Şiraz Gezi Rehberi: İran’ın Şairler Şehri – Büyülü Bir Kültür Yolculuğu!
Merhaba sevgili gezgin dostlarım! Bu sefer rotamızı, binlerce yıllık tarihi, enfes bahçeleri ve ruhu saran şiirleriyle bilinen, İran’ın inci şehri Şiraz’a çeviriyoruz. Benim için her köşesi ayrı bir hikaye fısıldayan, adeta zaman tünelinde yolculuk yaptığım bu şehir, “İran’ın Kültür Başkenti” ve “Şairler Şehri” gibi unvanları fazlasıyla hak ediyor. Eğer siz de tarihin, sanatın ve aşkın izlerini sürmeye hazırsanız, bu **Şiraz gezi rehberi** sizi bekliyor!
Şiraz’a adım attığım an, bozulmamış tarihi dokusu ve insanlarının sıcaklığıyla büyülendim. Etrafındaki bereketli vadide kurulu **Şiraz bahçeleri**, şehrin neden “Güller Şehri” olarak anıldığını kanıtlıyor. Yaklaşık iki milyon nüfusuyla İran’ın altıncı büyük kenti olsa da, burada her şey sanki daha sakin, daha şiirsel…
Şiraz Tarihi: Kadim Bir Mirasın Ayak İzleri
**Şiraz tarihi**, Ahameniklerden Sasanilere, İslam fetihlerinden Zend Hanedanlığı’na uzanan köklü bir geçmişe sahip. Şehrin en dikkat çekici özelliği, Moğol ve Timur istilalarından zarar görmeden kültürel yaşamını sürdürebilmiş olması. Bu durum, özellikle edebiyat ve mimaride büyük bir sıçramayı beraberinde getirmiş. Şeyh Sadi Şirazi ve Hafız gibi dev şairlerin bu dönemde yetişmesi tesadüf değil!
18. yüzyılda Zend Hanedanlığı’nın başkenti olan **İran Şiraz**, Kerim Han’ın hükümdarlığı döneminde altın çağını yaşamış. Kerim Han, şehre Arg-e Kerim Han (Kerim Han Kalesi), Vekil Camii ve Vekil Pazarı gibi muhteşem eserler kazandırmış. Bu eserler, Şiraz’ın sanat ve estetik anlayışının birer nişanesi adeta. Ne yazık ki Kaçar Hanedanlığı döneminde başkentin Tahran’a taşınmasıyla Şiraz eski önemini kaybetse de, bugüne kadar taşıdığı kültürel miras paha biçilmez.
Bir zamanlar uçsuz bucaksız üzüm bağlarına ev sahipliği yapan bu şehir, dünyaca ünlü Şiraz şaraplarına adını vermiş. Hatta Şah döneminde Avrupa’dan şarap turları düzenlenirmiş! İslam Devrimi sonrası bu gelenek son bulsa da, **Şiraz kültürü** içinde derin izler bırakmış bir dönem bu.
Şiraz’da İlk Adımlar: Şaşırtıcı Bir Modernlik!
Şiraz’a ilk geldiğimizde beni karşılayan Kuran Kapısı (Dervaz-e Kuran) bile başlı başına bir hikaye fısıldıyordu. Ancak asıl şoku otelimize yerleşip çevreyi keşfetmek için ana caddede yürüdüğümüzde yaşadım. Beklentilerimin çok ötesinde, lüks araçlar, son moda giyimli gençler, dünyaca ünlü markaların mağazaları… Burası, İran’a dair kalıplaşmış yargılarımı alt üst eden, modern ve canlı bir şehirdi. Ertesi gün gördüğüm devasa villalar, şehrin zenginliğini ve farklı yüzünü gözler önüne serdi. **İran gezi**m sırasında gördüğüm en ilginç manzaralardan biriydi bu kesinlikle!
İran Şiraz Gezilecek Yerler: Her Köşede Bir Büyü
Şiraz’daki keşif dolu günlerime Kerim Han Kalesi ile başladım. 1766’da Zend hükümdarı Kerim Han tarafından yaptırılan bu kale, adeta bir zaman kapsülü gibi. Oldukça iyi korunmuş olan bu yapı, 12 metrelik tuğla surları ve 14 metrelik dört burcuyla göz kamaştırıyor. Burçlardan birinin Pisa Kulesi gibi eğik durması ise küçük bir detay ama gülümseten bir güzellik.
Kalenin iç avlusu, yemyeşil bir bahçe ve etkileyici mimari detaylarla dolu. Ahşap işlemeleri, vitrayları ve duvarlardaki minyatürler beni uzun süre oyaladı. Duvarlarda asılı siyah beyaz fotoğraflar, şehrin geçmişine dair ipuçları sunuyordu. Ayrıca kalenin içindeki el sanatları bölümünde kakma sanatının inceliklerini izlemek de harika bir deneyimdi. Gerçekten çok güzel ve zarif eşyalar vardı, ama fiyatları el yakıyordu!
Kaleden kısa bir yürüyüşle ulaştığım **Vekil Camii**, Kerim Han’ın 1773’te yaptırdığı bir başka şaheserdi. Geleneksel dört eyvan yerine iki avlusuyla farklılaşan cami, harika çini süslemeleriyle adeta bir tablo gibiydi. Özellikle çiçek desenli çinileri ve tek parça blok mermerden yapılmış 14 basamaklı mimberi beni büyüledi. İki büyük depreme rağmen ayakta kalması, mimarisinin sağlamlığının kanıtıydı. Caminin sadece Cuma günleri ibadete açık olması, ziyaret saatlerimi planlarken dikkat etmem gereken bir detay oldu.
Pazarın içinde yer alan Müşir Sarayı (Sarey-e Moshir) ise Kerim Han’ın özel hamamından dönüştürülmüş geleneksel bir çay evi ve restoran. Zamanım olsaydı tavan ve kubbe işlemelerini inceleyerek canlı İran müziği eşliğinde bir akşam yemeği yemeyi çok isterdim.
**Vekil Pazarı** (Cuma günü kapalı olduğu için dışarıdan sadece bir bakış atabildim), Şiraz’ın ticaret merkezi olma hedefinin bir yansıması. Labirent gibi sokaklarında geleneksel el sanatları ürünleri, meşhur Şiraz halıları ve rengarenk kumaşlar bulunuyor. İran’a özgü kavun suyu deneme fırsatım oldu ve tadı gerçekten muhteşemdi. Neden ülkemizde bu kadar yaygın değil, hala merak ederim!
Ceren’den Gezi İpuçları:
- **Nasır el-Mülk Camii’ni günün erken saatlerinde ziyaret edin!** Gün ışığının açıyla girmesiyle oluşan renk şölenini en iyi deneyimlemek için sabah 08:00-10:00 arası ideal.
- **Şah-e Çerağ Türbesi için uygun kıyafet hazırlığı yapın:** Kadınlar için çarşaf (çadoor) girişte ücretsiz olarak veriliyor, ancak kişisel rahatınız için yanınızda kendi büyük bir şalınızı veya pardösünüzü bulundurmak isteyebilirsiniz.
- **Vekil Pazarı’nı hafta içi ziyaret edin:** Cuma günleri kapalı olabiliyor, bu yüzden gerçek yerel pazar deneyimini yaşamak için programınızı buna göre ayarlayın.
Daha sonra sıradaki durağımız, kelimelerle anlatılamaz bir güzelliğe sahip olan **Nasır el-Mülk Camii** idi. Hani bazı yerler vardır, “yaşanır” dersiniz, işte burası tam da öyleydi. Cami pencerelerindeki renkli camlardan süzülen güneş ışınları, iç mekanı adeta bir renk cümbüşüne dönüştürüyor. Pembe rengin yoğunluğundan dolayı “Pembe Cami” olarak da anılan bu yapı, her anı bir sanat eseriydi benim için. İçeride oturup o huzuru ve dinginliği hissetmek, İran **Şiraz seyahat**imin en özel anlarındandı. Burada sohbet eden, kuruyemiş yiyen yerel kadınlarla kısa da olsa etkileşim kurmak da harikaydı, bana ikramda bulunmaları çok hoşuma gitti.
Ardından, hayatımda gördüğüm en ihtişamlı türbelerden birine doğru yola çıktık: **Şah-e Çerağ Türbesi**. Burası Şiilerin en önemli ziyaret yerlerinden biri ve adeta bir sarayı andırıyor. İç duvarlar milyonlarca küçük ayna ile mozaik şeklinde işlenmiş, dev avizelerden yansıyan ışıklarla içerisi kelimenin tam anlamıyla bir ışık sağanağına dönüşüyor. Buraya girişte kadınların çadoor giymesi zorunlu, bize de turistler için ayrılan farklı renkte çadoorlardan verdiler. İçerideki kalabalık, ibadet edenler, Kuran okuyanlar, dua edenler… Mistik ve hüzünlü bir atmosfer içimi sardı. O an, dinin insan hayatındaki yerini ve bu tür mekanların manevi gücünü derinden hissettim.
**İrem Bağları (Bağ-ı İrem)**, İranlıların doğa sevgisine tanık olduğum bir başka duraktı. Kaçarlar döneminde inşa edilen bu devasa bahçe, 700’den fazla bitki ve ağaç türüne ev sahipliği yapıyor. Özellikle sadece Şiraz’da yetişen “Sarv-e Naaz” adında 300 yıllık servilerle dolu olması çok etkileyiciydi. Lavanta çiçekleriyle donatılmış kameriyeleri, zarif havuzları ve fıskiyeleriyle burası, insanın ruhuna iyi gelen bir cennet köşesi. Şiraz Üniversitesi tarafından bakılan bu bahçede yürüyüş yapmak, bana adeta ömür kattı. Burada tanıştığım Azeri bir aile, beni evlerinde ağırlamak istedi. Bu sıcak ve misafirperverlik, İran insanının ne kadar özel olduğunu bir kez daha gösterdi.
Şiirin Ev Sahipleri: Sadi ve Hafız’ın Huzurunda
**Sadi Türbesi** ziyaretim, İranlıların şairlerine verdiği değeri bir kez daha gözler önüne serdi. Onlarca insanın kuyruk oluşturduğu bu türbe, beyaz mermer sütunlar üzerinde yükselen çini işlemeli kubbesiyle huzur vadediyor. 1203-1291 yılları arasında yaşamış olan Sadi, Bağdat’ta eğitim görmüş, 30 yıl Ortadoğu, Hindistan ve Kuzey Afrika’yı gezmiş, hatta savaşlara katılıp esir düşmüş. Böylesine çalkantılı bir hayatın ardından yazdığı “Bostan” ve “Gülistan” gibi eserler, İslam felsefesi ve insan karakteri üzerine derin izler taşıyor. Türbesinde yazan o anlamlı beyit: “Şiraz’lı Sa’dinin Türbesi aşkın kokusunu saçacak, hatta, onun ölümünden binlerce yıl sonra bile,” ruhuma dokundu.
Sadi Türbesi’nden sonra, ilk geçtiğimiz yer olan **Kur’an Kapısı**’na geri döndük. Bin yıl önce inşa edilen bu kapı, Şiraz’a girişin sembolüymüş. Zend hükümdarı Kerim Han’ın kutsal kitaptan bölümleri üst kata koymasından sonra bu ismi almış. İranlılar arasında seyahate çıkan birinin bu kapının altından geçerse Şiraz’a sağ salim döneceğine dair yaygın bir inanış var. Gece aydınlatmasıyla kapı daha da büyüleyici görünüyordu ve etraftaki piknik yapan aileler, bizim otoyol kenarlarında gördüğümüz manzaraları anımsattı.
Ve geldik **Hafız Türbesi Şiraz**’a, İran gezimin son durağına… Asıl adı Şemsettin bin Kemalettin olan Hafız, 14. yüzyılın en büyük Fars şairlerinden biri. Şiirlerinde gerçeküstü öğeler kullanan, fikirlerindeki güçle doğunun en lirik şairi kabul edilen Hafız, kısa bir süre dışında tüm hayatını Şiraz’da geçirmiş. Bu yüzden türbesi, şehirle bütünleşmiş, “Hafıziye” adıyla anılıyor.
Hafız Türbesi, geniş ve huzurlu bir bahçenin ortasında, sekiz sütun üzerine çini işlemeli bir kubbeyle yükseliyor. Sadi Türbesi gibi burası da ziyaretçilerle dolup taşıyor. Hafız’ın mezar taşına işlenmiş o anlamlı şiir beyti: “Feryadı boşuna değildir Hafız’ın, Şaşılacak şey çok, dili altında anın (onun),” onun dehasını özetliyor. Kuran-ı Kerim’i tersten dahi ezbere okuyabilen Hafız’ın eserleri, öyle ustalıklı bir dille yazılmış ki, başka bir dile çevrilmesi neredeyse imkansız. Türbede Kuran okuyanlar, şiir kitaplarıyla ağlayanlar, piknik yapanlar… Herkesin bu kutsal mekanı kendi usulünce sahiplendiğini gördüm.
Hafız’ın meşhur “Fal-e Hafız” kitabı geleneği de çok ilginç. İranlılar buraya gelip rastgele bir sayfa açarak geleceklerine dair işaretler arıyorlar. Hatta Yahya Kemal Bayatlı ve Alman şair Goethe gibi dünya edebiyatının dev isimlerinin de Hafız’dan etkilendiğini görmek, onun evrensel bir şair olduğunu kanıtlıyor. Goethe’nin Batı-Doğu Divanı’nı Hafız’dan esinlenerek kaleme alması ne kadar etkileyici, değil mi?
Hafız’dan beni en çok etkileyen sözlerden biri:
“Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a;
Üzülme.
Bir gün döner hüzünler kulübesi gül bahçesine;
Üzülme.”
Bu dizeler, umutsuzluğa kapıldığım her an aklıma geliyor ve bana ilham veriyor.
Şiraz’dan Ayrılırken…
Böylece İran gezim sona erdi. Şiraz, kültürüyle, doğasıyla ve insanlarının sıcaklığıyla beni derinden etkiledi. Her ne kadar uzun süre yaşamak isteyeceğim bir yer olmasa da, Arap kültüründen oldukça farklı olan bu Farsi kültürünü tanımak için **İran gezi**si mutlaka yapılmalı. Şiraz, kalbime şiirler fısıldayan, renkli anılar biriktirdiğim eşsiz bir şehir olarak kazındı.
Siz de benim gibi bu büyülü şehri ziyaret ettiniz mi, yoksa gitmeyi mi düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı ve deneyimlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın! Belki bir sonraki rotamızda birlikteyizdir… Hoşça kalın, bol gezili günler dilerim!
