Merhaba sevgili gezgin dostlarım! Bugün sizleri, Alp Dağları’nın eteklerinde, yemyeşil doğanın kalbinde gizlenmiş, her köşesinden Mozart melodileri yükselen, zamanın adeta durduğu bir Orta Çağ şehrine ışınlamak istiyorum: Salzburg!
Avusturya‘nın bu barok incisi, adını “tuz kalesi”nden alıyor ve geçmişten günümüze taşıdığı zenginliğini, asil prens başpiskoposların sanat ve kültüre olan tutkusuna borçlu. Benim gibi hem tarihi dokuyu hem de sanatsal ruhu bir arada yaşamayı sevenler için Salzburg, gerçek bir keşif durağı. Eski şehrin UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alması da cabası!
Salzburg’a Nasıl Ulaşılır ve Şehir İçi Rota Oluşturulur?
Salzburg’a ulaşım tahmin ettiğinizden çok daha kolay ve esnek. İstanbul’dan Türk Hava Yolları ile direkt uçuşlar bulunsa da, benim tavsiyem çevredeki şehirleri de rotanıza dahil ederek daha kapsamlı bir Avusturya turu yapmanız.
Biz Viyana’ya uçup, oradan trenle Hallstatt üzerinden Salzburg’a geçtik. İşte size can alıcı bir Ceren’den Gezi İpucu:
- Tren Biletlerinizi Erken Alın: Avusturya içinde trenle seyahat etmeyi planlıyorsanız, biletlerinizi 2-3 ay önceden online almak, maliyetleri inanılmaz düşürüyor. Ben Viyana-Hallstatt-Salzburg-Graz-Viyana olmak üzere tam beş tren yolculuğunu 50 Euro’dan daha ucuza getirdim! Bu konforlu ve ekonomik ulaşım seçeneği kesinlikle değerlendirilmeli.
Eğer Almanya üzerinden gelmeyi düşünüyorsanız, Münih’ten tren veya otobüsle Salzburg’a geçiş yapmak da oldukça pratik. Şehrin merkezine sadece 7 km uzaklıktaki Salzburg Havalimanı’ndan ise 2, 8 veya 27 numaralı otobüslerle tren istasyonuna (Hauptbahnhof) 20 dakikada ulaşabilirsiniz.
Şehir içinde ise Salzach Nehri‘nin ikiye böldüğü Salzburg’da çoğu yere yürüyerek veya otobüslerle rahatlıkla gidebilirsiniz. Eski şehir, kompakt yapısıyla yürüyüşe çok elverişli.
- Salzburg Card’ı Değerlendirin: Benim Viyana tecrübemin aksine, Salzburg Card burada çok daha avantajlı duruyor. Birçok müzeye, Hohensalzburg Kalesi’ne çıkan fünikülere ve Undersbergbahn teleferiğine ücretsiz biniş imkanı sunuyor. Eğer yoğun bir müze ve aktivite programınız varsa, bütçe dostu bu kartı salzburg.info adresinden incelemenizi öneririm.
Salzburg’da Keşfe Çıkılacak Büyüleyici Duraklar
İki gece kaldığımız Salzburg’da, eski şehrin her köşesini adımlayarak keşfetmek muazzam bir keyifti. Ancak ideal süre sanırım üç gece, böylece tüm müzeleri ve Mozart’ın izlerini doyasıya sürebilirsiniz.
Tarihi Kalbinde Kaybolmak: Eski Şehir (Altstadt)
Gezimize eski şehrin kalbinden, Hohensalzburg Kalesi’nin heybetli silüetine karşı başlıyoruz. Nehir üzerindeki Makartsteg Köprüsü, nam-ı diğer Aşk Köprüsü, rengarenk dilek kilitleriyle süslenmiş. Benim de bir kilit asıp dilek tuttuğum bu köprüden geçerken, tarihi dokuya ilk adımımızı atıyoruz.
- Getreidegasse Caddesi: Salzburg gezinizin olmazsa olmazı! Şık mağazaları, yerel hediyelik eşyaları ve özellikle ferforje tabelalarıyla burası adeta bir açık hava müzesi. Caddenin en ünlü sarı binasında ise, 27 Ocak 1756’da büyük müzik dehası Wolfgang Amadeus Mozart dünyaya gelmiş. Bugün müze olan Mozart’ın Doğduğu Ev, ailenin günlük eşyaları ve Mozart’ın enstrümanlarıyla dolu, zamanda bir yolculuk sunuyor. Giriş ücreti 11 Euro.
- Saint Peter’s Manastırı, Mezarlığı ve Katakompları: 7. yüzyıla uzanan bu tarihi yapı, farklı mimari stilleri barındırıyor. Kilisede hala yemekli Mozart konserleri düzenleniyor; biz kaçırdık ama siz mutlaka denemelisiniz! Kilisenin karşısındaki Stiftskeller Restoranı ise Avrupa’nın en eskilerinden. Mezarlık ise adeta bir çiçek bahçesi; ferforje süslemeler ve yemyeşil dokusuyla huzur dolu bir atmosfere sahip. Mönchsberg Dağı’na oyulmuş kaya mezarlarını (Katakomplar) 2 Euro karşılığında gezebilirsiniz.
- Kapitelplatz: Meydanın ortasındaki dev altın renkli topun üzerindeki ‘Man of Mozartkugel’ heykeli, şehrin sembolü haline gelen Mozart çikolatasını simgeliyor. Biz eylül ayında Rubertikiring Festivali‘ne denk geldik ve meydanlar yeme-içme stantlarıyla doluydu. Böyle bir festival zamanına denk gelirseniz, yerel lezzetleri tatmak için harika bir fırsat!
- Hohensalzburg Kalesi: Mönchstein Dağı’nın tepesine kurulu, 11. yüzyıldan kalma bu kale, Avrupa’nın en büyük ve en iyi korunmuş Orta Çağ kalelerinden biri. Tarihinde hiç ele geçirilememiş olması da cabası! Fünikülerle kaleye çıkıp şehrin panoramik manzarasının keyfini sürün. Kalenin içindeki müzeler (silahlar, yaşam objeleri, işkence aletleri) geçmişe ışınlıyor. Kale içinde de klasik müzik konserleri izleme şansınız var.
- Salzburg Katedrali (Domplatz): Şehrin en önemli dini yapısı olan bu Barok şaheser, 1600’lerde inşa edilmiş. Üç kapısı (İnanç, Aşk, Umut) ve Mascagni’nin Rönesans resimleriyle süslü iç mekanı nefes kesici. Bebek Mozart’ın vaftiz edildiği yer olması da cabası! Katedralin alt katında eski kiliselerden kalma eserleri görebilirsiniz.
- Residenzplatz, Mozartplatz ve Herbert-Von-Karajan Platz: Eski şehrin diğer büyüleyici meydanları… Residenzplatz’daki at çeşmesi, Mozartplatz’daki bronz Mozart heykeli ve Herbert-Von-Karajan Platz’daki at figürleri, şehrin sanatsal ruhunu yansıtıyor. Bu meydanların hemen yanında keşfettiğimiz ışıklı, heykellerle süslü tüneller de beni çok etkiledi; adeta dağın içine gizlenmiş sanat galerileri gibiydiler.
Yeni Şehrin Zarafeti ve Sarayların Işıltısı
Salzach Nehri’ni geçip yeni şehre adım attığımızda, karşımıza farklı bir Salzburg yüzü çıkıyor.
- Makarzplatz: Bu meydan, Mozart’ın Ailesinin Yaşadığı Ev (Mozart Wohnhaus) ile önemli. Ayrıca Salzburg Devlet Tiyatrosu ve şehrin ilk otellerinden Hotel Bristol da burada yer alıyor. Meydandaki modern heykel ‘Walk of Modern Art’ da eski şehirdeki klasik yapıtlardan sonra hoş bir kontrast oluşturuyor.
- Mirabell Sarayı ve Bahçeleri: 1606 yılında Piskopos Wolf Dietrich’in sevgilisi Salome Alt için yaptırdığı bu saray ve muhteşem Barok bahçeleri, Salzburg’un en romantik köşelerinden. Ücretsiz gezilebilen balo salonu, çocukluk yıllarında Mozart’ın konserler verdiği bir yer olmasıyla da özel. Bugün burada düğünler yapılıyor ve yine Mozart konserleri dinleme şansınız var. Bahçedeki Pegasus heykeli, dört elementi temsil eden heykeller ve geometrik peyzajıyla kesinlikle görülmeye değer.
- Hellbrunn Sarayı: Eski şehre biraz uzak olsa da otobüsle (Makartplatz’dan 15 dk) kolayca ulaşılabilen bu saray, Prens Piskopos Sittikus tarafından sadece eğlence için yapılmış! Yatak odası olmayan, partiler ve yaz şenlikleri için tasarlanmış bir saray düşünün… Sarayın en büyük özelliği ise hileli çeşmeler turu. Kayalardan akan sular arasına gizlenmiş, ziyaretçileri şaşırtan bu çeşmeler dünyada eşi benzeri olmayan bir deneyim sunuyor. Benim zamanım yetmedi ama siz mutlaka bu turu kaçırmayın! (Nisan-Ekim arası açık, bilet 13.50 Euro).
Ceren’den Gezi İpuçları ve Lezzetler
Salzburg’da tadına bakmadan dönmemeniz gerekenler de var tabii ki:
- Şinitzel Klasiği: Avusturya’nın her yerinde olduğu gibi, Salzburg’da da şinitzel denemek bir gelenek. Biz diğer şehirlerde çokça tattığımız için Salzburg’da daha çok yerel lezzetlere yöneldik.
- Yerel Festival Lezzetleri: Eğer bir festivale denk gelirseniz, stantlardaki hamur işlerini mutlaka deneyin! Bizim simitimize benzeyen brezenler, çikolatalı Mozart Brezenler ve pişiye benzeyen içli-boşlu longoslar favorilerim oldu. Tatlı niyetine krep de harika bir seçenek.
- Alışveriş Hatıraları: Getreidegasse Caddesi ve Alter Markt Meydanı, Mozart temalı her türlü hediyelik eşya için cennet. Tabii ki meşhur Mozart çikolataları da listenizde olmalı. Tuz madeniyle ünlü bir şehir olduğu için, tuzdan yapılmış objeler (ben mumluk aldım) de özgün birer hatıra olabilir.
Salzburg, yapılarıyla olduğu kadar, kültür ve sanatla yoğrulmuş ruhuyla da eşsiz bir şehir. Her köşesinde klasik müziğin ve Orta Çağ‘ın büyüsünü hissediyorsunuz. Benim kalbime dokunan bu şehri, acele etmeden, sakin sakin, her detayı hissederek gezmenizi şiddetle tavsiye ederim.
Siz de Salzburg‘u ziyaret ettiniz mi? Ya da gitmeyi düşünüyor musunuz? Yorumlarda benimle deneyimlerinizi ve hayallerinizi paylaşın!
