Merhaba sevgili gezi tutkunları! Ben Ceren Gezgin. Bu kez sizleri Balkanların kalbine, Kuzey Makedonya’nın güneybatısında, Arnavutluk sınırına yakın, adeta bir masal diyarından fırlamış gibi duran Ohrid’e ışınlıyorum. Antik dönemde “Işık Şehri” anlamına gelen Lychnidos adıyla anılan bu yer, arkeolojik bulgularla Avrupa’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu fısıldıyor bize. Gerçekten de, tarih ve doğanın iç içe geçtiği bu şirin belde, ruhuma dokunan ender destinasyonlardan biri oldu.
Ohrid, küçük bir şehir olmasına rağmen Anadolu gibi pek çok kadim uygarlığa ev sahipliği yapmış. Bu yüzden farklı kültürlerin harmanlandığı, zengin bir dokuya sahip. Adının “Tepede” anlamına gelen “Vo hridi” ifadesinden geldiği rivayet edilen Ohrid, Orta Çağ’da Slav Hristiyanlığın merkeziymiş. Efsaneye göre, yılın her gününe bir kilise düşecek şekilde tam 365 kilise inşa edilmiş burada. Bu yüzden hala “Balkanların Kudüs’ü” olarak anılmasına şaşmamak gerek!
14. yüzyılın sonlarından 1912’ye kadar uzun bir dönem Osmanlı idaresinde kalması, Ohrid’i bize daha da yakınlaştırıyor. Yaşam biçiminden yemeklere, hatta dilimize kadar uzanan ortak kültürel yönlerimiz sayesinde, burada kendinizi evinizde gibi hissediyorsunuz. Selanik, Manastır ve Resne ile birlikte İkinci Meşrutiyet’in ilanına giden muhalif hareketin başladığı önemli bölgelerden biri olması da, burayı yakın tarihimiz açısından özel kılıyor.
Ohrid’e Ulaşım ve Şehir İçinde Nasıl Gezilir?

Ohrid‘e ulaşım için farklı seçenekler mevcut. Biz Belgrad’dan gece otobüsüyle tam 12 saat süren bir yolculuk sonrası buraya vardık. Eğer hava veya karayoluyla Üsküp’e gelirseniz, buradan yaklaşık 3-3,5 saatlik otobüs yolculuğuyla Ohrid’e kolayca ulaşabilirsiniz. Arnavutluk’un Tiran şehrinden doğrudan Struga ve Ohrid’e giden otobüsler de alternatif bir güzergah sunuyor. Şehirde demiryolu ağı bulunmuyor, ancak sınırlı sayıda ülkeye uçuş yapan küçük bir havaalanı mevcut.
Ohrid’in merkezi oldukça kompakt. Eğer sadece eski şehir ve göl kıyısını keşfetmek isterseniz, yarım günde yürüyerek rahatça gezebilirsiniz. Ancak benim gibi çevreyi de doyasıya keşfetmek isteyenler için araba kiralamak veya taksi tutmak kaçınılmaz. Biz Manastır, Resne ve Struga gibi yakın yerleri günübirlik gezmek için taksi tutmayı düşündük ve şansımıza, apart sahibimizin önerisiyle tanıştığımız Ohridli taksi şoförü İlya ile karşılaştık.
İlya ile geçirdiğimiz üç gün adeta bir rüya gibiydi! Bize hem harika bir rehberlik yaptı hem de konforlu arabasıyla istediğimiz her yere ulaştırdı. Hatta Ohrid’den Üsküp’e giderken bile İlya ile, yol üzerindeki birçok güzel noktaya uğrayarak gittik. Yolu ve çevreyi avucunun içi gibi bilen İlya sayesinde, umduğumuzdan çok daha fazla yer görüp yerel kültürü yakından deneyimleme fırsatı bulduk. Dört kişi kiraladığımız taksiye günlük 100 Euro ödeyerek bütçemizi de rahatlattık. Kesinlikle tavsiye ederim!
Ohrid’de Konaklama ve En Güzel Zamanlar
Ohrid küçük bir şehir olduğu ve Ohrid Gölü‘ne ulaşım çok kolay olduğu için, konaklamak için illa göl kenarında bir yer seçmenize gerek yok. Biz Villa Emilija adlı apart otelde kaldık ve çok memnun kaldık (iki kişilik oda için gecelik 20 Euro). Arka sokaklarda olmasına rağmen huzurlu ve rahattı. Eğer amacınız sadece plaj ve deniz tatiliyse, göl kenarındaki plajı olan otelleri tercih edebilirsiniz.
Peki, Ohrid’e ne zaman gitmeli? Havanın güzel ve yağışların az olduğu Haziran-Eylül arası en ideal dönem. Eğer Ohrid Gölü’nde yüzmek, tam anlamıyla bir “deniz tatili” yapmak isterseniz, suyun daha sıcak olduğu Temmuz ve Ağustos aylarını tercih etmenizi öneririm.
Ohrid’in Tarihi ve Doğal Güzellikleri: Gezilecek Yerler Rehberi
Ohrid’in ilk yerleşim yeri, göl kıyısından yükselen bir tepenin üzerinde, küçük bir alanda kurulmuş. Şehir merkezinde görebileceğiniz tüm önemli noktalar, eski şehir bölgesinde birbirine yürüme mesafesinde toplanmış durumda. Gölü takip ederek şehir merkezine doğru yürürken, ana meydanın yanındaki küçük limanı ve turizm ofisini göreceksiniz. Sveti Naum’a giden tekneler de buradan kalkıyor.
Meydanın etrafında ve meydana çıkan daracık yollarda irili ufaklı restoranlar, kafeler ve hediyelik eşya dükkanları sıralanmış. Meydandaki parkta Kiril alfabesinin mucidi Kiril ve Metody kardeşlerin heykeli hemen dikkat çekiyor. Yanı başında ise Erken Hristiyanlık döneminde bu bölgede Hristiyanlığı yayan önemli azizlerden St. Clement’in anıtı bulunuyor.
Tarihi Adımlarla Ohrid Eski Şehir: Bir Zamanlar 365 Kilise!
Eski şehir bölgesi, Makedon evlerinin o meşhur ahşap ve taş mimarisiyle Safranbolu evlerini andırıyor. Burada yeni yapılaşmaya kesinlikle izin verilmiyor. Ohrid’i keşfetmenin en güzel yolu, Arnavut kaldırımlı sokaklarını arşınlamak ve bu daracık, tarih kokan yollarda kaybolmaktan geçiyor. Ben de öyle yaptım ve bu bölgeye en az yarım gün ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Eski şehirdeki gezintimizi adım adım takip edelim:
- Ayasofya Kilisesi (Church of The Sophia):
Ohrid’i kilise ve manastırlar şehri olarak tanımlamak hiç de yanlış olmaz. Ancak ne yazık ki tarihi kiliselerin çoğu günümüze ulaşamamış. 11. yüzyılda inşa edilen Ayasofya Kilisesi, Ohrid Baş Piskoposluğu’nun katedral kilisesiymiş. Osmanlı döneminde 15. yüzyılda cami olarak da kullanılan bu yapı, muhteşem akustiği ve Bizans sanatını yansıtan devasa duvar freskleriyle ünlü. Belki siz de bir festival döneminde konsere denk gelir ve bu eşsiz akustiği deneyimleme şansı yakalarsınız. Giriş ücreti 100 MKD. - Antik Tiyatro:
Helenistik dönemde tiyatro, Roma döneminde ise gladyatör dövüşlerinin yapıldığı bir arena olarak kullanılan bu antik yapı, günümüzde festivallere, konserlere ve çeşitli kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Tarihin bu kadar canlı yaşanması beni her zaman çok etkilemiştir. - Tarihi Çınar Ağacı:
Eski şehrin meydanında bulunan ve doğal anıt ilan edilmiş, tam 1100 yıllık bir çınar ağacı var. Yıllara meydan okuyan, görmüş geçirmiş bu bilge ağacın yanında insan kendini ne kadar küçük hissediyor! Korumaya alınmış olması da ne güzel. - Kutsal Meryem Ana Peribleptos (St. Clement) Kilisesi:
13. yüzyılda inşa edilen bu kilise, Bakire Meryem’e adanmış. Kilisenin freskleri o kadar değerli ki, Rönesans sanatının tüm özelliklerini perspektif dışında barındırdığı ve Rönesans’ın İtalya’dan önce burada başladığı bile rivayet ediliyor! Ayasofya Kilisesi’nin camiye dönüştürülmesiyle Ohrid Baş Piskoposluğu’nun merkezi olmuş. St. Clement’in ve Başpiskoposluğun kütüphanesi buraya taşındığı için ikinci bir ad olarak St. Clement adını almış. İçeride fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor, bu yüzden güzelliklerini sadece gözlerime ve hafızama kaydettim. Giriş ücreti 100 MKD. Bu kilisenin yanı başındaki heybetli konak ise, hepimizin izlediği o meşhur Elveda Rumeli dizisindeki kaymakam eviymiş. Ne kadar tanıdık! - Çar Samuel Kalesi:
Eski şehrin tepesinde, Orta Çağ’dan kalma bu kale yükseliyor. Ohrid Gölü Limanı’na kadar uzanan 3 kilometre uzunluğundaki surlarının yüksekliği 3 ila 16 metre arasında değişiyormuş. Bizanslılar, Slavlar ve Osmanlılar tarafından yönetildiği tüm dönemleri gören kale, tarih boyunca birçok kez yıkılıp yeniden inşa edilmiş. Buradan seyrine doyamadığımız şehir ve göl manzarası, inanın her şeye bedel! Bence kalenin asıl çekici yönü de bu muhteşem manzarası. Giriş ücreti 60 MKD. - Saint Clement ve Panteleimon Manastırı:
Plaosnik, Kuzey Makedonya’nın en önemli arkeolojik alanlarından biri. Burada, Orta Çağ ve Osmanlı döneminden kalma yapıların altında, 5. ve 6. yüzyıllara ait renkli döşeme mozaiklerine sahip iki erken dönem Hristiyan bazilikası ve vaftizhaneler bulunmuş. St. Clement Manastırı da tam bu arkeolojik alanda, Panteleimon Manastırı’nın temelleri üzerine kurulmuş. Ohrid’in ilk Slav piskoposu St. Clement, ilk Slav okulunu burada açmış ve öğrencisi St. Naum ile birlikte kutsal metinleri Slav diline çevirmişler. Ziyaret ettiğimizde manastırın çevresinde teoloji eğitimi verecek bir okul inşaatı devam ediyordu. Giriş ücreti 100 MKD. - Sinan Çelebi Türbesi:
Manastırın yakınında, Osmanlı dönemine ait Sinan Çelebi’nin türbesi bulunuyor. Maalesef cami ve vakfiye yıkılmış, günümüze sadece bu türbe ulaşabilmiş. - St. John Kaneo Kilisesi:
Aziz John Kaneo Kilisesi, adını aldığı Kaneo sahilinin üzerindeki göle hakim tepeye inşa edilmiş. Teolog St. John’a adanmış olan bu kilise, aynı zamanda Ohrid’in en güzel manzaralı ve en fotojenik kilisesi unvanını taşıyor! Yapım yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte, son restorasyonlarda kubbesinde 1290 yılına ait değerli freskler bulunmuş. Kilisenin çarpıcı dış mimarisi kadar içindeki sadelik de beni çok etkiledi. Eski şehir bölgesindeki gezimizi, bu kiliseden izlediğimiz nefis gün batımıyla tamamladık. Tam bir kartpostal manzarasıydı!
Ohrid Gölü’nün Mavi Sırları ve Sveti Naum Keşfi
Ohrid Gölü, Avrupa’nın en derin ve en temiz göllerinden biri. 248 km²’si Kuzey Makedonya, 110 km²’si ise Arnavutluk sınırları içinde bulunuyor. Güneydoğudaki Prespa Gölü’ne yeraltı kanallarıyla bağlanan bu göl, 200’den fazla endemik türü barındırıyor olmasıyla da bilim dünyası için büyük önem taşıyor. Ancak aşırı avlanma nedeniyle balık türlerinde azalma görüldüğünden, gölde balık avına sıkı bir kontrol getirilmiş.
İkinci günümüzde, Ohrid Gölü üzerinden katamaran ile Sveti Naum’a doğru yola çıktık. Tekneler ve katamaranlar ana meydandaki küçük limandan sabah saat 10.00’da hareket ediyor. Burada dikkat etmeniz gereken bir nokta var: Büyük tekneler doğrudan Sveti Naum’a giderken (10 Euro), katamaranlar Su Müzesi ve kiliselerin bulunduğu kıyılarda da mola veriyor (20 Euro). Biz katamaran turunu tercih ettik ve böylece Sveti Naum Manastırı’nın yanı sıra Su Tarih Müzesi ile Mother Of Zahumska Kilisesi’ni de görme fırsatı bulduk.
Katamaran yolculuğu sırasında, Ohrid’in en fotojenik kilisesi St. John Kaneo’nun denizden profilini de gördük. Oteller, tatil köyleri, kamping alanları ve balıkçı köylerinin bulunduğu kıyılardan geçtik. Kuzey Makedonya Başkanının rezidansı da göl kıyısındaymış, ancak kaptan anons yapmasa asla fark edemezdik. Gölün karşı kıyısındaki Arnavutluk’a ait yerleşim yerleri de net bir şekilde görülebiliyordu.
- Su Tarih Müzesi (Prehistoric Museum on Water at the Bay of Bones):
1997-2005 yılları arasında denizaltında yapılan kazılarda, Balkanların en eski kabilesi olan Bryges’e ait kalıntılar bulunmuş. Bu kalıntılarla yüzen bir köy aslına uygun olarak yeniden canlandırılmış. Tarih öncesi dönemi yansıtan bu 21 ev dikdörtgen şeklinde inşa edilirken, toplantı ve ritüel amaçlı kullanıldığı anlaşılan üç ev ise yuvarlak yapılmış. Kazılarda çıkarılan eserler, 2008 yılında açılan müzede sergileniyor. Giriş ücreti 100 MKD. Ohrid’in 14 km uzağındaki müzeye karayolundan da ulaşabilirsiniz. - Mother of Zahumska Kilisesi:
Gerçekten çok özel bir yerde bulunan bu kiliseye karayolundan ulaşmak mümkün değil, sadece deniz yoluyla gidilebiliyor. 1361 yılında yapılan ilk kilisenin yıkılması üzerine 1898 yılında yeniden inşa edilmiş. Giriş ücreti 100 MKD. - Sveti Naum Bölgesi ve Manastırı:
St. Naum Manastırı, göl kenarında yükselen yamacın üzerinde Aziz Naum (835-910) tarafından 900 yılında kurulmuş. Slav kilise ve mimarisinin ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Arnavutluk sınırına yakın, Ohrid’in 30 km güneyinde, Galicica Ulusal Parkı’nda yer alan bu bölge, gölü besleyen su kaynakları, St. Naum Manastırı, restoranları, plajları ve cennet gibi doğasıyla Ohrid’in en popüler ziyaret noktası. Manastırın kilisesi 18. yüzyılda yenilenmiş ve Arnavut Trpo Zograf tarafından yapılan fresklerle süslenmiş. Günümüzde manastırın büyük kısmı otel ve restorana dönüştürülmüş. Güzel tasarlanmış bahçesinden ve etrafta salınan rengarenk tavus kuşlarından bahsetmezsek olmaz! Hatta renksiz beyaz bir tavus kuşu gördüm ve araştırmam üzerine albino tavus kuşu olarak adlandırıldığını öğrendim. Bu küçük St. Petka şapelinin arkasında ise şifa niyetine içilen bir su kaynağı var.
Ohrid Yakınındaki Keşifler: Resne, Manastır ve Struga
Ohrid’e yakın yerleri keşfetmek için dört kişi olmanın avantajını kullanarak yine taksi kiraladık. Dönüş yolumuzu Prespa Gölü’nü ve Galicica Ulusal Parkı’nı da görerek yaptık. UNESCO’nun Ohrid’i Dünya Mirası Listesi’nden çıkarma uyarısı üzerine, Kuzey Makedonya Hükümeti Galicica Ulusal Parkı’nda 30.000 kişilik kayak merkezi planından şimdilik vazgeçmiş. Ülkenin kalkınmasında önemli bir yere sahip olan turizm sektörünün, doğal çevre ve tarihi-kültürel değerlere zarar vermeden sorumlu bir şekilde planlanmasını diliyorum.
- Duvalo Volkanı:
Ohrid’in 7 km kuzeyinde, Kosel köyünde bulunan bu sönmüş volkan, Balkanların son aktif volkanı olarak biliniyor. Aslında ufacık bir tepe ve üzerinde oluşmuş birkaç küçük kraterden ibaret. Kraterlerden çıkan hidrojen sülfür ve karbondioksit gazı, yakınındaki canlıların ölümüne neden olabiliyormuş. Arıların akıbetine uğramamak için fazla merak iyi değil deyip hemen uzaklaştık! - Resne:
Manastır yolu üzerinde bulunan Resne, İkinci Meşrutiyet’in ilanına yol açan isyan hareketinin öncülerinden Resneli Niyazi Bey’in (1873-1913) memleketi olması nedeniyle gezi planımıza dahil ettiğimiz özel bir yerdi. Resneli Niyazi Bey’in arkadaşının Paris’ten gönderdiği kartpostal resminden esinlenerek yaptırdığı, ancak hiç yaşamadığı bu köşk, günümüzde kültür evi olarak kullanılıyor. Ne yazık ki köşkte Resneli Niyazi’yi anımsatan hiçbir bilgiye yer verilmemesi beni üzdü. Köşkün karşısında ise Niyazi Bey’in yaşadığı, özel mülkiyete ait evi dışarıdan görebilirsiniz. Eski dönemlerde killi toprak yapısı nedeniyle burada çömlekçilik ve seramikçilik çok gelişmiş. Kültür evinde, dünyanın sayılı seramik koleksiyonları arasında sayılan Resne seramikleri ile Makedonyalı ressam Kereka Visulceva’nın (1910-2004) resimleri sergileniyor. Günümüzdeki Resne, nüfus çoğunluğu Hristiyan olan, geçim kaynağı tarıma dayanan küçük bir yerleşim yeri. Özellikle elma yetiştiriciliği yaygın. Resne’nin girişindeki yol üzerindeki caminin altında, işletmecisi Hristiyan olan tek lokantası bulunuyor ve menüsünde domuz etine yer verilmemesi takdire şayan. - Manastır (Bitola):
Etrafı dağlarla çevrili, dağ eteğine kurulmuş, yemyeşil ve sevimli bir şehir. Birinci Dünya Savaşı’nda büyük yıkıma uğramasına rağmen küllerinden yeniden doğmuş. Şehre Dragor Nehri yanındaki yoldan girerken, yolun bir tarafında sıralanmış tarihi binalar hemen dikkat çekiyor. Kuzey Makedonya’nın iş ve ticaret merkezi olan bu şehre gelme sebebimiz, Atatürk’ün 1896-1898 yıllarında eğitim gördüğü Manastır Askeri Rüştiyesi ve İdadisi’ni ziyaret etmekti. Trafiğe kapalı Şirok Caddesi’nin sonunda bulunan okul, günümüzde Manastır Milli Enstitüsü ve Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede Atatürk için özel bir anı odası düzenlenmiş. Ayrıca karma müzede siyasi mücadele tarihini anlatan dokümanlar ve etnografik belgeler sergileniyor. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse, müzenin daha etkileyici ve bakımlı olmasını beklerdim, biraz hayal kırıklığı yaşadım. Giriş ücreti 120 MKD. Eski Çarşı Meydanı’nda Saat Kulesi, Yeni Cami, İshak Paşa Cami ve Aziz Dimitra Kilisesi’ni görebilirsiniz. Osmanlı yönetimi zamanında at pazarı olan bölge şimdi otoparka dönüşmüş, tarihi hamam ise market olarak kullanılıyor. Şehrin oldukça hareketli ve eski dokusunu koruyan Şirok Caddesi’nde birçok kafe ve restoran var. Biz Dragor Nehri’nin kenarındaki mütevazı bir lokantayı tercih ettik ve burada tattığımız kuru fasulyenin lezzetinden çok memnun kaldık. Manastır ziyaretimiz günübirlikti, ancak bu tarihi ve şirin şehirde daha uzun vakit geçirip bir gece konaklamak daha uygun olabilir. Kısıtlı zamanımızı etkin kullanmak için taksi kiralasak da, şehir merkezine 2 km uzaklıkta bulunan Ohrid otogarından kalkan otobüslerle de rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ohrid-Manastır arası 70 km ve seyahat yaklaşık 1-1,5 saat sürüyor. Arkeoloji meraklılarına duyurulur: Manastır’ın 4 km yakınında, Romalılar döneminden kalan antik bir şehir de bulunuyor, ancak biz görmeye zaman bulamadık. - Struga:
Kuzey Makedonya’nın güneybatısında, Ohrid’e 15 km uzaklıkta, Crni Drim (Kara Drim) Nehri’nin iki tarafında kurulmuş küçük bir yerleşim yeri burası. Ülkenin Müslüman nüfusunun yoğun olduğu şehirlerden biri. Makedonlar Struga için “Struga nema druga – Başka Struga yok” deseler de, biz Üsküp’e giderken yolumuzun üzerinde olduğu için uğradık. Asıl amacımız, Ohrid Gölü’nün Kara Drim Nehri’ne aktığı yeri görmekti, bu yüzden şehri kapsamlı gezemedik. Arnavutluk sınırına 15 km mesafede bulunan Struga’ya bu ülke üzerinden de ulaşmak mümkün. Ohrid Gölü kıyısından başlayan Kara Drim, Arnavutluk sınırından geçip Adriyatik Denizi’ne dökülüyor. Nehrin Struga tarafındaki temiz bölümüne “Kara Drim”, Arnavutluk’a geldikten sonra kirlenmesine rağmen bu ülke sınırlarında kalan bölümüne ise “Ak Drim” denilmesi ilginç bir detay. Gölün su seviyesi, Kara Drim’in taşıdığı su ile dengeleniyormuş. Eğer Ohrid Gölü’nü besleyen suların doğduğu Sveti Naum ile göl sularının boşaldığı Struga Kara Drim’i karşılaştırmam gerekirse, Sveti Naum’u mutlaka görün derim, Struga’yı ise zamanınız varsa değerlendirebilirsiniz.
Ohrid’de Ne Yenir, Ne Alınır? Damak Zevkinize Uygun Lezzetler ve Özgün Hatıralar
Ohrid’de yemekler tam anlamıyla bizim damak zevkimize uygun, o yüzden yeme içme konusunda hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Yiyecekler organik ve doğal olduğu için en basit yemekler bile lezzetli, üstelik porsiyonlar da oldukça büyük. Biz deniz ürünlerini tercih ettik; balık çorbası, kalamar ve çeşitli balıklar denedik. Özellikle domates ve soğanla pişirilen Ohrid alabalığını şiddetle öneririm! Bir tatlı su balığı olan alabalığın aslında yavan bir tadı vardır ama soslanmış Ohrid alabalığı gerçekten çok lezzetliydi. Bir kilogram balığın fiyatı yaklaşık 40 Euro idi ve dört kişi için gayet yeterli geldi. Triliçe, dondurma ve börekler de tadılması gereken diğer yerel lezzetler arasında.
Balığı özellikle en iyi balık restoranında yemek istediğimizde, kime sorsak Dalga Restoran’ın adını verdiler. Göl kenarında, şık, güzel ve müzikli bu restoranı kesinlikle tavsiye ederim. Bir gece de Lihnidos Restoran’da balık çorbası ve kalamar denedik, her ikisi de lezzetliydi. Burası daha sade, kafe restoran tarzında bir yer.
Magnet gibi küçük hatıra eşyaların dışında Ohrid’den alınabilecek en özgün şey, kesinlikle Ohrid incisi olacaktır. Bu inci, bildiğimiz inciler gibi midyenin içinde oluşmuyor; tamamen sardalyaya benzeyen “plasica” adlı balığın pulu işlenerek yapılıyor ve bu yapımı sadece iki aile biliyor! Tesadüf eseri oradayken balıkçılar plasica tutuyordu, rehberimiz İlya bize bu balığı ve pulunu gösterdi. Gerçekten eşsiz bir hediye.
Ceren’den Ohrid Gezi İpuçları!
Ohrid gezinizi daha keyifli ve verimli hale getirecek birkaç kişisel tavsiyem var:
- Yerel Bir Rehber Edinin: Benim gibi taksi şoförü İlya gibi yerel bir rehberle anlaşmak, Ohrid ve çevresini keşfetmenin en konforlu ve verimli yolu. Hem zaman kazanırsınız hem de yerel hikayelerle geziniz zenginleşir. Dört kişi için günlük 100 Euro, bütçe dostu bir seçenek olabilir.
- Sveti Naum’da Kayık Turunu Kaçırmayın: Bizim vakit ayıramadığımız ancak herkesin mutlaka yapmasını önerdiğim bir aktivite, Sveti Naum’daki kayık gezintisi! Gölün berrak sularını besleyen o meşhur su kaynaklarını (Gökovadaki Azmakbaşı gibi) görmek için bu kısa turu (2-3 Euro) mutlaka deneyimlemelisiniz.
- Ohrid Alabalığını Dalga Restoran’da Tadın: Eğer benim gibi deniz ürünleri seviyorsanız, Ohrid alabalığını mutlaka deneyin. Bu özel lezzeti tatmak için göl kenarındaki Dalga Restoran’ı tercih edebilirsiniz. Akşam yemeği için hem lezzetli hem de keyifli bir seçenek.
- Ohrid İncisi’ni Keşfedin: Şehirde dolaşırken, iki özel ailenin sırrını sakladığı Ohrid incisi dükkanlarına uğrayın. Bu el yapımı, eşsiz inciler, kendinize veya sevdiklerinize alabileceğiniz çok özel bir hatıra olacaktır.
“Kuzey Makedonya’nın Cennet Köşesi: Ohrid Gezi Rehberi ile Doğa, Tarih ve Kültür Keşfi” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimize göz atabilirsiniz.
Son Söz: Ohrid’e Bir Kez Daha Hoş Geldiniz!
Arnavut kaldırımlı sokakları, Safranbolu evlerine benzeyen mimarisi, milli parkları, masmavi gölleri, plajları ve zengin kültürel geçmişiyle Ohrid, istisnasız herkesin sevip memnun kalacağı bir destinasyon. Şehir küçük, ama size yaşattığı duygular kocaman. Kendinizi bir Akdeniz ülkesinde gibi rahat hissediyorsunuz; Türkçe konuşamasalar bile sizi anlıyorlar ve iletişim kurmakta zorlanmıyorsunuz. Üstelik vize yok ve diğer Avrupa şehirlerine göre fiyatlar oldukça makul. Daha ne olsun ki?
Özellikle kısa süreli tatiller için biçilmiş kaftan. Tabii ki ben de Ohrid Gölü’nün ve muhteşem doğanın tadını çıkarmak, huzur bulmak ve dinlenmek amacıyla bu cennet köşeye bir kez daha gelmek isterim. Kuzey Makedonya’nın bu eşsiz beldesi için son sözüm şudur: “Ohrid nema druga – Başka Ohrid yok!” Nitekim, UNESCO tarafından 1980 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınması da bunu kanıtlıyor. Siz de bu büyülü şehri benimle keşfetmekten keyif aldıysanız, deneyimlerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın. Belki bir sonraki gezimizde karşılaşırız!
Sevgilerle,
Ceren Gezgin
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
Los Angeles Gezi Rehberi: “La La Land” mi, Yoksa “Bir Zamanlar Hollywood” mu Desem?
Sicilya Gezi Rehberi I: Doğu Kıyısı – Akdeniz’in Kalbindeki Barok Rüyası!
Bergen Gezi Rehberi: Norveç’in Masal Şehriyle Tanışmaya Hazır mısınız?
