1. Anasayfa
  2. Keşfet

Lizbon Gezi Rehberi: Kaşifler ve Denizciler Kenti

Lizbon Gezi Rehberi: Kaşifler ve Denizciler Kenti
0

Merhaba sevgili gezginler! Bugüne kadar birçok şehri keşfetme şansım oldu ama itiraf etmeliyim ki, bazı şehirler kalbinizde bambaşka bir yer edinir. Benim için Lizbon, tam da o şehirlerden biri oldu. Nobel ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago’nun “karısını Nobel’e tercih eden adam” hikayesiyle tanıdığım, kitaplarına doyamadığım o özel memlekete gitmek, başlı başına bir heyecandı benim için.

Pascal Mercier’in “Lizbon’a Gece Treni” kitabıyla ruhumun derinliklerine işleyen o büyüleyici atmosferi solumak, “içimizdekilerin çok küçük bir kısmını yaşıyorsak gerisine ne oluyor?” sorusuyla kendime döndüğüm bir yolculuğa çıkmak… Ve elbette, doktora yıllarımdan yadigar, gurbette her şeyimi paylaştığım canım arkadaşlarım Joaquina ve Zita ile yıllar sonra Lizbon sokaklarında buluşmak… Bu şehrin beni çağırması için ne çok nedenim varmış meğer!

Portekiz’in kalbi, Tejo Nehri’nin Atlantik Okyanusu’na usulca döküldüğü o noktada, tıpkı bizim İstanbul’umuz gibi yedi tepe üzerine kurulmuş bu eşsiz şehir, ilk bakışta beni benden aldı. Bir Avrupa başkenti olmasına rağmen, her köşesinde hissettiğiniz o gizemli Arap etkisi, Azulejos denilen renk renk çinilerle süslü binaları, Arnavut kaldırımlı yolları ve meşhur sarı tramvaylarıLizbon gezisi adeta bir masala adım atmak gibiydi.

Sadece estetiğiyle değil, ruhuyla da beni etkileyen bir şehir Lizbon. Alçakgönüllü duruşu, 53 farklı mahallesinin her birindeki sıcaklık… Ve bir kadın olarak şunu özellikle belirtmek isterim: Lizbon, sokaklarında rahatça dolaşabileceğiniz, geç saatlere kadar kafelerde oturup metroda güvende hissedebileceğiniz, tam anlamıyla kadın dostu bir şehir. Bu da benim için Lizbon’u daha da çekici kıldı.

Lizbon’un Derinliklerine Dalış: Tarihi ve Kültürel Dokusu

Bu kadim şehir, tarihinde büyük acılar ve yeniden doğuşlar barındırıyor. 1 Kasım 1755’te yaşadığı yıkıcı deprem, Lizbon‘un kaderini derinden etkilemiş. Nüfusunun neredeyse yarısını kaybettiği bu felaket, binaların %85’ini yerle bir etmiş. Kütüphaneler, köşkler, katedraller… Çoğu yok olmuş. Ama şehrin ruhu, küllerinden yeniden doğmayı başarmış.

Carmo Rahibe Manastırı’nın çatısı çökmüş kalıntıları, bu büyük depremin hüzünlü bir anıtı olarak günümüze kadar korunmuş. Orada durup geçmişin fısıltılarını dinlemek, Lizbon’un dayanıklılığına tanıklık etmek tarifsiz bir deneyimdi.

Fado’nun Hüzünlü Nefesi: Lizbon’un Kalbinden Yükselen Sesler

Lizbon sokaklarında yürürken aniden yükselen o içli ezgiler… İşte o, Fado! Portekiz halk şarkılarının bu özel türü, balıkçıların, kaşiflerin, denizcilerin sevdiklerini denize uğurlayan ve dönmeleri için umutla bekleyen 19. yüzyıl kadınlarının ağıtlarından doğmuş. Latincede “kader” anlamına gelen “fatum” kelimesinden türeyen Fado, hüzünlü aşkların, yitirilen geçmişlerin ve özlemlerin müziği. “Senin ülken okyanus oldu artık. Yalnızlığım beni hüzne bürüyor.” sözleri, bu müziğin ruhunu ne güzel özetler!

2011’de UNESCO tarafından “İnsanlığın Kültürel Mirası” ilan edilen Fado, cazibesini daha da artırmış. Özellikle Alfama semtinde bulunan Fado Müzesi, bu eşsiz müziğin tarihini ve ruhunu derinlemesine keşfetmek için harika bir durak. Müzik aletlerinden notalara, afişlerden giysilere uzanan zengin koleksiyonuyla beni büyüledi.

Azulejos ve Barcelos Horozu: Lizbon’un Rengarenk Sembolleri

Lizbon‘a kimliğini veren belki de en belirgin özelliklerden biri, binaları süsleyen Azulejos, yani fayanslar. Nemli soğuğa karşı bir çözüm olarak ortaya çıkan bu rengarenk, çeşit çeşit desenli fayanslar, şehrin her köşesinde karşınıza çıkıyor. Sokak isimlerinin bile bu Azulejos‘lar üzerine yazıldığını görmek, beni gerçekten çok etkiledi. Özellikle kenar mahallelerdeki o çamaşırların asılı olduğu pencereler, ara sokaklarda çekilen fotoğraflar… Tam bir görsel şölen!

Lizbon‘un bir diğer sevimli ve ikonik sembolü ise Barcelos Horozu. Hediyelik eşya dükkanlarının vitrinlerinden size gülümseyen irili ufaklı bu horozların arkasında, mucizevi bir efsane yatıyor: Hac görevini yaparken hırsızlıkla suçlanan bir rahibin masumiyetini kanıtlamak için yargıcın tabağındaki pişmiş horozun ötmeye başlaması… Hem bu efsanevi kurtuluş hikayesi hem de Hıristiyanlık inancındaki “uyandırıcı” rolü, Barcelos Horozu‘nu Portekizlilerin kalbinde özel bir yere oturtmuş.

Lizbon’u Adım Adım Keşfetmek: Mahalleler ve Saklı Hazineler

Lizbon‘u keşfetmenin en güzel yolu, kuşkusuz sokaklarında kaybolmak. Her biri ayrı bir hikaye anlatan mahalleleriyle, bu şehir sizi adeta içine çekiyor.

Alfama: Tarihin Fısıldadığı Dar Sokaklar

Büyük depremden ayakta kalmayı başarmış Lizbon’un en eski mahallesi olan Alfama, adını Arapça “Al-Hamma”dan alıyor. Burada, yaşanmışlık kokan daracık sokaklarda, rengarenk apartmanların balkonlarından sarkan çamaşır iplerinin arasında yürürken, şehrin o otantik ruhunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Fado’nun doğduğu yer olmasıyla da bilinen Alfama, en güzel Fado mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Sao Jorge Kalesi ve Se Katedrali gibi tarihi Lizbon yapılarının da bulunduğu bu yokuşlu bölge, fotoğraf tutkunları için müthiş kareler sunuyor. Özellikle evlerin kapılarındaki detaylara bayıldım!

Baixa-Chiado ve Bairro Alto: Şehrin Kalbi ve Gece Hayatı

Depremin ardından titizlikle yeniden planlanmış, tarihin ilk modern kentleşme örneklerinden Baixa-Chiado, Lizbon’un en hareketli bölgelerinden. Mağazalar, kafeler ve restoranlarla dolu bu canlı semtte, Fernando Pessoa’nın sıkça uğradığı ve bronz heykeliyle ölümsüzleştiği Café A Brasileira’da bir kahve içmeden dönmeyin. “Huzursuzluğun Kitabı”ndan alıntılar aklımda yankılanırken, bu meydanda oturmak benim için çok özel bir andı.

Lizbon’un tepelik yapısı nedeniyle mahalleleri birbirine bağlayan asansörler de şehrin sembollerinden. Eyfel Kulesi’nin çırağı Raul Mesnier de Ponsard tarafından inşa edilen meşhur Elevador de Santa Justa, Baixa’yı yukarıdaki Bairro Alto’ya bağlıyor. Bu asansörle tepeye çıktığınızda Lizbon’un muhteşem panoramik manzarasının keyfini çıkarabilir, ardından Özgürlük Bulvarı’nda (Avenida de Liberdade) keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Akşam saatlerinde ise soluğu Bairro Alto’da almalısınız. Geleneksel restoranları, küçük butikleri, Fado kulüpleri ve hareketli barlarıyla bu bohem semt, Lizbon gece hayatının kalbi. Özellikle Erasmus öğrencileriyle dolup taşan sokak köşelerinde sabaha kadar süren eğlenceye tanık olmak, bu şehrin genç ve dinamik yüzünü gösteriyor.

Belem: Keşifler Çağının Ruhunu Yükselten Bölge

Lizbon‘a gelip de Belem‘i görmeden dönmek olmaz! Portekiz’in denizcilik tarihinde kilit bir role sahip olan bu bölge, keşiflerin ve zenginliğin izlerini taşıyor. Vasco da Gama’nın Hindistan baharat yolunu açmasıyla gelen muazzam servetle inşa edilen, UNESCO Dünya Mirası listesindeki Jerónimos Manastırı, barok mimarinin en güzel örneklerinden. Burada, Portekiz kral ve kraliçelerinin yanı sıra, büyük kaşif Vasco da Gama’nın ve ulusal şair Camoes’in mezarları karşılıklı duruyor. Bu anıt mezarların önünde durmak, Keşifler Çağı’nın ruhunu hissettiriyor.

Belem Kulesi (Torre de Belem), Tejo Nehri’nin kıyısında, Lizbon’un sembollerinden biri olarak yükseliyor. Bir zamanlar kale, deniz feneri, hatta hapishane olarak kullanılan bu zarif yapı, Portekiz’in keşif yolculuklarının başlangıç noktasıymış.

Ve elbette, Belem denince akla ilk gelen lezzet: dünyaca ünlü Pastéis de Belém! Dışı çıtır, içi muhallebi dolgulu, tarçın ve pudra şekeriyle taçlandırılan bu sıcak turta, damaklarda unutulmaz bir tat bırakıyor. Söylentiye göre, 1837’den beri aynı gizli tarifle hazırlanan bu lezzetin sırrını bilen sadece 6 kişi varmış ve bu kişiler aynı anda aynı arabaya bile binmezlermiş! Belem Pastanesi’nde bu efsanevi lezzeti tatmak için kuyruğa girmek bile başlı başına bir Lizbon deneyimi.

Rossio Meydanı: Şehrin Atan Nabzı

Lizbon’un ortaçağdan kalma en önemli meydanlarından biri olan Rossio Meydanı, Lizbonlular tarafından Pedro IV Meydanı olarak biliniyor. Ortasındaki Portekiz Kralı IV. Pedro’nun bronz heykeliyle, tarihte pek çok ayaklanmaya, kutlamaya ve hatta boğa güreşlerine sahne olmuş bu meydan, günümüzde hem turistlerin hem de yerel halkın buluşma noktası. Buradan, depremde harabeye dönen ancak ayakta kalan kalıntılarıyla büyüleyen Carmo Rahibe Manastırı ve Carmo Kilisesi’ne kolayca ulaşabilirsiniz.

Ceren’den Lizbon Gezi İpuçları

  • Yürüyüş Ayakkabılarınızı Hazırlayın: Lizbon, yedi tepe üzerine kurulu, bol yokuşlu bir şehir. Ama inanın bana, attığınız her adımın, çıktığınız her yokuşun sonunda karşılaşacağınız manzara tüm yorgunluğunuzu unutturacak. Rahat bir spor ayakkabısı olmazsa olmazınız!
  • Tramvayları Deneyimleyin: Özellikle ikonik sarı 28 numaralı tramvay, şehrin daracık sokaklarında ve yokuşlarında dolaşırken size Lizbon‘un kalbine doğru unutulmaz bir yolculuk sunar. Hem ulaşım aracı hem de harika bir gezi deneyimi!
  • Yerel Lezzetlere Şans Verin: Portekiz bir deniz ürünleri cenneti. Sardalya, Pastel de Nata (Belem turtası) ve Bacalhau (morina balığı) çeşitleri mutlaka denenmeli. Yerel pazarları ziyaret ederek veya küçük, otantik restoranlarda (tascas) yemek yiyerek gerçek Lizbon mutfağını keşfedin.

Sarı renk ve tonlarının hakim olduğu, sokaklarından Fado seslerinin yükseldiği, sarı tramvayların şehri Lizbon… Sıcacık sarmalıyor insanı. Oldukça basit, ama bir o kadar da zevkli, tarihi Lizbon’un modernlikle harmanlandığı özel bir kent burası. Sıcacık atmosferi, kendine özgü karakteri ve tarihine sahip çıkışıyla ziyaret etmek için yeterince neden veriyor insana. Jose Saramago’nun Lizbon için söylediği o meşhur “mırıldanan büyük bir sessizlik sadece…” sözünü, bu şehrin sokaklarında gezerken iliklerime kadar anladım.

Vasco da Gama ve Magellan ile tarihin seyrini değiştiren bu güzel ülkenin güzel şehri Lizbon, maalesef bağımlılık yapan şehirlerden bir tanesi. Pascal Mercier’nin o muhteşem sözleriyle veda ediyorum size: “bir yerden ayrıldığımızda orada bizden bir şeyler kalır. Dönmüş olsak da orada kalırız. Ve içimizde bazı şeyler vardır ki sadece oraya dönerek bulabiliriz.”

Peki, siz Lizbon gezisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ya da bu özel şehirde sizin kalbinizde iz bırakan bir yer var mıydı? Yorumlarınızı ve deneyimlerinizi merakla bekliyorum! Belki de bir sonraki Lizbon gezi rehberi rotamız, sizin önerilerinizle şekillenir!

Merhaba! Ben Ceren Gezgin, dünyayı gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seven biriyim.Soy adım gibi gerçekten gezginim. Çocukluğumdan beri gezmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. İlk kez 18 yaşında yurt dışına çıktım ve o günden beri farklı ülkeleri gezmeye devam ediyorum.Gezdiğim yerler arasında Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'dan ülkeler var. Gezdiğim yerleri ziyaret ederken sadece turistik yerleri değil, yerel hayatı da deneyimlemeye çalışıyorum. Yerel halkla tanışıyor, onların kültürlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyorum.Gezilerimi ve deneyimlerimi fiyatinedir.net sitesinde paylaşıyorum. Sitede ülke rehberi, şehir rehberi, gezilecek yerler, konaklama, ulaşım ve yeme-içme gibi konularda bilgiler bulabilirsiniz.Dünyayı benimle tanımanızı çok isterim. Farklı kültürleri, farklı yaşam tarzlarını ve farklı güzellikleri keşfetmenize yardımcı olmak istiyorum.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir