Konya: Sadece Mevlana’dan Fazlası mı? Gezgin Ruhlara Açılan Kapı
“Gez dünyayı, gör Konya’yı” derler ya, işte o sözün ne kadar doğru olduğunu Konya’yı adım adım gezdikten sonra çok daha iyi anladım. Günümüzde sadece ‘İslam Dünyası Turizm Başkenti’ unvanıyla değil, çağlar öncesinden bugüne taşıdığı eşsiz kültürel ve manevi mirasıyla gezginler için gerçek bir cazibe merkezi burası. Bana kalırsa, Konya, sandığınızdan çok daha fazlasını sunan, derinlikli bir seyahat durağı.
Elbette, Konya denince akla ilk gelen isim Mevlana Celaleddin Rumi oluyor. Onun hoşgörü felsefesi, İslam sınırlarını aşıp tüm dünyayı kucaklamış, sadece bir din adamı kimliğiyle değil, evrensel felsefesiyle gönüllere ulaşmış. Şehirde adım attığınız her yerde, sokak lambalarından lokanta dekorasyonlarına kadar Mevlana ve Mevleviliğin izlerine rastlamak mümkün.
Ancak Konya, sadece Mevlana‘nın değil, Türklerin Ön Asya’daki varlıklarının bir imparatorluğa dönüştüğü ilk merkezlerden, görkemli Selçuklu başkentinin de hikayesini fısıldıyor. Aynı zamanda Karamanoğulları gibi önemli beyliklere de ev sahipliği yapmış bu topraklar, hatta Hristiyan dünyası için bile önemli merkezlerden biri. Neolitik dönemden günümüze uzanan zengin tarihiyle Konya, adeta bir açık hava müzesi gibi.
Şehir hakkında dönen “en çok içki tüketilen şehir” gibi rivayetler ise tamamen şehir efsanesi! Konya, kendine has yazılmamış kuralları olan, muhafazakâr bir şehir. Alkollü içki servis eden yerler neredeyse yok denecek kadar az. Bu durumu bir veri olarak kabul edip, etli ekmeğinizi mis gibi bir ayranla taçlandırmaya hazır olun. Ancak Mevlana’nın hoşgörü felsefesiyle harmanlanmış bu şehirde, muhafazakârlığın içinde farklı yaşam biçimlerine de yer açan, kendine has bir ahenk olduğunu hissediyorsunuz. Benim tecrübelerim de bunu doğruladı; Konya, sizi kucaklayan sıcak bir atmosfere sahip.
Konya’nın Derin Tarihi: Bir Zaman Tüneli Deneyimi
Her yerde olduğu gibi, Konya’nın isminin de bir efsaneye dayandığı söylenir: Şehri tehdit eden bir canavarı öldüren kahraman için yaptırılan anıta “İkonion” denmiş, bu isim zamanla “Konia”ya dönüşmüş. Ancak efsanelerden öte, Konya’nın tarihi, insanlık tarihinin başlangıç noktalarından birine uzanıyor.
- Neolitik Çağ ve Çatalhöyük: İlk yerleşim izleri Neolitik çağa, yaklaşık 50 km mesafedeki Çatalhöyük‘te MÖ 6000’li yıllara dayanıyor. Burada insanlığın ilk şehirlerinden birini keşfetmek, beni her zaman büyüler.
- Antik Medeniyetler ve Roma Dönemi: Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Pontus ve Roma İmparatorluğu… Hepsi bu topraklarda hüküm sürmüş. Konya, sürekli el değiştiren bir kavşak noktası olmuş.
- Anadolu Selçuklularının Başkenti: 1071 itibarıyla Anadolu’ya gelen Türklerin ilerlemesiyle Konya, Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedilmiş. İznik’in Haçlılarca alınmasından sonra, Anadolu Selçuklu Devleti‘nin yeni başkenti olmuş. Bu dönemde sadece siyasi değil, aynı zamanda Bahaeddin Veled, Mevlana, Sadreddin Konevi gibi büyük alimlerin, düşünürlerin ve mutasavvıfların toplandığı bir kültür başkenti haline gelmiş.
- Karamanoğulları ve Osmanlı İmparatorluğu: Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Karamanoğulları Beyliği’nin egemenliğine giren Konya, 1465’te Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmış.
Bugün Konya, Türkiye’nin en büyük yüzölçümlü ili unvanını korurken, sanayi ve üniversiteleriyle modern bir şehir kimliğine bürünmüş. Geleneksel ve moderni harmanlayan yapısıyla sürekli büyüyen, dinamik bir merkez.
Konya’da Gezilecek Yerler: Hangi Rotayı İzlemeli?
Şehrin kalbinden, Alaaddin Tepesi‘nden başlayarak Konya‘nın en özel köşelerini keşfetmeye ne dersiniz? Burası, çoğu toplu taşıma aracının da başlangıç noktası ve benim gezilerimin de vazgeçilmez kalkış noktası oldu hep.
Mevlana Müzesi ve Şems-i Tebrizi: Hoşgörünün Kalbinde
Sırtınızı Alaaddin Tepesi‘ne verdiğinizde, az ileride Mevlana Türbesi‘nin turkuaz çinileri sanki kulağınıza fısıldıyor: “Gel, umutsuzluk dergahı değil, bizim dergahımız.” Hiçbir araca ihtiyacınız yok; Mevlana Caddesi’nde yaklaşık 15 dakikalık keyifli bir yürüyüşle oradasınız. Zaten Konya‘da görmek isteyeceğiniz çoğu yer, Alaaddin Tepesi ve Mevlana Caddesi üzerinde sıralanıyor.
Mevlana Müzesi ve Türbesi, eskiden bir gül bahçesiymiş. Sultan Alaeddin Keykubat tarafından Mevlana‘nın babası Bahaeddin Veled’e hediye edilen bu yer, onun vefatının ardından dergaha, daha sonra da Mevlana‘nın isteği üzerine oğlu Sultan Veled tarafından türbeye dönüştürülmüş. O meşhur yeşil kubbe, yani ‘Kubbe-i Hadra’, dört kalın sütun üzerine inşa edilmiş. Müze, 1926’dan beri ziyaretçilerini ağırlıyor ve girişi ücretsiz.
Müzeye ‘Dervişan Kapısı’ndan giriliyor. Avluda derviş odaları, çeşitli türbeler ve şadırvanlar sizi karşılıyor. Semahane ve mescit bölümlerinde sergilenen değerli halılar, hat ve tezhip örnekleri ile Mevlevi kültürünün derinliğini hissediyorsunuz. Türbe salonunda ise Mevlana ve aile fertlerinin mezarları, özellikle de Mevlana‘nın ve babasının sandukaları, çini süslemeleri ve hat eserleriyle göz kamaştırıyor. Burada, cam bir kutu içinde muhafaza edilen ‘Sakal-ı Şerif’ önündeki kuyruklar, manevi yoğunluğun bir başka göstergesiydi benim için.
Müzenin yaklaşık 1 km uzağındaki Mevlana Kültür Merkezi’nde her cumartesi düzenlenen sema gösterilerini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim; o atmosferi yaşamak eşsiz bir deneyim.
Hoşgörü felsefesinin yoğrulduğu bu yerden ayrılmak zor olsa da, sırada Mevlana‘nın ruh eşi Şems-i Tebrizi‘nin Cami ve Türbesi var. Mevlana‘ya geldiğiniz yoldan geri dönerken sağda karşınıza çıkan (İplikçi Cami’nin karşısında) alana girin. Küçük, sade ama yoğun bir maneviyatı olan bu yapı, 13. yüzyıla tarihleniyor. Şems-i Tebrizi‘nin Mevlana‘nın önündeki perdeyi kaldıran kişi olduğunu, ona yeni ufuklar açtığını bilerek burayı ziyaret etmek, bambaşka bir anlam katıyor gezime. Rivayetler muhtelif olsa da, benim için burası, iki büyük ruhun buluştuğu yerdi.
Alaaddin Tepesi ve Çevresi: Şehrin Tarihi Merkezinde Bir Soluk
Konya‘nın tam kalbi, belki de en güzel parkı olan Alaaddin Tepesi, geçmişin görkemini yaşarken, hemen yanı başınızdaki şehir karmaşasından uzaklaşmak için ideal bir yer. Burada, Anadolu Selçukluları‘ndan kalan en eski ve en büyük cami olan Alaaddin Cami‘ni ziyaret etmelisiniz. Caminin yapımına I. Rükneddin Mesud döneminde başlanmış ve I. Alaeddin Keykubad tarafından 1221’de tamamlanmış. İçerisindeki Bizans dönemi sütunları, abanoz ağacından yapılmış etkileyici minberi ve çini işçiliğiyle mihrabı, Selçuklu sanatının zirvelerinden. Minare ise Osmanlı dönemine ait.
Cami yanında, şu an restorasyondan dolayı kapalı olan, ancak II. Kılıçaslan Köşkü veya Alaaddin Köşkü olarak bilinen seyran yapısı da bulunuyor. Buradan çıkarılan dönemin en güzel çinileri bugün Karatay Medresesi Müzesi’nde sergileniyor. Tepenin geri kalanı ise yürüyüş alanları, çay bahçeleri ve Mevlana Caddesi’ne bakan şelale şeklindeki havuzlarla süslenmiş. Özellikle sıcak yaz günlerinde soluklanmak için harika bir durak burası.
Konya Müzeleri: Zamanda Yolculuk Yapın
Alaaddin Tepesi çevresinde, Selçuklu döneminin nadide eserlerini barındıran medreselerden müzeye dönüştürülmüş iki önemli yapı var:
Karatay Medresesi – Çini Eserleri Müzesi: Alaaddin Tepesi‘nin kuzeyinde yer alan bu müze, II. İzzettin Keykavus döneminde Celaleddin Karatay tarafından 1251’de yaptırılmış. Selçuklu tarzı taş işçiliğiyle bezeli ana kapıdan içeri girdiğinizde, turkuaz, siyah ve lacivert renklerdeki Selçuklu çinileri sizi büyülüyor. Özellikle medresenin kendi çinileri, II. Kılıçarslan Köşkü ve Kubad Abad Sarayı’ndan getirilen çiniler ile stilize hayvan desenleri ve güneş motifli kubbe görülmeye değerdi.
İnce Minareli Medrese – Taş ve Ahşap Eserleri Müzesi: Alaaddin Tepesi‘nin batısında bulunan bu medrese, 1264’te Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından hadis ilmi öğretilmek üzere inşa edilmiş. Adını veren minaresi, tuğla örgüsü ve turkuaz çinileriyle dikkat çekiyor. Müze, Selçuklu ve Karamanoğlu dönemine ait taş ve ahşap işçiliği örnekleri, Konya Kalesi’ne ait rölyefler ve Selçukluların sembolü çift başlı kartal figürleriyle dolu. Bu eserler, o dönemin estetik anlayışını ve ustalığını gözler önüne seriyor.
Şimdi Alaaddin Tepesi‘nden biraz uzaklaşıp diğer müzelere doğru yol alalım:
Atatürk Müzesi: Zafer Mahallesi’nde yer alan bu iki katlı bina, 1921 yapımı olup Vali Konağı olarak kullanılmış ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Konya ziyaretlerinde kendisine tahsis edilmiş. Atatürk’ün günlükleri, kullandığı eşyalar ve Konya‘daki günlerine ait resimler, tarihin o anlarına tanıklık etmenizi sağlıyor.
Arkeoloji Müzesi: 1901’de açılan bu müze, Türkiye’nin en eski arkeoloji müzelerinden biri. Prehistorik dönemden Roma dönemine kadar uzanan eserleriyle, özellikle de Çatalhöyük‘ten gelen boyalı el izleri ve mozaiklerle beni büyüledi. Bu el izleri, çağlar öncesinden bize uzanan bir selam gibiydi. Muhteşem lahitler, Frig kapları ve Roma mücevherleri de oldukça etkileyici. Aziz Paul’ün geçtiği şehirler olan Iconium (Konya), Lystra ve Derbe yazıtları da bahçede görülebilir.
Etnoğrafya Müzesi: Arkeoloji Müzesi’nin yanında, 1975’te hizmete açılan bu müze, Konya çevresine ait el sanatları ürünleri, halılar, silahlar, hat sanatı örnekleri ve geleneksel giyim eşyalarıyla zengin bir koleksiyona sahip. Girişin ücretsiz olması da cabası.
İzzet Koyunoğlu Müzesi: Şehir merkezine biraz uzak olsa da, kesinlikle ziyaret etmeye değer bir yer. Ahmet Rasih İzzet Koyunluoğlu’nun 1913’ten itibaren oluşturduğu bu özel koleksiyon, mamut kemiğinden volkan bombalarına, hat eserlerinden eski paralara kadar birçok farklı bölümden oluşuyor. Türkiye’nin ilk fotoğrafçısı Foto Hasan Behçet’e ayrılan bölümdeki 1900’lerin başlarından kalma siyah beyaz resimler beni çok etkiledi; adeta o insanlarla bir temas kurmuş gibi hissettim.
Konya’nın Yeşil Yüzü: Huzur Dolu Parklar ve Bahçeler
Konya, Türkiye’nin en yeşil şehirlerinden biri. Parklar, bahçeler ve yeşilliklerle bezenmiş bu şehirde dinlenmek ve doğayla iç içe olmak çok kolay. Alaaddin Tepesi elbette ilk tercihim, ancak başka harika alternatifler de var:
Kültür Parkı: Alaaddin Tepesi gibi şehrin tam merkezinde ve ana ulaşım duraklarına yakın bir yer. Benim için burası, Konya‘nın yaz geceleri kaçış noktası, bir soluk alma durağı. Göletleri, gül bahçeleri, kafeleri ve hatta bir Selçuklu kümbetiyle huzur dolu bir atmosfere sahip.
Kyoto Japon Bahçesi: Şehir merkezine biraz uzak olsa da, Alaaddin Tepesi‘nden kalkan yeşil tramvayla kolayca ulaşabilirsiniz. 30.000 m2 alana yayılan bu bahçe, Japon mimarisi ve peyzajıyla sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor. Ancak buradaki deneyimim biraz komikti: Ortam Japon havası soluyor olsanız da, kamelyalarda kısırlar, mercimek köfteleri ve semaverler eşliğinde Japon Bahçesi’nin keyfini çıkaran Anadolulu insanları görmek, bende tebessüm yarattı. Lokantada noodle siparişi verseniz de, sonunda yine etli ekmek ve tandır ön plana çıkıyor! Bahçe Japon ama ruhu tamamen Anadolulu.
Meram Bağları: Eski Konya‘nın yazlık alanı olan Meram Bağları, bugün daha çok modern lokantaların ve kafelerin bulunduğu bir bölgeye dönüşmüş. Alaaddin Tepesi‘nden kalkan 2 veya 4 numaralı otobüslerle buraya kolayca ulaşabilirsiniz. Akşamları eğlenceli vakit geçirmek için ideal. Hatta Karamanoğlu Beyliği’nden kalan 1424 yılına ait tarihi hamamın bile lokantaya dönüştüğünü görmek, değişimin ne denli hızlı olduğunu gösteriyor. Sabahattin Ali’nin ‘Gramofon Avrat’ kitabında ve filminde işlenen o meşhur ‘oturak alemleri’ de bu bölgeyle anılırmış bir zamanlar.
Tropikal Kelebek Bahçesi: Konya‘nın biraz dışında, Sille Parsana Mahallesi’nde yer alıyor. Burası, benim “küt bakış açımla” anlatmaktan ziyade, o kelebeklerin büyülü dünyasında kaybolmayı tercih edeceğim bir yer. Eğer bu türden büyüleyici bir deneyim arıyorsanız, mutlaka gidin; bence büyüleneceksiniz!
Daha Fazla Keşif: Cami, Medrese ve Türbeler
Konya‘da gezilecek cami, türbe, medrese ve han sayısı gerçekten çok fazla. Benim için Mevlana Müzesi ve Alaaddin Cami en çarpıcı olanlarıydı. Ancak Selçuklu ve Osmanlı mirasını daha yakından tanımak isteyenler için bazı özel önerilerim var:
Sahib Ata Cami ve Külliyesi: Arkeoloji Müzesi ile yan yana. Selçuklu Veziri Sahib Ata Fahreddin Ali tarafından 1258’de yaptırılan külliye, cami, hamam, türbe ve hanigahtan oluşuyor. Caminin minaresi üzerindeki kırmızı ve turkuaz çini süslemeleriyle, diğerlerinden ayrılan, göz alıcı bir güzelliğe sahip. Hanigah kısmı ise bugün Sahib Ata Vakıf Müzesi olarak hizmet veriyor ve girişi ücretsiz. Buradaki hamamın kesesini ve masajını deneyimlemek benim için harika bir sürpriz oldu!
İplikçi Cami: Mevlana Caddesi üzerinde, 1201 yılında yapılmış bu tek minareli cami, sade ama bir o kadar da etkileyici. Efsanelere kulak asmayın; ismini İplikçiler çarşısında bulunmasından alıyor.
Şeyh Sadreddin Konevi Cami ve Türbesi: 13. yüzyılın büyük ilim ve tasavvuf üstadı Sadreddin Konevi’nin cami ve türbesi, Meram’da bir bahçe içinde yer alıyor. Açık türbe şeklindeki yapısı ve Selçuklu kümbetlerini andıran kafesiyle dikkat çekici.
Şerafettin Cami: Mevlana Caddesi üzerinde, 12. yüzyılda yapılmış, 17. yüzyılda Osmanlı mimarisiyle yeniden inşa edilmiş. Tek minaresi sonradan eklenmiş bu caminin yanında Şeyh Şerafettin’in Selçuklu kümbeti tarzındaki türbesi bulunuyor. Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin yan yana uyumu görülmeye değer.
Kapu Cami: Bedesten çevresinde, Konya‘daki en büyük Osmanlı camilerinden biri. Mevlana’nın torunlarından Şeyh Hüseyin Çelebi tarafından 1658’de yaptırılmış. Mihrabındaki çiniler göz alıcı.
Aziziye Cami: Bedesten’in tam ortasında, Osmanlı döneminin barok-rokoko tarzında inşa edilmiş ilginç bir cami. Yivli minareleri ve değişik şerefeleriyle dikkat çekiyor. Hatice Sultan’ın eşi Damat Mustafa Paşa tarafından yaptırılan eski caminin yerine, Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan tarafından yeniden inşa edilmiş.
Selimiye Cami: Mevlana Müzesi‘nin batısında yer alan bu cami, 1558’de II. Beyazıt şehzadeyken yapımına başlanmış ve 1567’de tamamlanmış. Klasik Osmanlı mimarisinin Konya‘daki en önemli temsilcisi. İstanbul’daki heybetli selatin camilerinden hiç farkı yok.
Horozlu Han: Selçuklu dönemine ait bir kervansaray. Konya‘ya 7 km mesafede, eski kervan yolu üzerinde yer alıyor ve şehre en yakın kervansaray olma özelliğini taşıyor. Gitmek isterseniz Alaaddin Tepesi‘nden kalkan 44 numaralı otobüse binip Yeni Ayakkabıcılar Sitesi’nde inmelisiniz. Ben gittiğimde tadilattaydı, ama yine de o tarihi havayı solumak güzeldi.
Tavus Baba Türbesi ve Has Bey Mescidi: Meram Bağları bölgesinde, iç içe geçmiş bir bahçede yer alıyorlar. Tavus Baba’nın doğayı coşturacak kadar etkili ney üflediğine dair rivayetler, burayı daha da mistik kılıyor.
Ceren’den Gezi İpuçları ve Bütçe Dostu Öneriler
Konya gezinizi daha keyifli ve ekonomik hale getirmek için benden size birkaç öneri:
- Toplu Taşımayı Kullanın: Şehir merkezindeki çoğu yere yürüyerek ulaşmak mümkün olsa da, biraz daha uzak noktalara (özellikle Kyoto Japon Bahçesi, Meram Bağları, Kelebek Vadisi gibi) gitmek için Alaaddin Tepesi‘nden kalkan tramvay ve otobüsleri rahatlıkla kullanabilirsiniz. Konyakart edinmek veya temassız kredi kartı kullanmak işinizi kolaylaştıracaktır.
- Etli Ekmek ve Mevlana Şekeri Deneyimi: Konya‘ya gelip etli ekmek yememek olmaz! Şehrin birçok yerinde, özellikle küçük esnaf lokantalarında uygun fiyatlı ve lezzetli etli ekmek bulabilirsiniz. Yanında bir ayran, tam bir ziyafet. Ayrıca, hediye olarak Mevlana şekeri ve fıstıklı Mevlana lokumu almayı unutmayın; hem lezzetli hem de uygun fiyatlı birer hatıra.
- Ücretsiz Müzeler ve Sema Gösterileri: Mevlana Müzesi ve Etnoğrafya Müzesi gibi bazı önemli yerlere giriş ücretsiz. Bütçe dostu bir gezi için bu avantajı değerlendirin. Her cumartesi Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen sema gösterileri de genellikle cüzi bir ücret karşılığında veya belirli etkinliklerde ücretsiz oluyor; bu eşsiz deneyimi kaçırmayın!
- Maneviyatı Yürüyerek Keşfedin: Mevlana Müzesi’nden Şems-i Tebrizi‘ye, oradan İplikçi Cami’ye ve Alaaddin Tepesi‘ne kadar olan mesafeler yürüyerek rahatlıkla gezilebilir. Bu sayede hem şehrin atmosferini daha iyi solursunuz hem de bütçenize katkı sağlarsınız.
Konya, her köşesinde ayrı bir tarih, ayrı bir maneviyat barındıran, huzurlu ve keşfedilmeyi bekleyen bir şehir. Benim için unutulmaz anılar biriktirdiğim, ruhuma dokunan bir seyahat oldu. Siz de bu kadim şehrin sıcaklığını ve derinliğini deneyimlemek istemez misiniz?
Eğer Konya‘ya daha önce gittiyseniz veya gitmeyi planlıyorsanız, deneyimlerinizi ve sorularınızı yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın. Belki de bir sonraki Konya gezimizde yollarımız kesişir!
