Merhaba sevgili gezgin dostlarım! Bu sefer sizi, hayallerin gerçekle buluştuğu, zamanın durduğu, masallar diyarından fırlamışçasına büyülü bir coğrafyaya, Mısır’a davet ediyorum. Hazır mısınız Nil’in sonsuz akıntısına bırakıp kendinizi, Antik Mısır’a yolculuk yapmaya?
Hani çocukken yatmadan önce anlatılan masalları dinlerken uykuya dalarsınız da, gördüğünüz rüya mı yoksa dinlediğiniz masalın görüntüleri mi tam kestiremezsiniz ya… İşte Nil’de gemi yolculuğu tam da böyle bir deneyim sunuyor. Etrafımda akıp giden Nil Nehri, bazen yemyeşil palmiye ve muz ağaçlarıyla çevrili tarım alanları, bazen de uçsuz bucaksız çöl manzaralarıyla adeta bir film şeridi gibi akıp gidiyordu.
Yunanlı tarihçi Heredotos’un dediği gibi, “Mısır Nil’in hediyesidir.” Ve gerçekten de, bu kadim topraklar binlerce yıldır Nil’in etrafında hayat bulmuş. Ben de Mısır gezisimde, bu hayat veren nehrin kalbinde, Luksor’dan Aswan’a uzanan beş günlük bir Nil turuna katıldım. Gemi içinde eğlenceli sosyal yaşam, yanımdan süzülen diğer gemiler ve gece pırıl pırıl yıldızlarla donanmış gökyüzü… Ayaklarınızı güverte demirlerine uzatıp çayınızı yudumlarken, benim gördüklerimi size anlatmama izin verin.
Nil’in Büyülü Sularında Zaman Yolculuğu: Rotamız Neler Vaat Ediyor?

Hurgada Havaalanı’na indikten sonra, otobüsle Luksor’a doğru yola çıktık. Yemyeşil begonvillerle süslü yollar, sanki Antik Mısır’ın o ihtişamlı atmosferine bir giriş niteliğindeydi. İlk durağımız, kadim uygarlığın en görkemli izlerinden biri olan Karnak Tapınağı oldu.
Karnak’ın Devasa Sütunları Arasında Kaybolmak
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Karnak Tapınağı, Luksor’un 2,5 km kuzeyinde konumlanmış, dünyanın en büyük açık hava tapınak komplekslerinden biri. Granitten yapılmış devasa duvarlar, sütunlar ve heykeller, binlerce yıl öncesinin mühendislik ve mimarlık harikasını gözler önüne seriyor.
- Beni en çok etkileyen detaylardan biri, bu yapıların nasıl inşa edildiğine dair ipuçlarıydı. Kerpiç duvarlar, taş duvarların yanında yükselerek geçici bir iskele sistemi oluşturuyormuş. Yapı bittiğinde ise bu kerpiç iskeleler yıkılıyormuş. Akıl almaz!
- Amon-Ra‘nın gücü: Tapınak kompleksi içinde Amon-Ra’nın Büyük Tapınağı başta olmak üzere birçok yapı bulunuyor. Firavunların tanrıların oğlu olarak kendini tanımladığı bu medeniyette, Amon-Ra en güçlü tanrı kabul ediliyormuş.
- Sfenks Yolu: Tapınağın girişindeki aslan gövdeli, koç başlı sfenkslerin sıralandığı cadde, insanı adeta başka bir boyuta taşıyor. Bu devasa sütunların ve heykellerin arasında dolaşırken, her birinin üzerindeki hiyeroglifler ve resimler adeta Eski Mısır’ın ‘devlet arşivini’ gözler önüne seriyordu.
O devasa sütunların arasında kendinizi ufacık hissetmek, gökyüzüne uzanan taş ormanında yürümek inanılmaz bir his. Her yerde firavun isimleri ve sembollerle işlenmiş kartuşlar… İktidarların mimariyle ilişkisini, kalıcı eserler bırakma arzusunu ve tebaa üzerindeki etkisini düşünmemek elde değil.
Karnak’tan sonra, Luksor’un eşsiz gecesinde Luksor Tapınağı‘na doğru yola çıktık. Güneş battıktan sonra ışıklandırmalarla daha da mistik, hatta ürkütücü bir havaya bürünen bu tapınak, MÖ 1400’lerde yapılmış ve 19. yüzyılda arkeolojik kazılarla yeniden gün yüzüne çıkarılmış.
Tek bir tanrıya adanmamış olması, üzerinde 13. yüzyılda yapılmış bir cami kalıntısının bulunması, hatta bir kilise bölümünün olması, Luksor Tapınağı‘nı eşsiz kılıyor. Burada Antik Mısır, Roma ve İslami dönemlerin izleri iç içe geçiyor.
- Fransızlara verilen obelisk: Tapınağın önünde eskiden ikiz dikilitaş bulunuyormuş. Fransızlara hediye edilen dikilitaş şimdi Paris’te Concorde Meydanı’nda, karşılığında gelen bozuk saat ise Kahire’deki Mehmet Ali Paşa Camii’nde çalışmadan duruyor. Rehberimizin anlattığı bu hikaye beni epey güldürdü!
- Sfenksli yol: Karnak ve Luksor Tapınakları‘nı birbirine bağlayan 3 km’lik sfenksli yolun önemli bir kısmı, pilon duvarının karşısında görülebiliyor. Yıllar içinde üzerine şehir kurulduğu için yolun tamamı maalesef binaların altında kalmış.
Kralların Sessiz Vadisinde Bir Nefes: Ölümden Sonraki Hayatın İzleri
Ertesi sabah, otobüsle Krallar Vadisi‘ne doğru yola çıktık. Burası, firavunların Kahire yakınlarındaki piramit mezarlarının soyulmasından sonra, mezarlık alanı olarak kullanmaya karar verdikleri bir ölüm kenti. Hiç yeşillik bulunmayan, ıssız kayalıkların olduğu bu vadide adeta ölümün ürkütücü kokusunu duyuyorsunuz.
- Mezar ziyaretleri: Biletinizle üç mezarı ziyaret edebiliyorsunuz. Tutankhamon mezarı içinse ayrı bir bilet almanız gerekiyor. Ayrıca, fotoğraf çekmek için de ayrı bir bilet almalısınız. Biletsiz çekim yapmak hayli gerilimli, görevliler sürekli kontrol ediyor.
- Ölüm yolculuğu: Kayaların altına oyulmuş uzun koridorlarda ilerlerken, yan duvarlarda ve tavanlarda ölümden sonraki hayatı, kayıkla yapılan yolculukları ve iyilik-kötülük tartılarını gösteren nefes kesici resimler ve hiyeroglifler görüyorsunuz. Bu mezarlara ölüyle birlikte tüm eşyaları, hatta hizmetçileri ve yiyecekleri bile koyuyorlarmış.
- Tutankhamon‘un Sırrı: Vadideki mezarların çoğu soyulmuş olsa da, Tutankhamon’un mezarı neredeyse bozulmadan bulunmuş. Mumyası hâlâ yerinde, ancak çıkan diğer tüm eşyalar Kahire Müzesi’nde sergileniyor. O eşyaları görmek gerçekten inanılmazdı!
Krallar Vadisi’nin hemen yakınında yer alan Hatşepsut Tapınağı, kayalık bir yamacın eteklerine kurulmuş, üç katlı ve taraçalardan oluşan mimarisiyle Anıtkabir’in esin kaynağı olduğu iddia edilen etkileyici bir yapı. Mısır’ın ilk ve tek kadın firavunu olan Hatşepsut, üvey oğlunun yerine tahta çıkmış ve 22 yıl boyunca ülkeyi başarıyla yönetmiş. Erkek kıyafetleri giyip takma sakal takması, o dönemde bir kadının iktidarını sürdürebilmek için ne denli çaba harcadığını gösteriyor.
Bu bölgede ayrıca, Firavun III. Amenhotep’in mezar tapınağının koruyucusu olduğuna inanılan, 18 metre yüksekliğinde ve her biri 700 tondan ağır olan Memnon Heykelleri‘ni gördük. Geçmişte şafak vakitlerinde arp sesine benzer melodiler çıkardığına inanılan bu heykellere ‘şarkı söyleyen Memnon’ deniyormuş. Roma dönemindeki restorasyonlarla çatlakları kapatılınca, sesleri de yok olmuş.
Sabah tapınak gezilerinden sonra, gemimiz tüm öğleden sonrayı Nil’in eşsiz manzaraları eşliğinde yolculuğuna devam etti. Bu sırada, iplerle gemiye bağlanmış kayıklarda masa örtüleri satan satıcılar, güverteye fırlattıkları örtülerle ilginç bir alışveriş deneyimi sunuyordu. Manzaranın keyfini çıkarırken, insanların ekmek parası için verdikleri mücadeleyi görmek beni biraz hüzünlendirdi.
Efsanelerin Peşinde Tapınakları Keşfederken…
Gemi Edfu’ya vardığında gece olmuştu ve rengarenk ışıklarla aydınlanan sahil, masalsı bir atmosfer yaratıyordu. Ertesi sabah, dört kişilik paytonlarla Edfu Tapınağı‘na gittik. Yoksullukla iç içe geçmiş sokaklardan geçerek, ihtişamlı bir tapınağa ulaşmak, Mısır’ın o eşsiz tezatlığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Şahin Tanrı Horus’a adanmış olan bu tapınak, uzun süre toprak altında kaldığı için oldukça iyi korunmuş. Revaklı avlusu, lotus çiçekli sütunları, devasa duvar resimleri ve şahin başlı tanrı heykelleriyle beni büyüledi. Burada, Antik Mısır mitolojisinin önemli bir figürü olan Horus‘un hikayelerini dinledik. Osiris ve İsis‘in oğlu olan Horus, iyiliğin ve kötülüğün tartıldığı bir sembol, her şeyi gören ‘vicdanın gözü’ olarak biliniyor.
Nil’deki yolculuğumuz, akşamüstü Aswan’a 50 km uzaklıktaki Kom Ombo‘ya ulaştı. Burası, altın tepesi olarak da bilinen ve gemiden bile görülebilen asil bir tapınağı barındıran bir tarım kentiydi. Horus ve timsah başlı Tanrı Sobek‘e adanmış olan bu tapınak, eşsiz simetrisiyle dikkat çekiyor.
- Antik Takvim: Rehberimiz burada MÖ 3000’lerden beri kullanılan Mısır takvim sistemini anlattı; üç mevsim, her mevsimde dört ay ve her ayda otuz gün!
- Nilometre: Tapınağın yanındaki nilometre, Nil’in taşma seviyesini ölçerek tarımsal verimi tahmin etmek ve vergi oranlarını belirlemek için kullanılıyormuş. 5000 yıl önce bile sağlam bir devlet yapısı varmış!
- Şifa Merkezi: Duvarlardaki makaslar, bistüriler, küretler gibi tıbbi cihaz çizimleri, bu tapınağın bir şifa ve bilim merkezi olarak da kullanıldığını gösteriyor. Hijyene verilen önem de ayaklı lavabo resimleriyle açıkça ortada.
Aswan‘a doğru gece yolculuğumuz devam ederken, rengarenk ışıkları suya yansıyan modern bir şehir görüntüsüyle karşılaştık. Burası ayrıca dünyanın en büyük hidroelektrik santrallerinden biri olan Aswan Barajı’na ev sahipliği yapıyor. Cemal Abdünnasır döneminde Sovyet desteğiyle inşa edilen bu baraj, Mısır’ın siyasi ve ekonomik tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuş.
Aswan Barajı yapılırken bazı tapınaklar da su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. İşte bu noktada, UNESCO’nun desteğiyle Agilkia Adası’na taşınan Philae Tapınağı‘nı ziyaret ettik. MÖ 690-671 yıllarında Tanrı Kral Osiris‘in eşi ve Horus‘un annesi İsis adına yaptırılan bu zarif tapınak, avlusundaki sütunlar ve duvarlardaki Tanrı Horus resimleriyle beni büyüledi. Hristiyanlık döneminde de kullanıldığı için hiyerogliflerin arasında haç sembolleri görmek de mümkündü.
Son olarak, fellucca adı verilen yelkenli teknelerle Nil üzerinde keyifli bir yolculuk yaparak Nubian Köyü‘ne ulaştık. Renkli binaları, neşeli insanları ve kendine özgü kültürüyle bu köy, Afrika’nın derinliklerinden esintiler taşıyor. Burada yarı uyuşuk timsahları görebileceğiniz dükkanlar, baharatlar ve otantik hediyelik eşyalar satan tezgahlar vardı. Yerel halkın sıcakkanlılığı ve yaşam mücadelesi, bana bir kez daha seyahat etmenin sadece güzellikleri görmek olmadığını, aynı zamanda farklı yaşamları anlamak olduğunu hatırlattı.
“Mısır’ın Kalbine Yolculuk: Nil’de Gemi ile Antik Çağın İzinde Büyülü Bir Serüven” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorisinde bulunan yazılarımıza göz atabilirsiniz.
Ceren’den Nil Gezisi İçin Altın İpuçları
Eğer siz de benim gibi Nil Nehri‘nde bu eşsiz kültürel keşif ve maceraya atılmayı düşünüyorsanız, işte size birkaç kişisel tavsiye:
- Pazarlık Sanatı: Mısır’da alışveriş yaparken pazarlık olmazsa olmazdır. Belirtilen fiyatın yarısından başlayarak kendinizi şımartmaktan çekinmeyin!
- Fotoğraf Biletlerine Dikkat: Özellikle Krallar Vadisi gibi arkeolojik sit alanlarında fotoğraf çekmek için ek ücret ödemeniz gerekebilir. Biletinizi almayı unutmayın, aksi takdirde görevlilerle sorun yaşayabilirsiniz.
- Su ve Güneş Kremi Hayati: Çöl ikliminde güneşin yakıcılığına ve sıcağa karşı her zaman yanınızda bol miktarda su ve yüksek faktörlü güneş kremi bulundurun. Yanıklar, gezi keyfinizi yarıda kesebilir.
- Yerel Lezzetleri Deneyin: Gemide yemekler harika olsa da, karaya çıktığınızda yerel mutfağı keşfetmekten çekinmeyin. Özellikle taze sıkılmış meyve suları ve yöresel tatlılar denemeye değer.
- Küçük Not Defteri Yanınızda Olsun: Gördüğünüz hiyeroglifler, dinlediğiniz mitolojik hikayeler ve edindiğiniz bilgiler o kadar çok ki, hepsini akılda tutmak zor. Küçük bir deftere not almak, bu zengin mirası daha iyi sindirmenize yardımcı olacaktır.
MÖ 2950 yılında kurulan ve üç bin yıl ayakta kalan bu muhteşem medeniyetin izlerini sürmek, firavunlar uygarlığının ihtişamlı eserlerini görmek, inanın bana dünyanıza farklı bir bakış açısı katacak. Nil gezisi, kesinlikle ‘ölmeden önce görülmesi gereken yerler’ listenize girmeli!
Peki ya siz, Nil’de bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Bu eşsiz deneyim hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum!
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
Şiraz Gezi Rehberi: İran’ın Şairler Şehri – Büyülü Bir Kültür Yolculuğu!
Antik İran’ın Kalbinde Bir Zaman Yolculuğu: Pasargad ve Persepolis Gezisi
