Marsilya: Fransa’nın İkinci Şehrinde Baharat Kokulu Bir Akdeniz Rüyası
Herkese merhaba sevgili gezginler! Bugüne kadar birçok şehri dolaştım, birçok kültürü deneyimledim ama Marsilya, ruhuma bambaşka bir dokunuş yaptı. Hani derler ya, “bir şehre aşık olmak”? İşte ben Fransa’nın bu ikinci büyük şehrine tutuldum! Bir yandan Akdeniz’in o ferahlatıcı esintisi, diğer yandan Afrika’nın egzotik baharat kokuları… Marsilya, tam anlamıyla bir kültürel potpurisi, sokakları adeta yaşayan bir tarih kitabı.
Hatırlarsınız, geçtiğimiz günlerde Netflix’teki ‘Marseille’ dizisiyle şehrin politik atmosferine bir giriş yapmıştık. Ama inanın bana, Marsilya çok daha fazlası. Avrupa’nın en eski şehirlerinden biri olması, MÖ 600’lü yıllarda bugünkü Foça’dan gelen Phokaililer tarafından kurulması bile beni baştan çıkarmaya yetti. Şimdi hazırsanız, beni takip edin; bu eşsiz Akdeniz şehrinin derinliklerine dalıyoruz!
Marsilya’ya Ulaşım ve Şehir İçi Keşifler: Nasıl Gidilir, Nerede Gezilir?
Marsilya’ya ulaşım oldukça kolay. Türkiye’den direkt uçuşlarla Marsilya Provence Havalimanı’na inebiliyorsunuz. Benim size ilk ipucum: Eğer hava açıksa, uçağın sağ tarafında cam kenarına oturmaya çalışın. Şehre yaklaşırken göreceğiniz manzara, gezinizin harika bir başlangıcı olacak!
Havalimanından şehir merkezine, yani Gare Saint Charles Tren İstasyonu’na giden otobüsler var. Yaklaşık yarım saat sürüyor ve tek yön 8.30 euro, gidiş-dönüş alırsanız 13 euro. Ben genellikle yürümeyi tercih etsem de, Marsilya’nın geniş bir alana yayıldığını unutmayın. Toplu taşıma burada can kurtarıcınız olabilir.
Marsilya’da Toplu Taşıma: Metro, Tramvay ve Otobüs Ağı
Şehir içi ulaşımda Regie des Transports de Marseille (RTM) adında bir sistem mevcut. İki metro hattı, üç tramvay hattı ve 74 otobüs hattıyla Marsilya’yı baştan sona gezebilirsiniz. Özellikle tramvay ve metro, yoğun trafiğe takılmadan hızlıca hareket etmenizi sağlıyor.
- Tek Biniş: 1.80 euro
- 2 Biniş: 3.50 euro
- 10’luk Kart: 14.10 euro
- Transtick Kartlar: 24 saatlik 5.20 euro, 72 saatlik 10.80 euro.
Benim favorim, tabii ki yürümek ve sokakları keşfetmek. Ama yorulduğumda Hop on Hop off (Colorbüs) otobüsleri ve Vieux Port çevresindeki mini trenler, kısa ve bilgilendirici turlar için harika seçenekler sunuyor.
Marsilya’nın Kalbi: Vieux Port ve Çevresi
Gezimin başlangıç noktası, şüphesiz Vieux Port, yani Eski Liman oldu. MÖ 600’lerden beri şehrin can damarı olan bu yer, günümüzde turistlerin ve Marsilyalıların buluşma noktası. Limanda demirlemiş yatların oluşturduğu o göz alıcı görüntü, etrafını saran Orta Çağ kaleleri ve surlar… Burası gerçekten de bir Marsilya kartpostalı!
Sabah erken saatlerde giderseniz, balıkçı pazarının hareketliliğine şahit olabilirsiniz. Tezgahlarda Akdeniz’in taze lezzetleri sergileniyor: üç beş balık, ahtapot, karides… Liman çevresi, yeme-içme ve konaklama açısından sayısız seçenek sunuyor. Burası aynı zamanda If Adası ve Frioul Adaları’na giden tekne turlarının da kalkış noktası.
Sokakları Koklayan Bir Hikaye: La Canebière ve Le Panier
Vieux Port’un hemen yanından başlayan La Canebière Caddesi, Marsilya’nın bir özeti gibiydi benim için. Fransa renkleri arasında Kuzey Afrika ve Ortadoğu tonları… Cezayirli, Tunuslu, Afgan, Türk… Bu caddede yürürken adeta dünyanın farklı köşelerine seyahat ediyorsunuz. Biraz kaotik ama bu kaosun içinde bir düzen var, tıpkı İstanbul gibi!
Limandan biraz yukarıya çıktığınızda ise beni kendine hayran bırakan Le Panier bölgesine ulaşıyorsunuz. Daracık sokaklar, rengarenk boyalı evler, duvarları süsleyen grafitiler… Burası tam bir Akdeniz rüyası! Le Panier aynı zamanda, dilenciler ve yoksullar için kurulmuş, Barok tarzıyla dikkat çeken Vielle Charite’ye de ev sahipliği yapıyor. İçindeki Akdeniz Uygarlıkları Arkeoloji Müzesi, zengin koleksiyonlarıyla tarihe ışık tutuyor. Maskeler, heykeller, hatta timsah mumyaları bile var!
Tarih ve Deniz Arasında Bir Köprü: MuCEM ve Fort Saint Jean
Denize dönük yüzüyle modern Marsilya’yı temsil eden MuCEM (Avrupa ve Akdeniz Medeniyetleri Müzesi), beni mimarisiyle büyüledi. 2013 yılında Marsilya’nın Avrupa Kültür Başkenti seçilmesiyle açılan bu müze, dalgalı desenli metal kafesiyle adeta denizin içinden yükseliyor. 17. yüzyıldan kalma Fort Saint Jean kalesiyle bir köprüyle bağlanması ise geçmişle geleceği harmanlayan eşsiz bir görüntü sunuyor.
Müzenin ücretli olduğunu belirtmeliyim, ama **Fort Saint Jean** kalesini ücretsiz gezebilirsiniz. Kalenin tepesinden Vieux Port’un manzarası muhteşem! MuCEM’in Akdeniz Uygarlıkları bölümünde, Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait eserleri ve portresini görmek beni gururlandırdı. Bazı sergiler çok hoşuma gitmese de (mesela Fransız Milli Marşı eşliğinde göbek atan kadın gösterisi biraz yersizdi bence), bu eşsiz konumu ve manzarayı kaçırmamalısınız.
Marsilya’nın Tepesindeki Gözcü: Notre Dame de la Garde
Marsilya’nın siluetini adeta bir taç gibi süsleyen Notre Dame de la Garde Kilisesi, şehrin olmazsa olmazı. Yüksek bir tepede kurulmuş bu Neo-Bizans yapısı, altın yaldız boyalı Madonna ve çocuğu heykeliyle şehrin her yerinden görülebiliyor. Ben buraya yürüyerek çıkmayı tercih ettim, yokuş oldukça dikti ama her adımıma değdiğine yemin edebilirim. Manzarası nefes kesici!
Katedralin içinde mermer ve mozaik süslemeler göz kamaştırıyor. Balıkçıların kayıklarını kutsamak için buraya gelmesi geleneğinden kalan asılı gemi maketleri de dikkat çekici. Alt kattaki müze, kilisenin yapım aşamalarını ve dini objeleri sergiliyor. Terasından izlediğim Akdeniz manzarası ise adeta tüm dertlerimi unutturdu.
Sanat ve Doğanın Buluştuğu Nokta: Palais Longchamp
Marsilya’nın en görkemli yapılarından biri de Palais Longchamp. Durance Nehri’nin sularını Marsilya’ya taşıyan kanalın yapımını kutlamak amacıyla inşa edilmiş bu saray, park ve müzeler topluluğu, gerçek bir görsel şölen sunuyor. Özellikle merkezindeki heykellerle süslü fıskiyeler ve havuzlar beni çok etkiledi.
Sarayın bir yanında Musée des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Müzesi), diğer yanında ise Musée d’Histoire Naturelle (Doğa Tarihi Müzesi) bulunuyor. Doğa Tarihi Müzesi tadilatta olduğu için gezemedim ama Güzel Sanatlar Müzesi’nde Monticelli’nin Marsilya çeşitlemeleri, Avrupalı ressamların Doğu’ya bakışını yansıtan eserler ve Fabius Brest’in Trabzon konulu tablosu beni mest etti. Müze, 16-19. yüzyıllara ait zengin bir resim, heykel ve rölyef koleksiyonuna sahip. Burası, sanata ve tarihe meraklı her gezginin mutlaka uğraması gereken bir yer.
Macera ve Bohem Ruhlar İçin Diğer Marsilya Durakları
Macera Arayanlara: If Adası ve Calanques Milli Parkı
Alexander Dumas’nın Monte Cristo Kontu’ndan tanıdığımız Château d’If, Vieux Port’tan kalkan teknelerle ulaşabileceğiniz küçük bir adada yer alıyor. Burası, karanlık geçmişiyle bir hapishaneye dönüşmüş. Hücreleri gezerken, o ünlü romanın sayfalarında dolaşıyor gibi hissettim. Terasından görünen Marsilya manzarası ise, hapishanenin o kasvetli havasını bir nebze olsun dağıtıyor.
If Adası, Frioul Adaları grubunun bir parçası ve bu bölge aynı zamanda Calanques Milli Parkı’nın bir bölümü. Bembeyaz kayalıklar ve turkuaz denizle çevrili Calanques, özellikle yaz aylarında muhteşem bir kaçış noktası. Ne yazık ki ben mevsim uygun olmadığı için gidemedim ama bir sonraki Marsilya gezisi planımda ilk sırada yer alıyor!
Bohem Ruhların Buluşma Noktası: Cours Julien
Şehrin belki de en bohem, en sanatsal köşesi Cours Julien. Her yere yayılmış grafitiler, sokak sanatının canlı örnekleri… Burası hafif pejmürde ama kendine has bir enerjisi var. Butik mağazalar, el sanatları stantları ve uygun fiyatlı lezzet duraklarıyla dolu bu meydan, bir kahve molası için ideal. Gece hayatı da oldukça renkli ve hareketli.
Ayrıca Parc-Château Borély’deki malikane ve bahçeler, Stade Vélodrome (futbol tutkunları için), brütalist mimarinin ilginç örneği Unité d’Habitation ve La Marseillaise Marşı anısına kurulmuş müzeler de vaktiniz kalırsa ziyaret edebileceğiniz gezilecek yerler arasında.
Ceren’den Gezi İpuçları: Marsilya’yı En İyi Şekilde Deneyimleyin!
- Toplu Taşıma Kartı Alın: Marsilya’da birden fazla yere gitmeyi planlıyorsanız, 24 veya 72 saatlik Transtick kartları bütçenize dost olacaktır. Biletleri metro istasyonlarından veya kafelerden temin edebilirsiniz.
- Calanques İçin Yazı Bekleyin: Calanques Milli Parkı’nın ve plajlarının tadını çıkarmak istiyorsanız, gezinizi yaz aylarına denk getirmenizi şiddetle tavsiye ederim. Vieux Port’tan kalkan turlarla hem If Adası’nı hem de Calanques’ı birlikte gezebilirsiniz.
- Le Panier’de Kaybolun: Le Panier’in dar sokaklarında kendinizi kaybetmekten korkmayın. Her köşe başında yeni bir grafiti, yeni bir butik veya şirin bir kafe bulacaksınız. Sadece biraz dikkatli olmakta fayda var, özellikle akşam saatlerinde.
- Sabah Balık Pazarı Deneyimi: Vieux Port’taki sabah balık pazarını kaçırmayın. Akdeniz’in taze ürünlerini görmek ve yerel kültürü solumak için harika bir fırsat.
- Notre Dame de la Garde’ye Otobüsle Çıkın: Eğer benim gibi yokuş tırmanmayı sevmiyorsanız veya zamanınız kısıtlıysa, Vieux Port’tan kalkan 60 numaralı otobüsle Notre Dame de la Garde’ye rahatça ulaşabilirsiniz.
Son Söz: Marsilya’ya Gitmek İçin Daha Ne Bekliyorsunuz?
Marsilya, kendine has ritmi, farklı kültürlerin iç içe geçtiği atmosferi ve Akdeniz’in o eşsiz cazibesiyle beni büyülemeyi başardı. Tarihi yerleri, sanatı, sokak lezzetleri ve tabii ki nefes kesen manzaralarıyla burası, her gezginin mutlaka deneyimlemesi gereken bir şehir. Ben kendi adıma, Marsilya‘ya tekrar gitmek için sabırsızlanıyorum!
Peki ya siz? Marsilya’yı ziyaret ettiniz mi? Sizin için Marsilya’da gezilecek yerler listesinin başında neler var? Yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!
