers’ın maçlarına, aynı zamanda yıl boyunca pek çok sanat gösterisi ve konsere ev sahipliği yapan bu salon, Los Angeles’ın ana buluşma noktalarından biri.

Los Angeles, havasının yıl boyu güzel olması ve hoşgörülü yaklaşımı nedeniyle Amerika’daki en fazla evsize ev sahipliği yapan şehirlerden biri olarak da dikkat çekiyor. Şehir merkezinde bazı kafe ve restoranların öğleden sonra dükkanlarını kapatıp boş alanlarını evsizlere tahsis etmeleri halinde vergi muafiyeti kazanması gibi uygulamalar, şehrin bu konuya yaklaşımını gösteriyor. Geceleri şehrin sokakları ve parkları evsiz çadırlarıyla dolarken, bu durum Los Angeles’ın bir başka gerçeğini de gözler önüne seriyor.

Hollywood Işıltısı ve Ötesi: İkonik Duraklar

Şehrin kuzeyindeki tepelik alanlar, Los Angeles’ın en karakteristik bölgelerinden. ‘La La Land’ gibi birçok filme dekor olan, eşsiz manzaralar sunan Griffith Observatory, bunların başında geliyor. Uzun yıllar rasathane olarak hizmet veren bu zarif yapı, içindeki müzesiyle olduğu kadar, önündeki Los Angeles şehir manzarası ve Pasifik Okyanusu’nun enginliğiyle gezginleri büyülüyor. Özellikle gün batımında, gökyüzünde inen kalkan uçaklar eşliğinde bu manzaranın tadını çıkarmak, hafızanıza kazınacak anılar biriktirmenizi sağlayacak. Ve evet, HOLLYWOOD yazısını en yakından görebileceğiniz yerlerden biri de burası!

Griffith’ten sonraki duraklarımız arasında, film ve tiyatro meraklıları için Chinese Theatre (eski Oscar törenleri mekanı) ve şimdiki törenlerin yapıldığı Dolby Theatre yer alıyor. Vaktiniz varsa, bu ikonik yapıları ziyaret etmek kesinlikle değer. Ardından West Hollywood ve Melrose bölgeleri… Buralar, hem gündüzleri butikleri, galerileri ve kafeleriyle, hem de geceleri restoranları ve barlarıyla her zevke hitap eden canlı atmosferleriyle kalbimi çaldı. Özellikle Melrose Avenue ve çevresindeki zarif sokakları yürüyerek keşfetmenizi şiddetle öneririm!

Ve elbette, Rodeo Drive! Burası başlı başına bir dünya. Santa Monica Bulvarı ile Wilshire Bulvarı arasındaki kısa ama görkemli kısım, mağazaların vitrin düzenlemeleri ve sundukları lüksle göz kamaştırıyor. Alışveriş yapmasanız bile, Galerie Michael gibi, Picasso’dan Chagall’a, Renoir’dan çağdaş Amerikan sanatçılarına kadar birçok ustanın orijinal eserlerini barındıran bu muhteşem sanat galerisini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Alışık olduğunuz galerilerden çok farklı, bir konak gibi düzenlenmiş bu yer, Los Angeles sanat galerileri arasında benim favorim oldu.

Pek çok kişi Disneyland ve Universal Studios‘u ziyaret etmenizi önerecektir. Ben de yıllar önce bu ritüelleri tamamladığım için son gidişimde aklıma bile gelmedi. Eğer bu tema parklarını ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, her biri için en az birer gün ayırmanız, uzun kuyruklar beklemeniz ve hatırı sayılır paralar harcamanız gerektiğini unutmayın. Ben bunun yerine size bambaşka bir kültürel keşif önereceğim: Catalina Adası!

Şehir Dışına Uzanan Maceralar: Sahiller ve Gizli Cennetler

Long Beach’ten kalkan teknelerle bir saatte ulaşabileceğiniz bu doğa harikası küçük ada, Akdeniz tutkunlarının özlemini giderecek cinsten. Turkuaz suları, sakin atmosferi ve eşsiz doğal güzellikleriyle Catalina Adası gezisine kesinlikle vurulacağınıza eminim.

Los Angeles, merkezinden çok, etrafındaki büyüleyici bölgeleriyle ünlü bir şehir. Pasifik Okyanusu kıyısında yer almasının verdiği o ılıman iklim ve geniş, ferah sahiller, yılın her mevsimi ziyaretçilere pozitif bir enerji veriyor. Malibu Beach‘ten başlayıp Malibu İskelesi’nde gün batımına karşı bir şeyler yiyip içmek, ardından Santa Monica ve Venice Beach‘in özgür ruhlu atmosferine dalmak… Sonrasında Redondo Beach, Long Beach ve devamında Huntington Beach ile Newport Beach‘i keşfetmek… Tüm bu Los Angeles sahillerini hakkıyla gezmek için iyi bir yaz günü ve kesinlikle bir arabaya ihtiyacınız olacak. Toplu taşıma burada bir kabusa dönüşebilir ama bu sahil şeridini deneyimlemeden Los Angeles’ı gerçekten hissetmek mümkün değil, benden söylemesi!

Bu arada, Venice Beach’te sahilden biraz içerde, Sunset Avenue üzerindeki Gjusta’yı denemeden geçmeyin (320 Sunset Avenue)! Kendi isteğinize göre hazırlanan sandviçler, şarküteri ürünleri ve harika ekmekleriyle fiyat-lezzet dengesini mükemmel tutturmuş bir yer. Yemek sonrası Abbot Kinney Bulvarı’nda yürüyüş yapmanızı öneririm; ilginç mağazalar ve Salt&Straw’daki dondurma çeşitleri (1357 Abbot Kinney Boulevard) sizi şaşırtacak ve mutlu edecek! Los Angeles’ta ne yenir sorusunun cevaplarından biri de buradaki lezzetler.

Şehirden biraz daha uzaklaşmak isterseniz, güneyde Palm Springs’i, kuzeyde ise Santa Barbara’yı listenize ekleyebilirsiniz. Santa Barbara, hoş bir sahil kasabasıyken, Palm Springs çölün ortasında bir zarafet beldesi adeta. İkisi de iki buçuk saatlik bir yolculuk gerektiriyor ve her ikisi de bambaşka kültürel keşifler sunuyor.

Los Angeles Mutfağı: Damak Çatlatan Lezzet Durakları

Bütün gün gezip yorulduysanız ve acıktıysanız, Los Angeles yemek rehberimde ilk önereceğim yerlerden biri Alamo Drafthouse (700 W 7th. Street). Burada hem keyifli bir film izleyebilir hem de uygun fiyatlara harika yemek ve içkilerle kendinizi şımartabilirsiniz. Odun ateşinde pişmiş, taptaze ürünlerle hazırlanan pizzaları ve özel yapım biralarıyla beni adeta büyüledi!

Şehir merkezinde, Koreatown bölgesindeki Myung in Dumplings (3109 W Olympic Blvd B) ise efsane şef Antony Bourdain’in bile favorisiymiş. Salaş ve mütevazı atmosferine aldanmayın; burada cüzi rakamlara muhteşem Uzak Doğu lezzetleri tatmanız garanti. Eğer Uzak Doğu mutfağına düşkünseniz, burası sizin için bir ziyafet adresi olacak! Bir diğer önerim ise, Neo-Brezilya mutfağından Woodspoon (107 W 9th St). Her ikisi de Amerikan standartlarında makul fiyatlara, harika lezzetler sunuyor.

Meksika’ya yakınlığın getirdiği bir avantajla Los Angeles’ta taco kültürü bambaşka bir seviyede. Şehirde birçok taco yeri var ama Guisados, tartışmasız favori. Şehrin farklı bölgelerinde yedi şubesi bulunan bu mekanda kalite, lezzet ve hijyen mükemmel. Üstelik gayet hesaplı! Alkollü içki satışı olmasa da, kendi içkinizi getirmenize kimse karışmıyor. Biz kendi tekilamızı götürüp, o güzelim taco dürümlerle birlikte nasıl bitirdiğimizi anlamadık bile!

Japon ramen çorbası sevenler için Silverlake Ramen (2212 Sunset Bulvarı) ise devasa porsiyonları ve olağanüstü lezzetiyle mutlaka uğramanız gereken bir yer. Fiyatları da oldukça makul. Hamburger tutkunları içinse, şehirde herkesin önereceği In-N-Out Burger zincirini denemelisiniz. Şehrin farklı noktalarında bulabileceğiniz bu lokal lezzet durağı, benden tam puan aldı!

Zarif bir akşam yemeği için ise beni en çok etkileyen yer, The Factory Kitchen (1300 Factory Place, no 101) oldu. Şehrin sanayi bölgesinde, depodan bozma büyük bir mekanda yer alan bu İtalyan restoranı, tüm hamur işlerini gözünüzün önündeki devasa mutfakta anında hazırlıyor. Menünün en uygun fiyatlısı olan “mandilli di seta” (mendil büyüklüğündeki pesto soslu makarna), buranın alamet-i farikası. Sadece bu yeşil renkli sanat eseri için bile buraya gitmeye değer!

Ceren’den Los Angeles Gezi İpuçları

  • Araç Kiralamak Şart: Los Angeles ulaşım sistemi toplu taşıma açısından yetersiz kaldığı için, şehri tam anlamıyla keşfetmek ve özellikle sahil bölgelerine ulaşmak için kesinlikle bir araba kiralamanızı öneririm. Trafik yoğun olsa da, bağımsızlık paha biçilemez.
  • Bütçe Dostu Lezzetler Keşfedin: Myung in Dumplings ve Guisados gibi yerel favoriler, cüzdanınızı yormadan damaklarınızı şenlendirecek harika seçenekler sunuyor. Özellikle Guisados’a kendi içkinizi götürerek bütçenizi daha da rahatlatabilirsiniz.
  • Kamusal Alanlarda Alkol Yok: ABD federal yasaları gereği, özel olarak belirtilmedikçe kamusal alanlarda (parklar, sokaklar vb.) alkol tüketmek yasak ve cezası ağırdır. Griffith Observatory gibi muhteşem manzaralı yerlerde bu kuralı aklınızda bulundurun.

Son Söz: Los Angeles’a Veda

Quentin Tarantino’nun “Bir Zamanlar Hollywood’da” filmi için Ekşi Sözlük’te geçen o “çok lokal bir film” tanımı ne kadar da doğru! Hollywood yönetmeni Tarantino’nun bu şehre olan hayranlığı, filmin her karesine yansıyor. Filmde şehrin merkezinden okyanus kıyısına, Hollywood caddelerinden çorak arazilere kadar, benim de size bahsettiğim tüm bu mekanları bir dekor olarak görmek mümkün. Margot Robbie, Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt gibi isimlerin eşliğinde El Coyote gibi klasik bir Meksika restoranında yemek yiyip, şehrin kuzeyindeki tepelerde filmin can alıcı sahnelerini izlerken, hem Chazelle’e hem de Tarantino’ya bir kez daha saygı duruşunda bulunursunuz.

Peki, yazımın başlığındaki sorunun cevabını bana sorarsanız; politik olarak “ikisi de” derim. Ama “illa ki birini seç” derseniz… O zaman Tarantino ustaya gülümserim. Los Angeles, her ne olursa olsun, bir kez deneyimlenmesi gereken, size unutulmaz anılar ve bambaşka kültürel keşifler vaat eden bir şehir. Sizin Los Angeles’ta en çok görmek istediğiniz yer neresi? Yorumlarda benimle paylaşın, belki bir sonraki maceramızda buluşuruz!

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir