1. Anasayfa
  2. Keşfet

St. Petersburg Gezi Rehberi: Sanatın, Tarihin ve Beyaz Gecelerin Kucakladığı Bir Şehir

St. Petersburg Gezi Rehberi: Sanatın, Tarihin ve Beyaz Gecelerin Kucakladığı Bir Şehir
0

Küçük yaşlardan itibaren Rus edebiyatının büyülü dünyasında kaybolan bir ruhtum ben. Dostoyevski‘nin "Suç ve Ceza"sının karanlık sokaklarından, Tolstoy’un "Savaş ve Barış"ının ihtişamlı salonlarına, Çehov’un "Vişne Bahçesi"ndeki hüznüne kadar, her bir satır St. Petersburg‘a olan özlemimi besliyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin henüz dağılmadığı dönemlerde başlayan bu merakım, sınırlar açıldıktan sonra nihayet bir davetle gerçek oldu: St. Petersburg‘da bir konferansa konuşmacı olarak katılma fırsatı! Bu, benim için sadece bir iş gezisi değil, aynı zamanda hayallerimin şehrine atılan ilk adımdı.

Şehre adım attığım anda, okuduğum kitaplardan fırlamış gibi geniş bulvarları, zarif köprüleri ve dingin Neva Nehri beni kucakladı. Çarlık mimarisinin her köşede kendini gösteren ihtişamı, adeta sayfalarından fırlayıp gözlerimin önünde canlanan roman kahramanlarına eşlik ediyordu. St. Petersburg, gerçekten de benim zihnimde canlandırdığım o büyüleyici şehir imgesini fazlasıyla hak ediyordu.

St. Petersburg’un Kalbinde Neler Var? Kaçırılmaması Gereken Yerler!

42 ada üzerine kurulu bu eşsiz şehirde, Neva Nehri kollarıyla ve sayısız kanalla her yeri sarıp sarmalıyor. Bu nedenle "Kuzeyin Venedik’i" denmesine hiç şaşırmadım! Üzerindeki 342 köprüden 21’inin geceleri açılması ise başlı başına bir görsel şölen. Tarihi, kültürel ve mimari önemi nedeniyle UNESCO Dünya Mirası listesine alınan bu şehir, adeta bir açık hava müzesi gibi. Kanallar arasında gezerken, sokak müzisyenlerinin hüzünlü melodilerine kulak verirken, kendimi Rus klasiklerinin sayfalarında kaybolmuş gibi hissettim. Burası, her köşesi tarih kokan, gizemli sokaklarında kaybolmaya doyamadığım bir yer.

Putin’in de şehri olan St. Petersburg, Puşkin, Dostoyevski, Anna Akhmatova gibi edebiyat ve sanat devlerine ev sahipliği yapmış. Şehirde dikkatimi çeken bir diğer şey ise kadınların iş hayatındaki belirgin varlığıydı. İnşaatlarda çalışan, toplu taşıma kullanan, hatta bot gezisi anonsu yapan kadınlar… Rusya’da kadınlar, genel müdürlüklerden üretime kadar her alanda güçlü bir şekilde yer alıyor, bu da beni ayrıca etkiledi.

St. Petersburg sadece güzelliğiyle değil, "Kahraman Kent" unvanını kazandığı güçlü tarihiyle de derin izler bırakıyor. Özellikle Leningrad Kuşatması, filmlere ve kitaplara konu olmuş trajik ama direnç dolu bir dönemi temsil ediyor. 872 gün süren bu kuşatma sırasında yaşananlar, Şostakoviç’in 9 Ağustos 1942’de açlıktan ölmek üzere olan müzisyenlerle verdiği ve cepheye hoparlörlerle iletilen "Leningrad yaşıyor!" mesajıyla taçlanan o inanılmaz konseri, insanlığın direncini en etkileyici şekilde anlatıyor.

Şehrin temelleri, "Büyük Petro" adını verdiğimiz Çar I. Petro tarafından 1703’te atılmış. Avrupa’yı gezdikten sonra, Rusya’da da benzeri olmayan bir şehir kurma hayaliyle Avrupa’dan mimarlar getirterek bu bataklık üzerine bir başyapıt inşa etmiş. 200 yıl boyunca Çarlık Rusyası‘nın başkenti olan bu şehir, Lenin’in devrimi buradan ilan etmesiyle Leningrad adını almış, 1991’de ise halk oylamasıyla yeniden St. Petersburg kimliğine bürünmüş.

St. Petersburg Gezi Rehberi olarak, bu şehir sadece birkaç günle keşfedilebilecek bir yer değil. Her bir köşesi ayrı bir hikaye barındırıyor. Ama sınırlı zamanınız varsa, mutlaka görmeniz gereken yerlerden bazıları şunlar:

  • Nevsky Bulvarı: Şehrin Can Damarı
  • Kazan Katedrali
  • St. Isaac Meydanı ve Katedrali
  • Saçılan Kanlar Kilisesi (Yeniden Diriliş Kilisesi)
  • Hermitage Müzesi (Kışlık Saray)
  • Peterhof Sarayı ve Bahçeleri
  • Puşkin Köyü ve Katherina Sarayı

Nevsky Bulvarı: Şehrin Kalbi ve Ruhu

Tam dört buçuk kilometre uzunluğundaki Nevsky Bulvarı, St. Petersburg‘un adeta kalbi gibi atıyor. Şehrin kuruluşundan kısa bir süre sonra ortaya çıkan bu bulvar, Neva Nehri ve kollarını keserek üzerinde birçok köprü barındırıyor. Aleksandr Nevsky Manastırı’ndan adını alan bu cadde, görkemli binaları, katedralleri, parkları ve heykelleriyle mimari bir şölen sunuyor. Dünyaca ünlü mimarların imzasını taşıyan yapılar arasında, özellikle 1904 yapımı Singer binası, giriş katındaki kitapçısı ve kafesiyle beni büyüledi. Hem Rus mutfağından lezzetler sunan hem de dünya mutfağından seçenekler sunan restoran ve kafelerle dolup taşan Nevsky, gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel bir akışa sahip.

Kazan Katedrali: Tarihin ve İnancın Buluştuğu Nokta

Nevsky Bulvarı üzerindeki muhteşem yapılardan biri de Kazan Katedrali. 1801-1811 yılları arasında inşa edilen bu katedral, ismini Tataristan’daki büyük bir yangından sonra bulunan ve kutsal kabul edilen Kazan aziz tasvirlerinden alıyor. Çar I. Alexandr tarafından, Rus İmparatorluğu’nun gücünü göstermek amacıyla başlanan bu yapı, Türk-Rus Savaşları’nın Rus zaferiyle sonuçlanması üzerine sadece Nevsky Bulvarı’na bakan kuzey kolonlarıyla tamamlanmış. Dev sütunları ve ihtişamlı mimarisiyle göz kamaştıran bu yapı, Sovyet döneminde müze olarak kullanılmış.

St. Isaac Katedrali: Altın Kubbelerin Gölgesinde Bir Şaheser

St. Isaac Meydanı ve Katedrali, şehrin bir başka ikonik noktası. Deli Petro ile aynı gün doğan bir azizin adını taşıyan bu katedral, tam kırk yılda inşa edilmiş ve kırk sekiz sütun üzerine kurulmuş. Dünyanın en büyük kubbeli yapılarından biri olarak kabul edilen St. Isaac, kubbesinde yüz kilo altın kullanılmasıyla da dikkat çekiyor. İç ve dış mimarisi, tavan süslemeleri ve heykelleriyle adeta bir sanat eseri. İlk olarak 1710’da inşa edilen ve I. Petro ile Katerina’nın evliliğine şahitlik eden bu kilise, bugünkü görkemine 1818-1858 yılları arasında kavuşmuş. 1937’den beri müze olarak kullanılan katedralin 300 basamaklı kubbesine tırmanarak St. Petersburg‘un panoramik manzarasını izlemek, benim için unutulmaz bir deneyimdi.

Saçılan Kanlar Kilisesi: Görkemli Bir Anıt

Griboedov Kanalı’nın kenarında, masallardan fırlamış gibi yükselen Saçılan Kanlar Kilisesi (Yeniden Diriliş Kilisesi), beş renkli kubbesiyle adeta gökyüzünü süslüyor. Çar II. Alexander’ın 1881’de uğradığı suikastta ölümcül yara aldığı yere inşa edilen bu kilise, adını da buradan alıyor. Tam 7500 metrekarelik mozaik kaplamasıyla dünyadaki ikinci en geniş mozaik süslemeye sahip olması, beni tek kelimeyle büyüledi. Kilisenin en büyük kubbesi 81 metre ile Çar’ın öldüğü yılı, 67 metre yüksekliğindeki ikinci büyük kubbe ise suikastın gerçekleştiği yeri sembolize ediyor. Civardaki küçük tezgahlardan uygun fiyatlarla çekici hediyelik eşyalar almayı da ihmal etmeyin.

Hermitage Müzesi: Rus Sanatının ve Tarihinin Dev Kalbi

St. Petersburg‘a gelip de Hermitage Müzesi‘ni görmemek, kesinlikle büyük bir eksiklik olurdu. Devasa Saray Meydanı’nda yer alan bu müze, karşısında Bakanlık binası ve meydanda kendi ağırlığıyla duran Alexander Sütunu ile birlikte şehrin kalbinde bir sanat ve tarih abidesi gibi yükseliyor. 3 milyondan fazla sanat eseriyle dünyanın en önemli sanat merkezlerinden biri olan Hermitage Müzesi‘ni tamamen gezmek için aylara ihtiyacınız olduğu söyleniyor! 1764 yılında ünlü Çariçe II. Katerina’nın Berlin’den getirdiği 225 parçalık resim koleksiyonuyla temelleri atılan bu müze, aynı zamanda Rus çarlarının ikamet ettiği Kışlık Saray olarak da biliniyor.

Çok sayıda çara ve çariçeye ev sahipliği yapan Kışlık Saray, Ekim Devrimi sırasında Lenin’in "Dün devrim için erkendi, yarın geç olabilir" sözleriyle başlayan ayaklanmada, kalabalıkların dar merdivenlerinden içeri girmesiyle tarihin seyrini değiştiren olaylara tanıklık etmiş. 1917’den sonra halka açılan bir müze haline gelmiş. Rembrandt, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Van Gogh gibi devlerin eserlerinin yanı sıra heykeller, antik çağ eserleri, arkeolojik buluntular ve çarlara ait kişisel eşyalarla dolu bu devasa koleksiyon, beni adeta bir zaman tüneline soktu.

Müzenin dış mimarisi, bahçe düzenlemesi ve kapı girişlerindeki heykeller bile başlı başına birer sanat eseri. Birbirine bağlı beş binadan oluşan Hermitage’ın ana binası, Neva Nehri kıyısında, yeşil-beyaz ihtişamıyla göz kamaştırıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında eserlerin bir kısmının korunmak amacıyla trenlerle taşındığını öğrenmek, tarihin ne kadar zorlu süreçlerden geçtiğini bir kez daha hatırlattı. Rusya’da 306 müze olduğunu duyduğumda, ülkemdeki müzeleri ve onlara verilen önemi düşünmeden edemedim, içim cız etti açıkçası.

Hermitage Meydanı’nda yeni evlenen çiftlerin fotoğraf çektirme geleneği ve meydanı şenlendiren müzisyenlerle dansçılar, buranın sadece bir müze değil, aynı zamanda canlı bir kültür merkezi olduğunu gösteriyor. Müzeden çıkıp biraz yürüdüğünüzde, Puşkin‘in özel eşyalarını sergilendiği, müzeye dönüştürülmüş evine de ulaşabilirsiniz.

Puşkin’in Evi ve Edebiyat Kafe: Bir Şairin Son Durağı

Ünlü Rus şair Aleksandr Puşkin‘in şehir merkezindeki evi, onun dramatik yaşamının ve trajik sonunun bir aynası gibi. Karısı Natalya’ya kur yapan George Charles d’Anthès ile girdiği düelloda yaralanıp iki gün sonra hayata veda ettiği bu ev, kütüphanesi, çalışma odası ve üzerine son nefesini verdiği kanepesiyle beni derinden etkiledi. Puşkin‘in düelloya gitmeden önce son kahvesini yudumladığı "Literary Cafe"ye (Edebiyat Kafe) uğramadan olmazdı. Girişteki Puşkin heykeliyle karşılandığım bu tarihi kafe, Rus edebiyatının derin ruhunu hissettiğim yerlerden biri oldu.

Peterhof Sarayı ve Bahçeleri: Çarın Yazlık Rüyası

St. Petersburg‘un biraz dışında, Finlandiya Körfezi kıyısında yer alan Peterhof Sarayı, Büyük Petro’nun yazlık ikametgahı olarak adeta bir gösteriş abidesi. 1709’daki Poltava zaferinden sonra, Büyük Petro’nun Versay’dan bile daha görkemli bir saray inşa etme hayaliyle başlayan Peterhof, 1723’te resmi olarak açılmış. Alman işgalinde büyük zarar görmesine rağmen yetenekli ustalar sayesinde yeniden eski ihtişamına kavuşturulmuş.

Ancak Peterhof’u Peterhof yapan asıl şey, bahçeleri! Altın heykelleri, pırıl pırıl çeşmeleri ve yemyeşil alanlarıyla burası adeta bir açık hava sarayı. 64 fıskiye, otuz yedi yaldızlı bronz heykel, meyve ağaçları ve cıvıl cıvıl sincaplar ve kuşlarla dolu bu devasa bahçe, tek kelimeyle inanılmazdı. O kadar bakımlı ki, sanki her an Çar ve Çariçe köşeden çıkıp bahçelerinde gezineceklermiş gibi hissediyorsunuz. Finlandiya Körfezi’ne kadar uzanan Peterhof Bahçeleri‘nden, karşı kıyıdaki Finlandiya’yı bile görebiliyorsunuz. Kısıtlı zamanım olduğu için sarayın iç kısmına girmek yerine, bu muhteşem bahçelerde kaybolmayı tercih ettim. Leningrad Kuşatması sırasında heykellerin zarar görmemesi için halk tarafından sökülerek suya gömüldüğünü ve savaş sonrası tekrar yerlerine konulduğunu öğrenmek, beni derinden etkileyen bir başka detaydı.

Puşkin Köyü (Tsarskoye Selo) ve Katherina Sarayı: İmparatorluk İhtişamının Zirvesi

St. Petersburg gezimde şehir merkezine odaklanmak elbette yeterli değildi. Şehrin 25 kilometre güneyindeki yemyeşil Puşkin Köyü (Tsarskoye Selo), Rusya’nın imparatorluk ihtişamını ve şiirsel ruhunu en iyi yansıtan yerlerden biri. 18. yüzyılda Romanov ailesinin yazlık konutu olarak kurulan bu köye, sonradan burada eğitim gören büyük şair Aleksandr Puşkin‘in adı verilmiş.

Köyün tartışmasız kalbi ise Katherina Sarayı. Adını Büyük Petro’nun eşi I. Katerina’dan alan bu yapı, mütevazı bir yazlık konuttan İmparatoriçe Yelizaveta ve Çariçe II. Katerina dönemlerinde Barok ve Rokoko mimarisinin zirvesine ulaşan görkemli bir saraya dönüşmüş. Mavi-beyaz renkleri ve altın işlemeleriyle dışarıdan adeta bir masal şatosu gibi görünen sarayın içine adım attığınızda ise bambaşka bir ihtişamla karşılaşıyorsunuz.

Büyük Salon, sarayın en gösterişli noktası. Balolar ve resmi törenler için kullanılan bu salon, freskler, devasa aynalar, altın detaylar ve sanat eserleriyle göz alıcı. Sarayın en ünlü odası ise şüphesiz Amber Odası. Duvarları tamamen kehribar panellerle kaplı olan bu oda, Nazi işgali döneminde Almanya’ya götürülen ve kaybolan kehribarların, yıllar sonra Rus ustalar tarafından aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmesiyle 2003’te tekrar ziyarete açılmış. Odaya girdiğimde, kehribar taşları üzerindeki ışık oyunları gerçekten tarifsiz bir deneyimdi. (Burada fotoğraf çekmenin yasak olduğunu da belirteyim). II. Katerina’nın odaları ve kişisel eşyaları da sarayın görülmeye değer diğer kısımlarını oluşturuyor.

Sarayın bahçesi, en az içi kadar etkileyici. Katherina Parkı, Fransız tarzı düzenlenmiş yolları, göletleri, zarif köprüleri ve heykelleriyle adeta bir tablo gibi. St. Petersburg merkezinden trenle yaklaşık 30-40 dakikada Puşkin istasyonuna ulaşmak mümkün. Katherina Sarayı, Hermitage Müzesi ile birlikte şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olduğu için yaz aylarında biletlerinizi önceden internetten almanızı şiddetle tavsiye ederim.

St. Petersburg’un Büyülü Beyaz Geceleri: Şehir Hiç Uyur mu?

St. Petersburg, gündüzleri mimarisi ve tarihiyle sizi kendine hayran bırakırken, geceleri bambaşka bir büyülü kimliğe bürünüyor. Özellikle yaz aylarında yaşanan Beyaz Geceler dönemi, şehrin hiç uyumadığını hissettiriyor. Gökyüzü sabaha kadar alacakaranlıkta kalıyor, sokaklar ve nehir kıyıları ışıklarla parlıyor. Neva Nehri kıyısındaki Hermitage Müzesi ve Kışlık Saray gibi tarihi binaların ışıklandırılmış cepheleri suya yansırken, kendimi bir masal diyarında hissettim.

Bu dönemde kültür ve eğlence de sokaklara taşıyor. Açık hava konserleri, sokak sanatçılarının performansları ve nehir kenarındaki kafelerin canlılığı, St. Petersburg‘un gece hayatını renkli bir karnavala dönüştürüyor.

Gece yarısının en önemli ritüeli ise, ışıklar altındaki St. Petersburg köprülerinin açılışı. Saat 01.00 ile 02.30 arasında, devasa Neva Nehri köprüleri, büyük gemilerin geçişine izin vermek için yavaşça açılıyor. Yerli ve yabancı yüzlerce kişinin nehir kıyılarında toplanıp bu muhteşem manzarayı izlemesi, her fotoğraf karesine yakışan, unutulmaz bir deneyim sunuyor. Renkli ışıklarla süslenen bu anlar, adeta şehrin nefes alışını izlemek gibiydi. Gündüzü ayrı güzel, gecesi ayrı güzel bu şehir, geçmişle bugünün arasında sihirli bir köprü kuruyor insanı. Dostoyevski‘nin dediği gibi, "Petersburg’da yok yoktur!"

Ceren’den Gezi İpuçları: St. Petersburg Maceranızı Kolaylaştırın!

  1. Müze Biletlerinizi Önceden Alın: Özellikle Hermitage Müzesi ve Katherina Sarayı gibi popüler yerlerde uzun kuyruklarda beklememek için biletlerinizi online olarak, mümkünse günler öncesinden ayırtın. Zamanınız size kalsın!
  2. Rahat Ayakkabılar Şart: St. Petersburg‘u yürüyerek keşfetmenin keyfi bir başka! Geniş bulvarlarda, köprüler arasında ve müze koridorlarında bolca yürüyeceğiniz için rahat bir ayakkabı olmazsa olmazınız.
  3. Beyaz Geceleri Yaşayın: Eğer yaz aylarında gidiyorsanız, mutlaka bir gece Neva Nehri kıyısında köprü açılışlarını izleyin. Hatta imkanınız varsa bir tekne turuyla köprülerin altından geçerek bu büyülü anı deneyimleyin.
  4. Bütçe Dostu Yemekler: Nevsky Bulvarı ve çevresinde birçok restoran bulabilirsiniz. Daha uygun fiyatlı ve otantik bir deneyim için yerel kafeleri veya "Stolovaya" (geleneksel self-servis yemekhanesi) tarzı yerleri deneyin.
  5. Yerel Halkın Gündelik Hayatını Gözlemleyin: Özellikle iş hayatında kadınların aktif rolünü görmek, şehrin ve Rus kültürünün farklı bir yönünü anlamanıza yardımcı olacaktır.

Unutulmaz Bir St. Petersburg Macerası Sizi Bekliyor!

St. Petersburg, sadece gezilmesi gereken bir yer değil, aynı zamanda yaşanması gereken bir deneyim. Sanat ve Tarihiyle, edebiyatıyla ve o büyülü Beyaz Geceleriyle ruhunuza dokunacak. Benim için bu şehir, kitap sayfalarından fırlayıp gelmiş canlı bir tabloya dönüştü. Siz de bu eşsiz şehri keşfetmeye hazır mısınız? Yorumlarda St. Petersburg hayallerinizi veya deneyimlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın! Belki de bir sonraki Rusya Gezimizde buluşuruz!

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir