Merhaba sevgili gezgin dostlarım! Ben Ceren Gezgin ve bugün sizi, Avrupa’nın kalbinde, adeta bir masal diyarından fırlamış gibi duran, küçücük ama kocaman bir ruha sahip Slovenya’nın inci başkenti Lubliyana’ya ışınlayacağım. İnanın bana, bu şehir beklentilerinizin ötesinde bir keşif vadediyor!
Lubliyana, 300.000 kişilik nüfusuyla aslında orta büyüklükte bir Avrupa şehri olsa da, benim için her zaman sıcak ve samimi bir kasaba hissi uyandırıyor. Gezilecek yerlerin merkezde toplanmış olması, her köşede bir sürprizle karşılaşma olasılığı ve büyük başkentlerin tüm imkanlarını sunması, burayı tam bir gezgin dostu yapıyor.
Kışın buz gibi ama bir o kadar da büyülü atmosferiyle Avrupalı karakterini sergilerken, yaz aylarında Akdeniz esintileriyle gevşemiş, neşeli bir ruha bürünüyor. Hangi mevsimde giderseniz gidin, Lubliyana size kollarını açmış bekliyor!
Neden Lubliyana’yı Keşfetmelisiniz?

Gelin şimdi, Slovenya’nın başkenti Lubliyana‘nın neden bu kadar özel olduğunu birlikte inceleyelim. Benim için burası, her adımda yeni bir hikaye fısıldayan bir şehir.
Avrupa’nın Saklı Hazinesi: Mimari ve Tarih
Pek çok gezginin “Avrupa’nın gizli hazinesi” olarak tanımladığı Lubliyana, farklı tarihi dönemlerden gelen, özellikle de dünyaca ünlü mimar Jože Plečnik’in imzasıyla bezeli eserleriyle muhteşem bir manzara sunuyor. Her bina, her köşe, yılın her zamanı fotoğraf çekme isteği uyandıran cinsten bir estetiğe sahip. Adeta açık hava müzesinde yürür gibi hissediyorsunuz.
Yeşil Başkent Olmanın Keyfi: Doğayla İç İçe Bir Şehir
Lubliyana, 2016 yılında Avrupa’nın yeşil başkenti seçilmiş olmasıyla gurur duyuyor ve bu unvanı sonuna kadar hak ediyor. Şehir merkezinde bile korunan yeşil alanlar ve doğa harikalarıyla dolu parkları, insanı hemen ferahlatıyor. Araç trafiğine kapalı sokaklarda yürüyerek veya bisikletle Lubliyana‘yı keşfetmek, paha biçilemez bir deneyim.
Festivaller Şehri Lubliyana: Her Zaman Canlı Bir Atmosfer
Yıl boyunca her yaştan insana hitap eden sayısız festivaliyle Lubliyana, gerçek bir kültür merkezi! Avrupa’nın en eski yaz festivalinin yanı sıra, caz, dünya müziği ve sokak tiyatrosu festivalleriyle adını duyurmuş. Benim ziyaretimde bile şehrin her köşesi bir kutlama havasındaydı.
Lubliyana’ya Nasıl Ulaşılırım?
Ben Lubliyana’ya Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’den karayoluyla geçtim. Bir haftalık Balkan gezimin son durağıydı ve Zagreb gidiş, Lubliyana dönüş bileti almıştım, ki bu oldukça pratik oldu.
Türkiye’den gelecekler için THY’nin Slovenya’ya düzenli seferleri bulunuyor. Havaalanından şehre ulaşım için birkaç seçeneğiniz var:
- Taksi: En hızlı ama en pahalı seçenek.
- Otobüs: 28 numaralı otobüsler en ekonomik ve pratik çözüm.
- Hafta içi: İlk sefer 05:20, son sefer 20:10 (yarım saatte bir).
- Hafta sonu/Tatiller: İlk sefer 06:10, son sefer 19:10.
- Bilet ücreti: Tek yön 4.10 Euro.
- Yolculuk süresi: Yaklaşık bir saat.
Lubliyana’da Gezilecek Yerler: Adım Adım Keşif Rotam
Gelin şimdi, Lubliyana gezilecek yerler listesini benimle birlikte keşfedin. Her bir adımda, bu şehrin büyüsüne nasıl kapıldığımı hissedeceksiniz.
Efsanelerin Peşinde: Ejderha ve Kasap Köprüleri
Lubliyana gezime, hostelime de çok yakın olan şehrin meşhur köprülerinden başlamak istedim.
- Ejderha Köprüsü (Dragon Bridge): 1901’de açılmış bu Art Nouveau harikası köprü, 1895 depreminde yıkılan eski ahşap köprünün yerine, dönemin en son teknolojisiyle inşa edilmiş. Betonarme yapısıyla bir teknik anıt kabul edilen köprü, Slovenya’daki ilk asfalt döşenmiş köprü ve Lubliyana’daki ilk betonarme köprü olma özelliğini taşıyor.
- Ejderha Efsanesi: Köprünün iki yanındaki dört devasa ejderha heykeli, şehrin ve Slovenya bayrağının sembolü. Efsaneye göre Jason, bölgede dehşet saçan ejderhayı öldürerek Lubliyana şehrinin kurulmasını sağlamış. Başka bir yerel anlatıya göre ise, bakire kızlar köprüden geçerken ejderhalar kuyruklarını kızgınca sallarmış, bu yüzden Slovenyalılar ona “kaynana” adını takmış! Ben geçerken kuyruklar gayet sakindi, demek ki bekaret kontrolünden geçtim!
Ejderha Köprüsü’nü geçince hemen karşımda Lubliyana Şehir Pazarı beliriyor. Vodnikov Meydanı’ndaki açık hava pazarı ve nehir boyunca uzanan kapalı pazar yeri, bölgeye inanılmaz bir canlılık katıyor.
- Açık Hava Pazarı: Slovenyalı çiftçilerin taze sebze ve meyvelerini, kurutulmuş et ürünlerini ve hatta kıyafetleri bulabileceğiniz cıvıl cıvıl bir yer. Özellikle Noel zamanı çiçek satıcıları adeta bir çiçek bahçesi yaratmıştı, gözlerim bayram etti!
- Plečnik Kapalı Pazarı: Mimar Jože Plečnik tarafından 1940-1944 yıllarında tasarlanan bu iki katlı yapı, sütunları ve kemerleriyle Rönesans etkisi taşıyor. Alt katta küçük dükkanlar ve kafeler sıralanmış; burada ev yapımı peynirler, odun ateşinde ekmekler ve geleneksel potica kekini deneyebilirsiniz. Üst katta restoranlar, alt katta ise çeşit çeşit taze deniz ürünleri bulabileceğiniz bir balık pazarı var.
- Antika ve Bit Pazarı: Pazar günleri ise bölge, antika ve bit pazarına ev sahipliği yapıyor. Yugoslavya döneminden kalma paralar, madalyonlar, üniformalar… Ne ararsanız varmış. Ben cumartesi döndüğüm için kaçırdım, ama gideceklere mutlaka uğramalarını tavsiye ederim (08:00-14:00 arası açık).
Pazar yerinden ilerlerken, Slovenya’nın bir diğer tarihi köprüsüyle, Kasap Köprüsü (The Butchers’ Bridge) ile karşılaştım. Burası Lubliyana’nın “aşk köprüsü” olarak da biliniyor. Aşıklar, aşklarını sembolik olarak kilitleyip anahtarını nehre atıyorlar. Yüzlerce kilit vardı ve hatta emzik şeklinde kilitler bile gördüm, sanırım dilek tutanlar da burayı keşfetmiş!
2010’da açılan bu modern köprü, heykeltıraş Jakov Brdar’ın ilginç ve ürkütücü heykelleriyle sanat galerisine dönüşmüş. Köprüdeki Prometeus heykeli ve eski kasap geçmişine gönderme yapan yaratık figürleri, gerçekten görülmeye değer.
Lubliyana’nın Kalbi: Preseren Meydanı ve Çevresi
Kasap Köprüsü’nden geçip nehrin diğer yakasına yürüdüğümde kendimi Lubliyana’nın en önemli ve canlı noktası olan Preseren Meydanı’nda buldum. Burası, Slovenya milletinin ruhani merkezi olarak kabul ediliyor ve araç trafiğine kapalı bir yaya bölgesi.
- France Prešeren Anıtı: Meydan adını, Slovenya’nın ulusal şairi France Prešeren’den (1800-1849) alıyor. Başının üstünde ilham perisiyle tasarlanmış heykeli 1905’te tamamlanmış. Şairin yüzü, meydanın karşısındaki Wolfova Sokağı’nda bulunan büyük aşkı Julija Primic’in heykeline bakacak şekilde yerleştirilmiş. Ne büyük bir aşk hikayesi!
- Fransisken Kilisesi (The Franciscan Church of the Annunciation): Meydanın kenarında, 17. yüzyılda inşa edilmiş, kırmızı rengiyle dikkat çeken bu kilise, 2008’den beri kültürel anıt olarak korunuyor. Ön yüzündeki bakır St. Mary heykeli, Lubliyana’daki en büyük Madonna heykeliymiş.
- Üçlü Köprü (Triple Bridge): Preseren Meydanı’ndan Lubliyana’nın bir diğer ikonik yapısı olan Üçlü Köprü’ye geçiliyor. 1842’de inşa edilen taş köprüye, 1929-1932 yılları arasında Jože Plečnik tarafından yayalar için iki köprü daha eklenmiş. Taş parmaklıklar ve lambalarla süslü bu üç köprü, mimarın dehasını gözler önüne seriyor. Nehrin kenarına inen merdivenler ve kavak ağaçları, köprünün görsel zenginliğini artırmış. Akşam ışıklandırmasında ise bambaşka bir güzelliğe bürünüyor.
İlk günümün sonunda hava kararmış, ışıklar yanmaya başlamıştı. Şehrin bu halini de görmek harikaydı. Hostelime dönüp sıcak bir şeyler içtikten sonra akşam yemeği için tekrar merkeze gelmeyi planlarken, odamda beni harika bir sürpriz bekliyordu: Şeyma! Zagreb’de Erasmus öğrencisi olan Şeyma, benim gibi bir Türk’le aynı odada kalmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Birlikte şehri keşfe çıktık, ışıl ışıl Preseren Meydanı’nı defalarca turladık. Kaderin güzelliği!
Tarihin İzinde: Kaleler, Meydanlar ve Gizli Sokaklar
İkinci gün, sabah kahvaltısı sonrası tekrar merkeze yöneldim. Bu sefer amacım, ara sokaklarda kaybolmak ve Lubliyana‘nın daha gizli kalmış güzelliklerini keşfetmekti. Nehir boyunca sıralanan kafeler ve restoranlar, yaz aylarında buranın ne kadar keyifli olduğunu düşündürdü bana.
- Mestni Meydanı ve Robba Çeşmesi: Amaçsızca yürürken kendimi Belediye Binası’nın bulunduğu Mestni Meydanı’nda buldum. Orta Çağ Lubliyana’sının önemli merkezlerinden biriymiş burası. 1511 depreminde yıkılan binaların yerine Rönesans ve Barok stilinde yeni yapılar inşa edilmiş. Meydanın en önemli yapısı, önünde meşhur Robba Çeşmesi bulunan Belediye Binası. İçindeki avlu ve süslenmiş ağaç, bana huzurlu bir hava verdi.
- Sokak Müzikleri: Meydandan sağa dönüp sokakta yürürken kulağıma sürekli klasik müzik sesleri geliyordu. Başta enstrüman çalınan bir bina sandım, meğer sokağa yerleştirilen hoparlörlerdenmiş! Akşam ışıklandırıldığında harika görünen müzik notalı sokak, bu detaylarla tam bir masal diyarı gibiydi.
- Lubliyana Kalesi: Yeni hedefim, şehre hakim Lubliyana Kalesi’ne tırmanmaktı. Fünikülerle de çıkılabiliyor ama ben yürüyüşü tercih ettim. Tırmandıkça karşıma çıkan panoramik şehir manzaraları, tüm yorgunluğumu aldı. 11. yüzyılda savunma amaçlı yapılan kalede, muhteşem bir şehir manzarası sunan Manzara Kulesi, Slovenya tarih müzesi, kukla müzesi ve tarihi odalar bulunuyor. Eski hapishane bölümü ise oldukça ürkütücüydü. Yaz aylarında konserlere, dans gösterilerine ve açık hava film gösterimlerine ev sahipliği yapan kalenin kafesi ve restoranları da keyifli zaman geçirmek için ideal.
- St. Joseph Kilisesi ve St. Nicholas Katedrali: Kaleden inerken karşılaştığım tarihi St. Joseph Kilisesi ve Manastırı ile pazarın arka tarafında yer alan St. Nicholas Katedrali de mimarisiyle göz dolduruyor. Özellikle Katedralin bronz kapıları, üzerlerindeki heykeller ve Papa II. John Paul’ün ziyareti anısına yapılan ana kapı, gerçekten görülmeye değer bir sanat eseri.
- Ayakkabıcılar Köprüsü (Shoemaker’s Bridge) ve Asılı Ayakkabılar: Nehir kenarından yürürken, kablolara asılı yüzlerce ayakkabı gördüm! Meğer burası Ayakkabıcılar Köprüsü olarak bilinen bölgeymiş ve bu gelenek, bölgenin geçmişteki ayakkabıcılık zanaatına bir göndermeymiş. Oldukça eğlenceli ve farklı bir detay! Köprünün kendisi de 13. yüzyıla dayanan tarihiyle Lubliyana’nın en eskilerinden.
- Kongresni Meydanı: Preseren Meydanı’ndan ilerlediğimde Lubliyana’nın en büyük meydanlarından Kongresni Meydanı’na ulaştım. Güzel ve bakımlı binalarla çevrili meydanın ortasında kışın buz pateni sahası bulunuyordu. 1821’deki Kutsal Birlik Kongresi için yapılan bu meydan, Lubliyana Üniversitesi Rektörlük binası (eski Vali Konağı) ve Slovenya Filarmoni Orkestrası gibi önemli yapılara ev sahipliği yapıyor. Meydandaki Evropa heykeli ve Ursuline Kilisesi de görmeye değer.
- Metelkova Özerk Bölgesi: Benim için Lubliyana’daki en sıradışı ve ilginç yerlerden biri Metelkova oldu. Adeta bir masal diyarından, ama biraz da ürkütücü bir diyardan fırlamış gibiydi! Yugoslavya ordusunun kışlası olarak kullanılan bu bölge, 1993’te sanatçılar ve entelektüeller tarafından işgal edilerek özgür bir yaşam ve sanat alanına dönüştürülmüş. Duvarları harika grafitilerle dolu binalar, sanat galerileri, stüdyolar, gece kulüpleri ve barlar… Burası, ziyaretçilerine tamamen farklı bir Lubliyana deneyimi sunuyor. Özellikle geceleri canlanan Metelkova’da konserler, DJ etkinlikleri ve sergiler eksik olmuyor. Burayı mutlaka gündüz ve mümkünse akşamüstü, havanın kararmaya başladığı saatlerde ziyaret edin.
Kültür ve Bilim Yolculuğu: Lubliyana Müzeleri
Lubliyana’daki son günümde kendime kültürel bir rota çizdim. Şehirde birkaç müze gezmek, benim için o yerin ruhunu daha iyi anlamanın en güzel yollarından biri. Kaleyi gezdiğim için bu sefer rotamı Ulusal Müze’ye çevirdim.
- Slovenya Ulusal Müzesi ve Doğal Tarih Müzesi: Kongresni Meydanı yakınlarındaki 1883-1885 Neo-Rönesans tarzı Rudolfinum binasında yer alan bu müzeler, dünya kültür mirasının önemli hazinelerine ev sahipliği yapıyor.
- Doğal Tarih Müzesi: Kombine biletle gezdiğim bu müze, ülkenin en eski kültürel ve bilimsel enstitüsü. Devasa mamut iskeleti, 210 milyon yıllık balık iskeleti, Baron Sigmund Zois’nin mineral koleksiyonu ve Ferdinand J. Schmid’in böcek koleksiyonu gibi zengin sergileriyle beni büyüledi.
- Ulusal Müze: Tarih Öncesi ve Roma Dönemi kalıntılarıyla dolu bu bölüm, gerçekten etkileyiciydi.
- Neandertal Flüt: Divje Babe mağarasından çıkarılan, 60.000 yıllık Neandertal dönemine ait flüt, dünyanın en eski müzik aleti olarak beni en çok etkileyen eserdi. Mağara ayısının uyluk kemiğinden yapılmış bu flüt, Neandertallerin sanatsal yönlerini de gösteriyor. Bir kopyasından çıkan sesleri videodan dinlemek, tüylerimi diken diken etti.
- Vače Vazosu: Üzerinde işlemeli elbise giyen insan figürü bulunan bu pişmiş kil vazo, erken Demir Dönemi’ne ait. Üzerindeki 14 çapraz işaret, ışık, güneş ve hayatı sembolize ediyor.
- Bled Gölü Tacı: Bled Gölü kıyısında bulunan, tanrılara adanmış Bronz Dönemi’nden kalma, altından yapılmış bu muhteşem süslü taç da müzenin önemli eserlerinden.
- Emona Dönemi Eserleri: Roma İmparatorluğu döneminde Emona adını taşıyan bu topraklardan kalma 1000’den fazla obje, özellikle altın yaldızlı bronz bir Emona vatandaşı heykeli ve Latince yazıtlı taş anıtlar da mutlaka görülmeli.
- Mısır Mumyası: Küçük bir Avrupa şehrindeki müzede bir Mısır mumyası görmek beni şaşırttı! 1846’da Mısır konsolosu Anton Lavrin tarafından bağışlanmış, ahşabı boyalı bu mumya, müzenin ilginç detaylarından biriydi.
Müzeden çıkınca, hemen karşısında yer alan ve kapısı tam bir sanat harikası olan Parlamento Binası’nı da fotoğrafladım. Meydanın ortasındaki anıt da dikkat çekiciydi.
Ceren’den Lubliyana Gezi İpuçları
Lubliyana deneyiminizi daha keyifli hale getirecek birkaç kişisel tavsiyem var:
- Yürüyüş ve Bisiklet Dostu Şehir: Lubliyana şehir merkezi araç trafiğine kapalı olduğu için, rahat ayakkabılarla yürüyerek veya kiralık bisikletlerle gezmek en iyi seçenek. Bütün ana gezilecek yerler yürüme mesafesinde!
- Fünikülerle Kaleye Çıkın (Yaz Aylarında): Benim kış ziyaretimde çalışmıyor olabilir ama yazın Lubliyana Kalesi‘ne fünikülerle çıkmak hem zaman kazandırır hem de farklı bir deneyim sunar. Manzarayı tepeden izlemek paha biçilmez.
- Yerel Lezzetleri Deneyin ve Kahve Molası Verin: Şehirde pek çok şirin kafe ve pastane var. Özellikle Plečnik Kapalı Pazarı‘nda yerel ürünleri tadın, potica kekini deneyin ve nehir kenarındaki Lolita veya Cacao gibi popüler mekanlarda enfes tatlılar eşliğinde kahve keyfi yapın.
Lubliyana’da Ne Yenir, Ne İçilir? Benim Favorilerim
Lubliyana, küçük bir şehir olmasına rağmen damak zevkinize hitap edecek pek çok seçenek sunuyor. Benim keşfettiklerimden bazıları:
- İstanbul Döner: Terminalin karşısında bulunan bu dönerci, ani gelen Türk yemekleri kriziniz için birebir! Sarımsaklı yoğurtlu döneri benim favorim olmasa da, geleneksel dönerleri ve ikram ayranları ile can kurtarıcı olabilir.
- Mediterraneo Restoranı: Kalabalık ve popüler olmasıyla dikkatimi çeken bu restoran, genel olarak Akdeniz mutfağı sevenler için iyi bir seçenek.
- Lolita: Nehir kenarındaki bu şık pastane, hem yerellerin hem de turistlerin favorisi. İç dekorasyonu ve sunumları harika. Ben pastaneye özgü bir pastayı denedim ve bayıldım! Biraz pahalı olsa da kesinlikle gidilmeye değer.
- Cacao: Bir diğer enfes pastane olan Cacao’da frambuazlı cheesecake denedim ve lezzetine doyamadım. Fiyatları Lolita’ya göre daha uygun ve her lokması ayrı bir keyifti.
“Lubliyana Gezi Rehberi: Slovenya’nın Kalbindeki Saklı Cenneti Keşfet!” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimize göz atabilirsiniz.
Diğer Gezilecek Yerler: Lubliyana Çevresindeki Cennetler
Lubliyana merkezinde gezilecek yerleri tamamladığınızda, eğer zamanınız varsa çevresindeki harika lokasyonlara da mutlaka uğrayın!
- Slovenya Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu: Şehir merkezinde yer alan bu tarihi bina, mimarisiyle dikkat çekiyor.
- Bled Gölü: Lubliyana’dan yaklaşık 70 km uzaklıktaki bu cennet gibi dağ gölü, Slovenya’nın en bilinen doğal güzelliklerinden. Adasındaki kilise ve çevresindeki efsanelerle, huzur dolu bir kaçış noktası. Gidemediğime en çok üzüldüğüm yer burası oldu.
- Postojna Mağarası: Lubliyana’dan 50 km mesafedeki, Avrupa’nın en uzun karst mağarası olan 27 km’lik Postojna Mağarası, yeraltı nehrinin oluşturduğu büyüleyici oluşumlarıyla bambaşka bir dünya sunuyor.
- Predjama Şatosu: Postojna’ya yakın olan bu şato, 123 metrelik bir kayalığın ve bir mağaranın üstüne inşa edilmiş. Gizli geçitleri ve zorlu konumuyla Orta Çağ yaşamına dair eşsiz bir deneyim sunuyor. Slovenya’nın Robin Hood’u Erazem Lueger’in de burada yaşadığı rivayet ediliyor.
Lubliyana, benim için küçük ama kalbi kocaman, sıcacık ve unutulmaz anılarla dolu bir şehir oldu. Şehir merkezi iki, bilemediniz maksimum üç günde rahatlıkla gezilebilir. Ancak civardaki harikaları da keşfetmek isterseniz, 4-5 günlük bir program, Slovenya maceranızı taçlandıracaktır. Bol bol fotoğraf çekmeyi, nehir kenarındaki şirin mekanlarda keyif yapmayı ve bu doyumsuz manzaranın tadını çıkarmayı unutmayın!
Siz de Lubliyana’yı ziyaret ettiniz mi? En çok neyini sevdiniz? Ya da gitmeyi düşünüyor musunuz? Yorumlarınızı ve sorularınızı aşağıya bırakmayı unutmayın, yeni maceralarda görüşmek üzere!
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
Glasgow’un Gizemli ve Sanat Dolu Ruhunu Keşfet: Bir Gezginin Gözünden İskoçya’nın Kalbi
İskoçya’nın Vahşi Kalbine Yolculuk: Highlands’in Gizemli Çağrısı ve Efsanevi Loch Ness!
Zagreb Gezi Rehberi: Hırvatistan’ın Gizemli Başkentiyle Unutulmaz Bir Noel Macerası!
