Sagalassos Gezi Rehberi: Torosların Kucağında Bir Antik Kent
Merhaba gezgin ruhlar! Bugün sizi, Torosların yemyeşil eteklerinde, adeta tepelerden Anadolu’ya selam duran, her köşesinde ayrı bir hikaye fısıldayan büyülü bir antik kente, Sagalassos‘a götürüyorum. Son zamanlarda adı dilden dile dolaşan, kendine has bir üne kavuşan bu eşsiz yer, gerçekten de diğer antik kentleri kıskandıracak bir güzelliğe sahip. Yaklaşık 1600 metre yükseklikte konumlanmasıyla, kelimenin tam anlamıyla bir ‘kartal yuvası’ hissiyatı veriyor. Hazır olun, çünkü burası sadece bir ören yeri değil, zamanda bir yolculuk vaat eden canlı bir deneyim!
Sagalassos’a Nasıl Gidilir ve Bilmeniz Gerekenler?
Sagalassos, Burdur‘un şirin Ağlasun ilçesine sadece 7 km mesafede yer alıyor. Antik dünyada Pisidia bölgesinin kalbi sayılan bu şehir, Antalya-Burdur-Isparta üçgeninde, Doğu Torosların yamacına kurulmuş. Antalya’ya 100 km, Burdur ve Isparta’ya ise yaklaşık 40 km uzaklıkta. Eğer kendi aracınızla gelmiyorsanız, Burdur’dan Ağlasun’a giden otobüslere binmek en pratik çözüm. Ağlasun’dan sonraki 7 km’lik yolu ise taksiyle veya biraz macera arıyorsanız yürüyerek kat edebilirsiniz. Ben ilk ziyaretimde Ağlasun’dan tepeye doğru yürümeyi tercih etmiştim, her adımda manzara daha da güzelleşiyordu!
Sagalassos haftanın her günü ziyarete açık. 15 Nisan – 2 Ekim tarihleri arasında 08.30-19.00, 3 Ekim – 14 Nisan arasında ise 08.30-17.30 saatlerinde kapılarını açıyor. Giriş ücreti 12 TL, ancak Müze Kart sahipleri için ücretsiz. Sagalassos’un ihtişamını tam anlamıyla deneyimlemek için, antik kentten çıkarılan eşsiz eserlerin sergilendiği Burdur Müzesi‘ni de mutlaka ziyaret etmelisiniz. Özellikle Heroon’un dans eden kızları ve o eşsiz güneş saati, kaçırılmaması gereken şaheserler arasında!
Sagalassos’un Derin Kökleri: Tarihi Bir Yolculuk
Sagalassos denince akla hemen Roma Dönemi gelse de, bu toprakların tarihi Paleolitik çağa, yani tam 120.000 yıl öncesine dayanıyor! Batı yamaçlarında MÖ 6500’lerden kalma ilk yerleşim izlerine rastlamak mümkün. Hatta hemen yakınındaki Hacılar Höyüğü, Anadolu Neolitiği için ne denli önemli bir merkez olduğunu bize fısıldıyor.
MÖ 2300’lerde, Geç Bronz dönemde, Luvi Krallığı’nın gizemli topraklarının bir parçasıymış Sagalassos. Luviler, Anadolu’nun kadim halklarından biri; dillerinde ‘ışık insanı’ anlamına gelen bir isme sahip olmaları bile beni heyecanlandırıyor. Hititlerin bahsettiği Salawassa Kalesi’nin buranın atası olabileceği düşünülse de, henüz kesin kanıtlanmış bir bilgi değil. Sonrasında Frigya, Lidya, Akameniş Persleri derken, bu antik kent birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Özellikle Pers egemenliğinde savaşçılarıyla ün salmış Sagalassosluların hikayeleri, beni her zaman etkilemiştir.
Helenistik ve Roma Dönemi Parıltısı: Altın Çağ
Kentteki en görkemli yapılar ve bugün hayranlıkla baktığımız tüm o ihtişam, Helenistik ve Roma Dönemi‘nden kalma. MÖ 333’te Büyük İskender’in fethiyle Pers hâkimiyeti sona ermiş. Rivayetlere göre İskender, burayı zorlu bir mücadeleyle almış ve karşısındaki tepeye kendi adını vermiş: İskender Tepesi. Ancak İskender’in Termessos’ta yaşadığı yenilgi ve hırsla zeytinlikleri kesmesi, bana onun ‘çevre düşmanı’ yönünü de hatırlatıyor!
Büyük İskender çabucak geçip gitse de, Sagalassos Helenistik dünyaya sağlam bir adım atmış oldu. Ardından Antigonoslar, Seleukoslar, Attoloslar gibi güçlü hanedanlar buraya damgasını vurdu. Ama asıl hikaye, Attoloslar’ın ülkesini Roma İmparatorluğu’na bırakmasıyla başladı. İmparator Augustus döneminde, Sagalassos adeta küllerinden yeniden doğdu. Kentin çehresi değişti, çömlekçilik sanatında kırmızı sırlı seramikler öyle bir üne kavuştu ki, Mısır’dan Kartaca’ya kadar ihraç edildi!
Roma Dönemi‘nin en parlak zamanlarını ise gezgin imparator Hadrian yaşattı. Hadrian, burayı Pisidia’nın kültür, sanat ve dini merkezi, hatta ‘Neokoros’ yani tapınak bekçisi şehri ilan ettiğinde, Sagalassos adeta sınıf atladı! Apollo Klarios Tapınağı, Hadrian Çeşmesi, görkemli Hamam ve Neon Kütüphanesi gibi eserler hep bu dönemin ürünü. Kentin zenginleri, özellikle de Titus Flavius Severianus Neon gibi isimler, şehrin inşasına ve güzelleşmesine büyük katkılar sağladı. Pax Romana’nın son imparatoru Marcus Aurelius döneminde ise tiyatro ve Macellum (pazar yeri) gibi devasa yapılar inşa edilmeye başlandı. Bugün Sagalassos Antik Kenti‘nin her köşesinde, işte bu parıltılı dönemin izlerini görebiliyoruz.
Sagalassos’ta Görülecek Yerler: Zamanda Yolculuk
Sagalassos‘a girdiğinizde, yol sizi adeta ikiye bölen bir ana eksene çıkaracak. Bu eksenin üst tarafı Yukarı Agora, alt tarafı ise Aşağı Agora olarak biliniyor. Görülecek yerlerin çoğu bu eksen etrafında kümelenmiş durumda. Hadi gelin, restore edilmiş ve beni en çok etkileyen beş önemli noktayı birlikte keşfedelim!
Yüksek rakımda kurulan bu etkileyici antik kentte beni en çok büyüleyen yerler şunlar oldu:
- Antonine Çeşmesi (Antonine Nymphaeum): Yukarı Agora’nın kalbinde yer alan bu görkemli çeşme, Sagalassos’un simgesi haline gelmiş.
- Roma Hamamı: Anadolu’nun en eski hamamlarından biri olarak kabul edilen bu yapı, Roma mühendisliğinin ve lüksünün bir kanıtı.
- Heroon: Gizemli dans eden kızlar figürleriyle süslü bu anıt, kentin kahramanlık öykülerini fısıldıyor.
- Antik Tiyatro: Sagalassos’un en yüksek noktasında, nefes kesen manzaralara hakim bu tiyatro, binlerce kişiye ev sahipliği yapmış.
- Neon Kütüphanesi & Helenistik Çeşme: Kentin entelektüel ve sosyal yaşamına ışık tutan bu yapılar, bana bilginin ve suyun önemini hatırlattı.
Yukarı Agora: Kentin Kalbi ve Antonine Çeşmesi
Yukarı Agora, Helenistik dönemde kentin siyasi merkeziydi; burada erkekler toplanır, ülkenin geleceğini tartışırdı. İmparator Augustus döneminde ise taşlarla döşenmiş, sütunlu bölmelerle çevrili görkemli bir meydana dönüşmüş. Şehrin önde gelen hayırseverleri, yaptırdıkları bağışlar karşılığında heykellerinin dikilmesiyle bu alana büyük bir zenginlik katmış.
Yukarı Agora’nın kuzey ucunda yer alan Antonine Çeşmesi, Sagalassos‘un en göz alıcı, en fotojenik yapısı! MS 160-180 yılları arasında yedi farklı taştan inşa edilmiş, süslemeleriyle, işlemeleriyle adeta zamanı durduran bir şaheser. 28 metre uzunluğunda, 9 metre yüksekliğindeki bu çeşme, 4,5 metreden dökülen minik bir şelaleyle taçlandırılmış ve çevresi heykellerle süslüydü. Titus Flavius Severianus Neon ve eşi tarafından yaptırılan bu çeşmenin her iki yanında, sarhoş Dionysos ve ona destek olan Satyr heykelleri, buranın Dionysos kültüne olan bağlılığını gösteriyor. Bu heykellerin asılları Burdur Müzesi‘nde, ancak burada göreceğiniz replika bile hayranlık uyandırıcı.
Bir de çeşmenin suyuyla ilgili anlatılan o eski rivayet var: Kiminle bu çeşmeden su içerseniz, onunla müthiş bir aşk yaşarmışsınız! Ben de her zaman bir umutla etrafıma bakınıp gülümsüyorum bu hikâyeyi hatırlayınca. Adalet tanrıçası Nemesis, Apollo, Asklepios ve Koronis gibi tanrı heykelleri de zamanında bu havuzları süslemiş, ancak Hristiyanlık döneminde devrilerek havuza atılmışlar. Yine de tüm bu heykellerin orijinal hallerini görmek için Burdur Müzesi‘ne gitmeye değer!
Roma Hamamı ve Sırları
Sagalassos‘taki Roma Hamamı, Anadolu’daki en eski hamamlardan biri olma özelliğini taşıyor ve İmparator Augustus döneminde inşa edilmiş. O dönemde Sagalassos’a yerleştirilen İtalyan askerlerinin etkisinden dolayı Güney İtalya hamamları tarzında yapıldığı söyleniyor; bu da bana, o dönemde bile “insanlar kendilerini evlerinde hissetsin” düşüncesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Hadrian döneminde genişletilerek bugünkü görkemli haline kavuşan bu yapı, 4 metreyi bulan duvar kalınlığıyla adeta bir kale gibi duruyor. İki katlı hamamın içindeki 25×18.5 metre boyutlarındaki İmparatorluk Salonu, bir zamanlar törenlere, spor karşılaşmalarına ve ödül törenlerine ev sahipliği yapmış. Kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler, soğukluk, ılıklık, sıcaklık odaları, soyunma alanları ve havuzlarıyla tam bir lüks kompleksiymiş. Salon kenarlarında ise İmparator Hadrian, karısı Vibia Sabina, Antoninus Pius, eşi Faustina ve Marcus Aurelius gibi imparator ve eşlerinin dev boyutlarda heykelleri yer alırmış. Bugün bu heykellerin parçalarını ve kalıntılarını Burdur Müzesi‘nde görebilirsiniz.
Heroon: Dans Eden Kızların Gizemi
İlk İmparator Augustus döneminde inşa edilen Heroon, Sagalassos‘un en dikkat çekici anıtlarından. En çarpıcı özelliği ise, etrafını süsleyen ve asılları Burdur Müzesi‘nde bulunan dans eden kızlar figürü! Tam üç cepheyi saran, 1.20 metre yüksekliğindeki bu frizde, 14 genç kız yüzyıllardır dans etmeye devam ediyor gibi… Heroonlar, bir kahraman adına yapılan anıtlardır. 15 metre yüksekliğindeki bu yapının kime adandığı kesin olmasa da, hemen yanında bulunan bir baş heykeli şaşırtıcı derecede Büyük İskender’e benziyormuş. Sonraki dönemlerde surlarla birleştirilerek gözetleme kulesi olarak da kullanılmış olması, hem estetik hem de stratejik önemini gösteriyor.
Antik Tiyatro ve Diğerleri: Kültür ve Eğlence Mekanları
Sagalassos gezinizin en uç noktası, kentin en yüksek kısmında yer alan Antik Tiyatro olacak. Burası, antik tiyatrolar içinde en yüksek rakıma sahip olanlardan biri ve sunduğu manzara gerçekten nefes kesici! MS 120 civarında yapımına başlanan ve başlangıçta 5000 kişilik olan tiyatro, İmparator Hadrian döneminde 9000 kişilik kapasiteye çıkarılmış. Dik yamaç üzerine kurulması sebebiyle tek katlı sahneye sahip bu tiyatro, Helenistik tarzın izlerini taşıyor. Tüm Pisidia bölgesine hizmet veren bu tiyatroda, imparatorluk festivalleri ve Apollo’nun kehanet okuluyla özdeşleşen ‘klareian’ oyunları düzenlenirmiş.
Tiyatrodan aşağıya doğru inerken yol üzerinde Neon Kütüphanesi‘ni ve Helenistik Çeşme‘yi de göreceksiniz. MS 120’lerde Titus Flavius Severianus Neon tarafından yaptırılan kütüphane, imparatorluk döneminin entelektüel zenginliğini yansıtıyor. Yerdeki siyah-beyaz mozaikler ve ortasındaki Truva Savaşı’ndan sahneler, beni o dönemin bilgeliğine doğru çekmişti. Kütüphaneden önce, MÖ 50-25 yıllarında inşa edilen Helenistik Çeşme ise dor sütunlarıyla çevrili avlusuyla kente su sağlarmış. Restorasyonla su kaynağına yeniden bağlanmış olması, o anki serinliği hayal etmemi kolaylaştırıyor.
Aşağı Agora ve Macellum: Ticaretin Kalbi
İmparator Augustus döneminde düzenlenmiş olan Aşağı Agora, Sagalassos‘un ticari yaşamının tüm canlılığıyla aktığı yerdi. İki yanı sütunlarla ayrılmış bölmelerde dükkanlar sıralanır, tüccarlar mallarını sergiler, müşterilerle pazarlık ederdi. Ares, Herakles, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstlerinin asılları da yine Burdur Müzesi‘nde sergileniyor.
Yukarı Agora’nın güneyinde, bugünün modern alışveriş merkezlerini andıran lüks malların satıldığı Macellum bulunuyor. MS 2. yüzyılın sonlarında, İmparator Augustus dönemine ait bir pazar yerinin üzerine kurulmuş. 21×21 metre boyutlarındaki bu yapıda, üç tarafta dükkanlar sıralanır, ortada ise su haznesinin bulunduğu yuvarlak bir yapı (tholos) yer alırmış. Burası, İmparator Commodus’a ve onun doğu seferindeki başarılarına atfedilmişti, ancak Commodus’un ‘çılgın’ kişiliği nedeniyle (atına saray yaptırması, gladyatör dövüşlerine katılması gibi!) lanetlenerek ismi her yerden silinmişti. Tarihin bu ilginç detayları, bana hep bu tarihi yerlerin sadece taşlardan ibaret olmadığını, arkalarında ne kadar renkli insan hikayeleri olduğunu düşündürür.
Ceren’den Sagalassos Gezi İpuçları
Sagalassos Antik Kenti‘ne yapacağınız ziyaretin tadını çıkarmanız için size birkaç kişisel tavsiyem var:
- Konforlu Ayakkabılar Şart: Kent yüksek bir rakımda ve engebeli arazide yer alıyor. Bol bol yokuş çıkıp ineceğiniz için rahat yürüyüş ayakkabıları olmazsa olmazınız!
- Burdur Müzesi’ni Es Geçmeyin: Antik kentte gördüğünüz yapıların ruhunu ve orijinal eserlerin ihtişamını anlamak için Burdur Müzesi‘ne kesinlikle uğrayın. Sagalassos’u gezdikten sonra müzeye gitmek, taşların canlanmasına yardımcı oluyor.
- Güne Erken Başlayın veya Akşamüstünü Yakalayın: Özellikle yaz aylarında öğle sıcağından korunmak ve kalabalıklardan uzak, sakin bir keşif yapmak için sabah erken saatleri veya gün batımına yakın zamanları tercih edin. Işık da fotoğraflarınız için harika olacaktır!
- Su ve Atıştırmalıklarınızı Yanınıza Alın: Kent içinde su ve yiyecek alabileceğiniz pek fazla yer yok. Yanınıza mutlaka yeterli miktarda su ve küçük atıştırmalıklar alın.
Sagalassos, bir dönemi tüm görkemiyle yaşamış, Roma Dönemi‘nin en büyük güçlerinden birinin uzak diyarlardaki yansımasını bize sunan, birbirinden ilginç öyküleri olan bir yer. 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan bu eşsiz miras, 1999’da yapılan DNA karşılaştırmasıyla günümüzdeki yöre halkı arasında hala akrabaları olduğunu da ortaya koymuş. Yani Sagalassos’un sakinleri, bir şekilde hala aramızda!
Bu tarihi yerlere yapılan geziler, bana her zaman sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de düşündürüyor. Torosların zirvesindeki bu antik kent, her adımınızda size başka bir fısıltıyla eşlik edecek. Mutlaka kendi gözlerinizle görmeniz gereken bir güzellik. Siz de Sagalassos’u ziyaret ettiniz mi? Deneyimlerinizi ve izlenimlerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!
