1. Anasayfa
  2. Keşfet

Patagonya Gemi Turu Macerası: Dünyanın Sonuna Yolculuk Rehberi

Patagonya Gemi Turu Macerası: Dünyanın Sonuna Yolculuk Rehberi
Patagonya Gemi Turu Macerası: Dünyanın Sonuna Yolculuk Rehberi
0

Merhaba sevgili gezi tutkunları! Hatırlarsınız, Patagonya maceramızın ilk bölümünde Arjantin’in nefes kesen ulusal parklarında doyasıya gezmiştik. Şimdi sıra, bu devasa coğrafyanın ruhunu hissedeceğimiz, Punta Arenas‘tan başlayıp Ushuaia‘da sonlanan unutulmaz bir Patagonya gemi turu deneyiminde! Hazır mısınız? Gözlerinizi kapatın ve benimle birlikte Magellan Boğazı‘nın hırçın sularında, Tierra del Fuego‘nun gizemli fiyortlarına doğru yola çıkalım!

Patagonya Macerası: Dünyanın En Güneyine Doğru Bir Gemi Yolculuğu Başlıyor!

Patagonya Macerası: Dünyanın En Güneyine Doğru Bir Gemi Yolculuğu Başlıyor!
Patagonya Macerası: Dünyanın En Güneyine Doğru Bir Gemi Yolculuğu Başlıyor!

Patagonya, Güney Amerika kıtasının güney ucunda yer alan, hem Şili hem de Arjantin topraklarını kapsayan, rüzgarlı steplerden görkemli buzullara uzanan bir doğa harikası. Tierra del Fuego ise, bu bölgenin en büyük adasını ve çevresindeki irili ufaklı adacıkları kapsayan, adeta dünyanın sonundaki bir cennet.

Rivayete göre, 1520 yılında buraya ilk ayak basan Magellan, yerlilerin yaktığı sayısız ateşi görünce bu topraklara ‘Ateş Toprakları’ anlamına gelen Tierra del Fuego adını vermiş. O günden bu yana, bu bölgenin vahşi ve el değmemiş güzelliği, gezginlerin hayallerini süslemeye devam ediyor. Benim bu hayalimi gerçekleştiren gemi turu ise tam 4 gece 5 gün sürdü. Macera, Punta Arenas‘tan başladı, Ushuaia‘da son buldu. Tabii isterseniz rotayı tersine çevirip Ushuaia’dan başlayıp Punta Arenas’ta biten daha kısa bir tur da mevcut!

Punta Arenas’a Ulaşım: Steplerden Rüzgarlı Şehre

Gemi turumuzun başlangıç noktası olan Punta Arenas‘a ulaşmak için Şili’nin başkenti Santiago’dan uçakla gelinebilir. Biz ise biraz daha macera aradık ve Arjantin’in El Calafate şehrinden karayolu ile geçtik. Tam 500 kilometrelik, 7-8 saat süren bu yolculuk, Arjantin Patagonyası’nın uçsuz bucaksız stepleri arasında unutulmaz manzaralar sundu. Yol boyunca bize yoldaşlık eden And Dağları’nın kurak ama bir o kadar da büyüleyici atmosferi, Şili tarafındaki Valdivia yağmur ormanlarının aksine bambaşka bir güzellikti. Gümrükteki sıkı kontroller ve ahşap objelerin ülkeye sokulmasının yasak olması ise ilginç bir detay olarak aklımda kaldı.

Akşamüstü nihayet dünyanın en güneyindeki metropol olan Punta Arenas‘taydık. Magellan Boğazı kıyısında konumlanan bu tarihi şehir, koloniyel mimarisi ve rüzgarlı havasıyla beni hemen etkisi altına aldı. Yıllık ortalama sıcaklığı sadece 6 derece olsa da, kasım ayında planladığımız bu seyahat, Güney Yarımküre’nin ilkbahar-yaz mevsimine denk geldiği için idealdi. Patagonya‘ya gelmek için en güzel seyahat mevsimi eylül-nisan ayları arası, unutmayın!

13 Kasım akşamı saat 18.00’de, pasaport kontrolünden geçip gemiye adım attığımda, rüya resmen başladı. C. Australis, bu fiyortları ve boğazları gezmek için özel olarak tasarlanmış, 131 kişilik, şık, pırıl pırıl bir gemiydi. Kaptan’ın hoş geldiniz kokteyli ve yerel Şili danslarıyla karşılandık. İlk akşam yemeğine doğru, Punta Arenas’ın ışıkları arkamızda kaybolurken, heyecan doruktaydı.

Fiyortların Gizemi ve Vahşi Yaşamın Çağrısı: Buzullar ve Denizaslanları

Sabah kahvaltının ardından, gemide tatlı bir hareketlilik başladı. Alberto De Agostini Ulusal Parkı’ndaki Ainsworth Körfezi’ne varmıştık. Zodyaklar denize indirildi ve rehberlerimiz eşliğinde bu el değmemiş doğaya adım attık. Kıyıya indiğimizde bizi ilk karşılayan, henüz yüzmeyi öğrenememiş 4-5 haftalık iki sevimli denizaslanı yavrusuydu! Rehberimiz, ileride haremini bekleyen devasa erkek denizaslanına yaklaşmamamız konusunda bizi sıkıca uyardı. Bu dev deniz memelileri 600 metreye kadar dalabiliyor ve su altında 40 dakika kalabiliyorlar. Şili kıyılarındaki popülasyonları oldukça yoğun.

Yürüyüşümüz sırasında, kayalar üzerinde hayatın başlangıcı olan likenleri, Magellanic Ormanı’nın derin olmayan toprağında birbirine tutunmuş ağaç köklerini gözlemledik. 200-300 yıl önce buraların bir buzul olduğunu düşününce, eriyen buzulların içimi nasıl burktuğunu anlatamam. Karadeniz’deki likapaya benzeyen ve yiyenin Patagonya’ya tekrar geleceği rivayet edilen kalafat bitkisini de burada gördük. Kıyıdaki büfeden sıcak çikolata ve viski ikramları alarak, bu doğa harikasına veda ettik.

Öğleden sonra, Tucker Adacıkları’nda eşsiz bir doğal yaşamla bütünleşme zamanıydı. Burası karaya çıkamayacağımız kadar hassas bir ekosistemdi, bu yüzden zodyaklarla etrafında dolaştık. Binlerce Magellanic Penguen‘in suya girip çıktığını, yüzdüğünü ve oynadığını izlemek, hayatımın en özel anlarından biriydi. Bu orta büyüklükteki penguenler, yiyecek avlarken sürüler halinde yaşıyor ve üreme mevsiminde Arjantin, Güney Şili ve Falkland Adaları’na göç ediyorlar. Patagonya aynı zamanda yüzlerce kuş çeşidine ev sahipliği yapıyor; karabataklar, ördekler ve yırtıcı skuvalar gibi…

Pia Buzulu ve Buzullar Galerisi: Mavinin Binbir Tonu

Ertesi gün, monitörde Pasifik Okyanusu’na çıktığımızı gördüğümde içim titredi. Ballenero ve O’Brien kanallarından geçerek Pia Buzulu‘na doğru yol alıyorduk. Kahvaltının ardından Tierra del Fuego ve buzulların oluşumu hakkında bilgi aldık. Sonrasında yine zodyaklarla buzula doğru yaklaştık. Kıyıya indiğimizde, dünyanın dört bir yanından gelen 17 ulustan insanla birlikte, 15 dakika boyunca susarak, doğayla bütünleşme anını yaşadık. Buzuldan kopan parçaların çıkardığı gürültüler, eriyen buzulların hüzünlü türküsü gibiydi. Bilim insanları, 2009’a kadar erimeyen bir buzul sandıkları Pia Buzulu’nun bile artık eridiğini söylüyor. Sıcak çikolatalarımızı içerken dünyayı bekleyen iklim felaketlerini düşünmeden edemedim. Ne kadar beyazsa o kadar yeni, ne kadar griyse o kadar eski olan bu buzullar, güneşin tüm renklerini emerken sadece maviyi yansıtıyor. Bu yüzden o eşsiz, derin mavi tonlarını görüyoruz!

Akşam üzeri, gemimiz Beagle Kanalı’nın kuzeybatısında bulunan Buzullar Galerisi’ne (Glacier Alley) doğru yol almaya başladı. Geminin terasında yerlerimizi aldık. Buradaki her bir buzul, bir ülkenin adını taşıyordu. Romen, Alman, Fransız, İtalyan, Hollanda Buzulu… Her bir buzulun yanından geçerken, o ülkenin müzikleri çalıyor, o ülkeye özgü içecek ve yiyecek ikramları yapılıyordu. Bu kültürel keşif, macera dolu günün tatlı bir kapanışı oldu.

Dünyanın Sonu: Cape Horn’un Efsanevi Rüzgarlarıyla Dans

Kaptanımızın anonsuyla uyandık: Yarın Cape Horn‘a çıkacağız! Bu, çok nadiren mümkün olan bir iniş. Sabah 05:06’da güneş doğarken, özel kıyafetlerimiz ve geminin dağıttığı plastik çizmelerimizle hazırlandık. Hava 8°C olmasına rağmen heyecan içimizi ısıtıyordu. Cape Horn, 1616’da Hollandalı gemiciler tarafından keşfedilmiş, Pasifik ve Atlas Okyanusları’nı birbirinden ayıran efsanevi bir kayalık tepe. Panama Kanalı açılana kadar denizciliğin en önemli rotasıydı burası. Aynı zamanda Şili’ye ait ve UNESCO Dünya Biyosfer Rezervi listesinde yer alıyor.

160 basamaklı merdiveni tırmanarak zirveye çıktık. Rüzgar öylesine şiddetliydi ki, ayaklarımızın yere sağlam basması için mücadele ettik. Şili’nin kutsal kuşu Albatros heykelinde fotoğraf çektirdik, küçük şapeli ziyaret ettik ve deniz fenerine çıktık. O an orada olmak, kelimelerle tarif edilemez bir duyguydu. Cape Horn’daki bu özel aileye de selam olsun; Şili hükümeti tarafından gönüllülük esasıyla burada bir yıl boyunca yaşayıp feneri ve istasyonu koruyorlar.

Fırtına yaklaştığı için aceleyle gemiye döndük. Gemi, bir gelenek olarak Cape Horn’u korsan bayrağı çekerek selamladı. Kaptan, geminin en küçük konuğuna, oğluma, ilk fotoğrafı çektirdi ve hepimize “dünyanın en güney ucuna geldiniz” sertifikası verdi. Macera dolu bir zaferdi bu!

Öğleden sonra, 19. yüzyılda Darwin ve Kaptanı Fitz Roy’un Yamana (Yaghan) aborjinleri ile tanıştığı Wulaia Körfezi‘ne gittik. Darwin, bizden tam 180 yıl önce, 23 Ocak 1833’te buraya ayak basmıştı. Burası doğal bitki örtüsü, tarihsel ve coğrafi önemi nedeniyle koruma altında bir bölge. Kıyıda Yamana yerlileri ve Darwin hakkında bilgilendirici posterler vardı. Bir dereden geçip kunduzların yaptığı barajları gördük, zirveye tırmanarak körfezin büyüleyici manzarasını fotoğrafladık ve yine doğayla bütünleşmek için sessizliğe gömüldük. Ne kültürel keşifler ne tarihi anlar barındırıyor bu Patagonya!

Ushuaia: Dünyanın En Güney Şehrinde Son Durak

Gemi yolculuğumuzun sonuna gelmiştik. Sabah kahvaltının ardından Ushuaia‘ya adım attık. Arjantin’in Tierra del Fuego’daki en büyük şehri ve başkenti burası. Buenos Aires’e karayoluyla 3062 km uzaklıkta ve yolun bir kısmı Şili topraklarından geçiyor. Dünyanın en güneyindeki şehir olarak kabul ediliyor Ushuaia. Antarktika’ya giden gemilerin %80’i buradan kalkıyor, bu da ona ayrı bir hava katıyor. Nüfusu sürekli göç alarak artan bu şehirde, doğal gazın inanılmaz ucuz olduğunu öğrenmek beni şaşırttı!

Kent merkezindeki gümrüksüz alışveriş merkezleri ve buraya özgü İnka Rose taşından yapılmış takıları satan dükkanlar dikkatimi çekti. Ushuaia’nın subpolar iklimi, Magellanic Ormanları ve karşıdan görünen Martial Buzulu ile eşsiz bir ambiyans yaratıyor. Eski zamanlarda azılı suçluların sürgün yeri olan bu şehir, aynı zamanda Jules Verne’in “Dünyanın Öbür Ucundaki Fener” kitabına ilham vermiş küçük bir adadaki feneri de barındırıyor. Tarihi hapishane ziyaretinde, sürgüne gönderilmeyi reddedip ülkesinin hapishanesini tercih eden bir üniversite hocasının öyküsü ise beni derinden etkiledi.

Tierra del Fuego Ulusal Parkı: Doğanın Kucakladığı Bir Cennet

Ushuaia’daki son durağımız, Tierra del Fuego Ulusal Parkı idi. Burası, dağ, orman ve denizin birleştiği gerçek bir doğa harikası! Dünyanın en güneyindeki postanede pasaportlarımızı damgalatmak, bu unutulmaz maceraya veda etmenin tatlı bir anısı oldu. 689 kilometrekare genişliğindeki bu park, Beagle Kanalı kıyısında uzanıyor. Beagle Kanalı’nın bir yanı Atlas, diğer yanı Pasifik Okyanusu’na açılıyor ve yüzlerce kuş ile memeli hayvana ev sahipliği yapıyor.

Küreselleşmenin etkisiyle şehirdeki fiyatların Türkiye ile aynı seviyelerde olması, bu doğa harikasını ziyaret etmek isteyenler için önemli bir detay. Doğa ile iç içe, eriyen buzulları ile hüzün veren ama aynı zamanda büyüleyici bu coğrafyadan ayrılırken, “iyi ki gelmişiz” duygusu kalbimi doldurdu. Attila Tuna’ya da bize bu eşsiz deneyimi yaşattığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

“Patagonya Gemi Turu Macerası: Dünyanın Sonuna Yolculuk Rehberi” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimize göz atabilirsiniz.

Ceren’den Patagonya Gemi Turu İpuçları

Bu eşsiz Patagonya gemi turu deneyiminden edindiğim bilgilerle, sizin için birkaç pratik ipucu derledim:

  • Kıyafet Katmanları Hayati Önemde: Patagonya’da hava bir anda değişebilir. Mutlaka katmanlı giysiler tercih edin. Su geçirmez bir dış katman, termal içlikler, şapka, eldiven ve suya dayanıklı botlar olmazsa olmaz! Özellikle Cape Horn gibi rüzgarlı yerlerde üşümemek için bu detaya dikkat edin.
  • Fotoğraf Makinenizi Hazırlayın: Bu doğa harikasında her köşe başında bir vahşi yaşam anı veya nefes kesen bir buzul manzarasıyla karşılaşabilirsiniz. Yedek pil, hafıza kartı ve iyi bir zoom lensi mutlaka yanınızda bulundurun. Su sıçramalarına karşı koruyucu kılıf da işinize yarayabilir.
  • Deniz Tutmasına Karşı Önlem: Magellan Boğazı ve Cape Horn gibi bölgelerde deniz biraz çalkantılı olabilir. Eğer deniz tutmasına meyilliyseniz, yanınıza ilaç almayı veya bileklik kullanmayı düşünebilirsiniz. Gemide de gerekli önlemler alınsa da, kişisel hazırlığınız size konfor sağlayacaktır.
  • Yerel Lezzetleri Deneyin: Ushuaia’da ve Punta Arenas’ta, özellikle kral yengeci gibi deniz ürünlerini ve yerel Şili şaraplarını mutlaka deneyin. Damak tadınız için kültürel keşifler yapın!

Bu gezi rehberi umarım Patagonya’nın büyüleyici dünyasına bir adım atmanıza yardımcı olur. Bu macera dolu yolculuk, bana doğanın gücünü, kırılganlığını ve insanoğlunun onunla olan ilişkisini derinden hissettirdi. Umarım siz de bir gün Magellan Boğazı’nın sularında, Tierra del Fuego’nun fiyortlarında, Cape Horn’un efsanevi rüzgarlarıyla tanışırsınız.

Siz de Patagonya’yı ziyaret etmeyi düşündünüz mü? Ya da bu gemi turuyla ilgili aklınıza takılan başka sorular var mı? Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın!

İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:

Marsilya Gezi Rehberi: Fransa’nın Baharatlı Kalbi, Akdeniz’in Macerası

New York’ta Zamanda Yolculuk: Manhattan’dan Orta Çağ Sanatına Eşsiz Bir Keşif

Valensiya Gezi Rehberi: Akdeniz’in Kalbine Bir Yolculuk

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir