1. Anasayfa
  2. Keşfet

San Marino Gezi Rehberi: Titano Dağı’nda Yükselen Özgürlük Öyküsü

San Marino Gezi Rehberi: Titano Dağı’nda Yükselen Özgürlük Öyküsü
San Marino Gezi Rehberi: Titano Dağı'nda Yükselen Özgürlük Öyküsü
0

Merhaba sevgili gezi tutkunları! Bugün rotamızı öyle bir yere çeviriyoruz ki, sadece coğrafi bir keşif değil, aynı zamanda yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan bir demokrasi ve özgürlük hikayesine tanık olacaksınız. Evet, San Marino, Avrupa’nın en eski cumhuriyetlerinden biri olarak, büyüklüğün değil, işlevselliğin ve insani değerlerin ne kadar önemli olduğunu fısıldayan bir şehir devleti. Hazırlanın, Monte Titano’nun zirvesine, adeta bir zaman tünelinden geçip Orta Çağ’a ışınlanmaya gidiyoruz!

San Marino’ya Nasıl Ulaşılır: Adım Adım Titano Dağı’na Çıkış

San Marino'ya Nasıl Ulaşılır: Adım Adım Titano Dağı'na Çıkış
San Marino’ya Nasıl Ulaşılır: Adım Adım Titano Dağı’na Çıkış

San Marino’ya doğrudan ulaşım biraz meşakkatli olsa da, bu yolculuk bile maceranın bir parçası. Çünkü bu minik ülkenin kendine ait bir havaalanı ya da tren istasyonu yok. Tamamen İtalya topraklarıyla çevrili olduğu için, en yakın büyük şehirlerden karayoluyla gitmek gerekiyor.

  • İlk Durak: Rimini
  • Ben bu yolculuğa İtalya’nın sanat ve lezzet durağı Bologna’dan başladım. Bologna tren istasyonundan, İtalya’nın adeta mini Bodrum’u sayılabilecek canlı sahil şehri Rimini’ye bir tren bileti almanız gerekiyor. Biletinizi Trenitalia’nın web sitesinden kolayca temin edebilirsiniz; yaklaşık 9,50 Euro civarında. Yaklaşık 1,5 saat süren keyifli bir yolculuk sonrası Rimini’ye varıyoruz.
  • Trenden İner İnemez Önemli İpucu: Tren biletinizi istasyondaki yeşil renkli makinelerde onaylatmayı sakın unutmayın! Aksi takdirde, 65 Euro gibi can sıkıcı bir ceza ile karşılaşabilirsiniz. Küçük bir mırıldanmayla 5 Euro’ya düşürülebildiği söyleniyor ama riske atmaya değmez, değil mi?
  • Rimini’den San Marino’ya Otobüsle: Rimini tren istasyonundan çıktıktan hemen sonra, tam karşınızda San Marino otobüs durağını göreceksiniz. Biletinizi istasyonun solundaki turizm ofisinden ya da doğrudan otobüs şoföründen alabilirsiniz. Yaklaşık 5 Euro’luk bu biletle yarım saatlik yemyeşil bir yolculuk sonrası San Marino’nun eteklerine varacaksınız.

Otobüs, yemyeşil doğanın içinden kıvrıla kıvrıla Monte Titano’ya doğru tırmanırken, uzaktan San Marino’nun meşhur üç kulesi beliriyor. İşte o an, sanki bugünden sıyrılıp doğrudan Orta Çağ’ın kalbine ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. Otobüs Marino Calcigni Alanı’nda durduğunda ise bu his iyice yoğunlaşıyor.

Pasaport Damgası Meraklılarına Not: Şehre girerken herhangi bir kimlik kontrolü yapılmıyor, yani pasaportunuza damga vurulmuyor. Ancak “ben San Marino anısını pasaportumda da taşımak istiyorum” derseniz, turistik amaçlı bir mühür vurdurabilirsiniz, tabi ufak bir meblağ karşılığında. Benim pasaportumun süresi dolmaya yakın olduğu için bu detayı pas geçtim; benim için önemli olan yaşadığım anılar ve ruhuma işleyen o eşsiz atmosferdi.

Orta Çağ’a Açılan Kapı: Porta San Francesco ve San Marino’nun İlk İzleri

Merdivenlerle ya da asansörle yukarı çıktığınızda, San Marino’ya giriş kapısı olan Porta San Francesco sizi karşılıyor. Burası, 1361’de yapımına başlanmış, defalarca yeniden inşa edilip restore edilmiş, adeta tarihin her katmanını üzerinde taşıyan görkemli bir yapı. Kapının kale duvarındaki San Marino ve Feltresca aile armaları, geçmişin asaletini fısıldarken, hemen girişindeki metal fil başı heykeli gibi çağdaş sanat eserleri de Orta Çağ’ı bugüne bağlıyor. Bu, aslında San Marino’nun genel ruhunu özetliyor: Tarihle iç içe, ama her zaman yeniliğe açık!

San Marino: Minik Bir Dev, Büyük Bir Hikaye

Burada biraz durup soluklanalım ve bu minik dev hakkında birkaç bilgi paylaşalım. San Marino, hem bir şehir ismi hem de aynı zamanda bir ülkenin adı: San Marino Cumhuriyeti. Dünyanın en küçük bağımsız devletlerinden, Avrupa’nın ise üçüncü küçük ülkesi! Toplam 60,57 km² yüz ölçümüyle, geneli dağlık bir alana yayılmış durumda. Başkenti de yine San Marino şehri.

  • Ekonomi ve Yaşam: Temel sanayisi taş ocakları ve taş işçiliği olsa da, turizm gittikçe önem kazanıyor. İtalya geneline hakim seramik işçiliği ile lezzetli süt ve peynir ürünleri de burada karşımıza çıkıyor. Ülkede Euro kullanılıyor, İtalyanca konuşuluyor ve halkın çoğu Katolik.
  • Coğrafi Konum: Monte Titano’nun deniz seviyesinden 750 metre yüksekliğinde kurulu olan San Marino, tamamen İtalya topraklarıyla çevrili. Denize en yakın noktası, 22 km uzaklıktaki hareketli Rimini şehri.
  • Borgo Maggiore: Şehir dokuz bölgeye ayrılmış. Bunlardan biri olan Borgo Maggiore, San Marino’nun hemen altında kurulu ve teleferikle kolayca ulaşılabilir.

Peki, bu minik devletin kuruluş hikayesi nasıl? Efsaneye göre, Hristiyan bir taş ustası olan Marino, Roma İmparatoru Diocletian’ın zulmünden kaçarak Dalmaçya’dan Rimini’ye gelir. Yıl 301… Marino ve etrafında toplananlar, özgürce yaşamak amacıyla Monte Titano’ya sığınır. Dönemin soylu ailesinden Donna Felicissima’nın Marino’ya hediye ettiği bu dağda, San Marino’nun ilk temelleri atılır. Bu topluluk, 885’te Feretnano Sözleşmesi ile özerkliğini ilan eder ve 11. yüzyılda bir şehir devleti haline gelir. Özgürlüğe olan inançları öylesine güçlüdür ki, 1295’te ilk yazılı yasaları kaleme alınır ve 1600’deki son yasa ile San Marino Cumhuriyeti’nin anayasası oluşur. Kısacası, burası şiddetten kaçan insanların, özgür ve demokratik bir yaşam kurmak için çabaladığı bir yuva olmuştur.

San Marino Gezilecek Yerler: Tarihi Sokaklarda Bir Yolculuk

Şimdi Porta San Francesco’dan içeri girip sola dönerek gezimize devam edelim.

San Francesco Kilise ve Müzesi: Sanat ve Tarihin Buluştuğu Nokta

İlk durağımız 1351’de yapımına başlanan San Francesco Kilise ve Müzesi. Murata’daki eski bir kilisenin parçalarıyla inşa edilmiş bu kilise, dini temalı resimler, freskler ve Guercino ile Raphael gibi önemli sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Müze kısmında ise dini eserlerin yanı sıra çağdaş sanat akımlarından eserler de görebilirsiniz. Burası, geçmişle bugünün sanat köprülerini kuran özel bir yer.

Ceren’den Gezi İpuçları 1: San Marino Card ile Kârlı Gezi!

  • San Francesco Müzesi’ne giriş 3 Euro. Ancak size harika bir önerim var: Müzeden 10 Euro’luk bir San Marino Card alarak toplam 5 önemli yeri çok daha uygun fiyata gezebilirsiniz! Bu kart; San Francesco Müzesi’nin yanı sıra, şehrin simgesi olan Guaita ve Cesta Kuleleri, Museo di Stato (Milli Müze) ve Palazzo del Governo (Hükümet Binası)’nı kapsıyor. Yani San Marino’da mutlaka görmeniz gereken yerlerin neredeyse tamamını bu kartla gezebiliyorsunuz. Sakın kaçırmayın!

Bu arada, San Francesco Müzesi’nin hemen alt tarafında İşkence Müzesi ve hatta Vampir Müzesi gibi alternatifler de var. Ama ben o tür müzeler konusunda biraz seçiciyim. Daha önce birkaç kere denedim, ama artık işkence, vampir, ilginçlikler müzesi gibi yerlerin beni yeterince tatmin etmediğini fark ettim. O yüzden bu sefer onları es geçip, San Marino’nun gerçek tarihine ve kültürüne odaklanmayı tercih ettim.

Piazza della Liberta ve Hükümet Sarayı: Demokrasinin Kalbi

San Marino şehri, zikzaklı taş patikalarla tepeye doğru kıvrılan yollardan oluşuyor. Lokantalar, kafeler, dondurmacılar ve hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu Via Basilicius boyunca yürüdükten sonra, şehrin kalbine, Piazza della Liberta (Özgürlük Meydanı)’na varıyoruz. Burası adeta San Marino’nun atan kalbi!

Meydanda, Özgürlük Heykeli ve Palazzo del Governo (Hükümet Binası) yükseliyor. 16. yüzyıldan kalma bir sarayın yerine 1894’te tamamlanan bu bina, açılışında Carducci’nin “sonsuz özgürlüklerimiz için” diye başlayan konuşmasıyla adeta San Marino’nun mottosunu belirlemiş. Binanın içinde konsey ve dinleyici odaları, dönemin sanatçılarının eserleriyle süslü duvarlar bulunuyor. Aziz Marino’nun elinde Palazzo del Governo ile betimlendiği bir resim ve Francesco Azzuri’nin bronz San Marino heykeli de burada görülebilir. Binanın önündeki Galetti imzalı Özgürlük Heykeli ise her an bizi selamlıyor gibi.

Milli Müze (Museo di Stato): San Marino’nun Derinlikleri

Özgürlük Meydanı’na gelmeden önce, Piazza Titano’daki Milli Müze (Museo di Stato)’ye uğramayı unutmayın. San Marino Card ile buraya ücretsiz giriş yapabilirsiniz. 19. yüzyılın ikinci yarısında bağışlarla oluşturulan müze, San Marino Cumhuriyeti topraklarında bulunan objelerin yanı sıra, neolitik çağdan demir çağına uzanan eserlere, eski Mısır’dan Etrüsk, Yunan ve Roma uygarlıklarına ait parçalara ev sahipliği yapıyor.

Müzenin en dikkat çekici eserlerinden biri, Domagnano kazılarından çıkan altın mücevherler. Müze genel olarak küçük ve iddiasız olsa da, görevlilerin kendi tarihlerini tanıtırken duydukları samimi ilgi ve detaylı bilgileri paylaşma istekleri beni çok etkiledi. Sanki kendi ürettikleri bir şeyi tanıtan esnaflar gibiydi, bu da ziyareti çok daha keyifli hale getirdi.

Palazzo Valloni’ye de dışarıdan bir göz attıktan sonra, kaleye doğru tırmanışımıza devam edelim. Özgürlük Meydanı’ndan düz devam ettiğinizde, Giardino dei Liburni (Liburni Bahçesi) ve Cave dei Balestrieri (Okçu Ocağı)’na varacaksınız. Burası, kale surlarına dayanan, çeşitli çağdaş heykellerle süslü ve muhteşem manzaralar sunan bir teras. Hem şehrin tarihi dokusunun hem de Adriyatik kıyılarının keyfini çıkarabilirsiniz.

Basilica del Santo Parish ve Sakin Sokaklar

Yokuş yukarı kıvrıldıkça Basilica del Santo Parish sizi karşılar. Neo-klasik tarzda 1838’de tamamlanan bu kilise, Aziz Marino’nun kemiklerinin saklandığı altın bir kap ve heykeline, ayrıca çeşitli İtalyan sanatçılarının eserlerine ev sahipliği yapıyor. Hemen sağındaki Aziz Peter Kilisesi ise maalesef ziyarete kapalıydı.

Bu civarda, Porta della Rupe (Kaya Kapı)’ya inen yollardan geçebilir, Saint Chiara Manastırı’nın bahçesini görebilir ve 1845-1918 yılları arasındaki bağımsızlık mücadelelerinde yer alan gönüllülerin isimlerinin yazılı olduğu Ara dei Volontari Anıtı’nı ziyaret edebilirsiniz. Bu bölge, şehrin daha sakin ve turistlerin az uğradığı bir kısmı olduğundan, Orta Çağ atmosferini daha yoğun hissettiren taş yollarında huzurlu bir yürüyüş yapmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Üç Kule: San Marino’nun Gözcüleri ve Eşsiz Manzaralar

Şimdi gelelim San Marino’nun en can alıcı noktasına, yani meşhur Üç Kulesi’ne! Dik bir yokuşu tırmanarak, yine şık lokantalar, kafeler ve hediyelik eşya dükkanlarından geçerek bu tarihi yapıtlara ulaşıyoruz. Kulelere giden yolda arkanıza dönüp bakın, uzakta Rimini sahilleri size enfes bir manzara sunacak!

Guaita Kulesi: En Eski Bekçi

Titano Dağı’nın zirvesinde, şehrin silüetine damga vuran Guaita, Cesta ve Montale kuleleri yer alıyor. İlk durağımız, yaklaşık 10. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ve 1416’dan itibaren defalarca restore edilmiş olan Guaita Kulesi. İçinde zindan ve küçük bir şapel bulunan bu kule, 1960’lara kadar zindan olarak kullanılmış, sonrasında ise kulenin geçmişini anlatan bir sergi alanına dönüştürülmüş. Kral Vittorio Emanuele II ve III tarafından verilen toplar, milli günlerde hala kullanılmaktaymış.

Cesta Kulesi: Tarihi Silahların Evi

Guaita Kulesi’nden yaklaşık 500 metre mesafede, ağaçlık bir yoldan geçerek Cesta Kulesi’ne varıyoruz. Titano Dağı’nın daha dik bir yamacına kurulmuş bu kule, 13. yüzyılın ilk yarısına tarihleniyor ve daha geniş bir alana yayılmış durumda. Burada beni en çok etkileyen şey, kule içinde yer alan Eski Silahlar Müzesi’ydi. Orta Çağ’dan kalma 535 adet kılıç, kalkan, ok ve 1850’lere kadar kullanılan Napolyon tarzı silahlara kadar geniş bir koleksiyon sergileniyor.

San Marinolu okçuların Orta Çağ’da bölgedeki şehir devletleri arasında ne kadar ünlü olduğunu ve komşu şehirlere destek olarak gönderildiklerini öğrenmek çok ilginçti. 1543’te 661 kişilik orduları varmış, yani kendi sınırlarını korumakta oldukça mahirlermiş!

Ceren’den Gezi İpuçları 2: Yeni Silahlar Müzesi Yerine Tarihe Odaklanın

  • Şehirde bir de yeni silahlar müzesi bulunsa da, 225 kişilik ordusu ve idari personel dahil 700 kişilik polis kadrosu olan bir ülkenin bu konuda beni ne kadar şaşırtacağını düşünmedim. Eğer gerçekten etkileyici bir savaş müzesi deneyimi arıyorsanız, Paris’teki gibi devasa örnekler varken, San Marino’daki yeni silahlar müzesinin beklentimi karşılamayacağını hissettim ve es geçtim. Tarihi kulelerdeki eski silahlara odaklanmak çok daha anlamlıydı.

Montale Kulesi: Gizemli Bir Silüet

Cesta Kulesi’nden sonra, ormanlık araziden 300 metre daha yürüyerek üçüncü kuleye, Montale’ye ulaşıyoruz. Buranın yapım yılı tam olarak bilinmiyor ve sanki yarım bırakılmış bir yapı hissi veriyor. İçine girilemiyor, ancak çevresinde dolaşıp manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Bu arada, San Marinoluların Orta Çağ’da özgürlüklerini korumak için dağ şehrinde kurdukları, yağmur suyuyla beslenen sarnıçlara da kule civarında rastlamak mümkün. O zamanlardaki su kıtlığı ve hayatta kalma mücadeleleri hakkında fikir veriyor.

Kulelerden aşağı indiğinizde 15. yüzyıl ortalarında yapılan sade ve sakin bir havaya sahip Saint Quirino Kilisesi’ne de bir göz atabilirsiniz. Böylece San Marino’nun etrafında büyük bir daire çizerek görülecek yerleri tamamlamış oluyoruz. Porta Murati Nuova Kapısı’ndan geçerek şehrin merkezine geri dönebilirsiniz.

Dilerseniz, Liburni Bahçesi’nin hemen yanındaki teleferik durağından Borgo Maggiore’ye inip orayı da gezebilirsiniz. Orası daha çok başkentin yayılma ve yaşam alanı gibi, farklı bir atmosfer sunuyor.

San Marino’nun Lezzet Durakları ve Alışveriş İpuçları

Yeme İçme: Manzaraya Karşı Bir Campari Keyfi

Milli Müze’ye gelmeden, solunuzda kalan Miramonti’de muhteşem manzaraya karşı bir Campari yudumlamayı tercih ettim. Fiyatları oldukça makul ve sunduğu panorama gerçekten eşsizdi. Günübirlik bir gezi olduğu için daha fazla restoran keşfetme fırsatım olmadı ama Miramonti’den son derece memnun ayrıldığımı söylemeliyim. Küçük bir not: Torta di Tre Monti (Üç Zirve Keki) San Marino’nun ünlü tatlısıymış, denemek aklıma gelmese de meraklıları için bir ipucu olabilir!

Alışveriş: Hatıralıklar ve Yerel Lezzetler

San Marino’dan ne alsam diye merak ediyorsanız, özellikle koleksiyoncular için San Marino pullarının özel bir önemi varmış. Ayrıca, İtalyan etkisinin de görüldüğü seramik eşyalar, tahmin edileceği üzere enfes şaraplar ve peynirler alabilirsiniz. Fiyatlar genellikle makuldü, ben birkaç parça seramik eşya ve tabii ki olmazsa olmaz bir magnetle yetindim.

San Marino ve Demokrasinin Anlamı: Büyüklük mü, İşlevsellik mi?

San Marino, çok partili temsili demokrasiyle yönetilen, dünyanın en mükemmel demokrasilerinden biri olarak nitelendirilen bir cumhuriyet. Dokuz idari bölgeye (kale olarak adlandırılır) ayrılmış olan bu ülkede, her kalenin başında iki yıllığına seçilen bir “kaptan” bulunuyor. Bu konseylerin toplamı, beş yıllığına halk tarafından seçilen Büyük ve Genel Konseyi oluşturuyor. Konseyden, altı aylık dönemler için seçilen ve yönetim organının başı olan İki Kaptan Naipliği seçiliyor. Kararlar karşılıklı mutabakatla alınıyor ve yöneticiler üç yıl geçmeden tekrar seçilemiyor. Bu sıkı dönüşümlü sistem, yöneticilerin halktan kopmasını engelliyor ve demokrasinin sürekli canlı kalmasını sağlıyor. Hatta efsanevi lider Napoleon bile burayı işgal etmemiş, örnek bir cumhuriyet olarak nitelemiş ve korunması gereken bir yer olarak görmüş!

Bu küçücük ülke, atalarının özgürce yaşama hayaliyle çıktıkları yolda asırlardır mücadele ederek koruduğu demokratik sistemiyle bize devletin asıl işlevini hatırlatıyor: bireylerinin hayatını korumak ve güzelleştirmek. Demokrasiyi araç olarak kullanıp güç kazandıkça totaliterleşen, görkemli geçmişlere sahip koca koca ülkelerin aksine, San Marino titizlikle demokrasinin bayrağını dalgalandırıyor. Evet, küçük ve az nüfuslu bir ülkede demokrasinin uygulanması daha kolay olabilir. Ordusu sadece asayişi sağlamakla görevli, güvenliği başka ülkelerin insafına kalmış bir ülkenin demokrasisinin de risk altında olduğu söylenebilir. Ama tüm bunların ötesinde önemli olan bir nokta var: İnsanların niyetleri. Burada kimse diktatör olmak için uğraşmıyor, demokratik bir yönetim biçimiyle kendi vatandaşlarının daha özgür yaşaması için çabalıyorlar. Devletleri bunun için var.

Görkemli tarihlerine rağmen “vatandaşlar devletleri için vardır” sonucuna ulaşan ülkelerin vatandaşları, o görkemli geçmişlerinin nasıl olup da çıkışsız bir totaliter rejime vardığını nasıl sindirebilir? Bence bir devletin sınırlarının büyüklüğü, eğer o devlet gerçek işlevini yerine getirmiyor, vatandaşlarını bir makinenin dişlisi olarak görüyorsa, neye yarar ki? Devletler, işlevlerini yerine getirdiklerinde, vatandaşlarının hayatını, güvenliğini ve refahını iyileştirdiğinde gerçekten büyük bir devlet olur.

Ceren’den Gezi İpuçları 3: Seyahatinizi Sakin Bir Tempo ile Planlayın

  • San Marino’yu bir günde gezmek mümkün olsa da, tarihine ve atmosferine doymak için sakin bir tempo belirleyin. Her sokağa sapın, her manzarayı içinize çekin. Özellikle kuleler bölgesinde ve şehrin daha az ziyaret edilen sakin kısımlarında zaman geçirin. Acele etmeyin, bu ülkenin ruhunu hissetmek için yavaşlamak şart!

“San Marino Gezi Rehberi: Titano Dağı’nda Yükselen Özgürlük Öyküsü” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimize göz atabilirsiniz.

Son Söz: San Marino’nun Daveti

Evet, belki hiç kimse sadece San Marino’yu görmek için bu kadar yolu gelmez, ama Kuzey-doğu İtalya turunuzun bir gününü kesinlikle bu minik devlete ayırmalısınız. Vatandaşlarının iradesini esas alan devletlerdeki o rahat ve güvenli hayatları süren insanların sakinliğine, huzuruna ve sıcaklığına tanık olun. Belki daha görkemli kiliseler, daha zengin müzeler görmüşsünüzdür… Ama arada tarihsel kopukluklar olsa da, demokrasiyi düstur edinen minik bir ülkenin, şanlı tarihlere sahip koca koca ülkelerden gelenlere anlatacağı özgürlük hikayelerine kulak verin.

Dönerken içinizde bir burukluk oluşursa, hiç dert etmeyin; otobüs kalkış durağının hemen yanında San Marino şarapları satan şirin bir dükkan var. Oradan alacağınız güzel bir şarap, bu eşsiz deneyimi evinize taşımanıza yardımcı olacaktır.

Unutmayın, dünya sadece büyük şehirlerden ibaret değil. Bazen en küçük köşeler, en büyük hikayeleri fısıldar. San Marino da onlardan biri!

Siz de San Marino’yu ziyaret etmeyi düşünür müsünüz? Ya da bu eşsiz ülkeyle ilgili başka sorularınız var mı? Yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!

İlginizi çekebilir:

Japonya’da Baharın Rengi: Kiraz Çiçekleri ve Hanami Rüyası!

Lutsk Gezi Rehberi: Ukrayna’da Gizli Kalmış ‘Küçük Roma’yı Keşfedin!

Rivne Gezi Rehberi: Ukrayna’nın Gizli Cennetiyle Tanışmaya Hazır mısınız?

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir