Merhaba sevgili gezgin dostlarım! Bu seferki rotamız, İç Anadolu’nun ortasında, adeta bir inci gibi parlayan, Eskişehir. Bu şehir, benim için sadece bir destinasyon olmanın ötesinde, geçmişle bugünü, gelenekle modernliği harmanlayan eşsiz bir deneyim yaşattı. Eğer siz de benim gibi hem tarihi dokuyu solumayı hem de çağdaş sanat ve bilimin izini sürmeyi seviyorsanız, bavulunuzu hazırlayın, çünkü Eskişehir’e ışınlanıyoruz!
Eskişehir, gerçekten de Anadolu’nun kalbinde atıp, ruhunda bir Avrupa şehrinin çağdaşlığını barındıran nadir yerlerden. Benim için bu durumun mimarı, şehrin vizyoner liderleri ve tabii ki genç, dinamik öğrenci nüfusu. Bilim, sanat ve mimariye verilen önem sayesinde, her köşesinde estetiği ve huzuru hissediyorsunuz.
Şehrin tarihine kısaca değinmek gerekirse, Eskişehir gezisi sırasında karşılaştığınız her taşın altından Friglerden Osmanlı’ya uzanan köklü bir geçmiş fışkırıyor. Friglerin meşhur Dorylaion’u olarak anılan bu topraklar, tarih boyunca stratejik konumu ve kaplıcalarıyla ünlü olmuş. Bugün ise bu zengin mirası, modern dokusuyla harmanlayarak bize sunuyor.
Eskişehir’e Ulaşım ve İlk Adımlarımız

İstanbul ve Ankara’dan Eskişehir’e ulaşım, hızlı tren sayesinde inanılmaz kolay ve keyifli! Biz İzmir’den yola çıktık, yaklaşık 6 saatlik bir araba yolculuğuyla kendimizi bu güzel şehrin kucağına bıraktık. Cumartesi sabahı yola çıkıp, öğle yemeğimizi Eskişehir’de yeme hayaliyle, Dedeman Oteli’ne yerleştik. Şehrin enerjisini hemen hissetmeye başladık bile!
Masalsı Bir Başlangıç: Sazova Bilim, Kültür ve Sanat Parkı
Kütahya yolundan geldiğimiz için ilk durağımız doğal olarak Sazova Parkı oldu. Burası sadece bir park değil, bir harikalar diyarı! Girişi ücretsiz olsa da içindeki bazı alanlar için cüzi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Özellikle çocuklu aileler için tasarlanmış gibi dursa da, içindeki her detay biz büyüklerin de hayal gücünü harekete geçirdi.
Parkın adeta simgesi haline gelmiş Masal Şatosu, gördüğüm en büyüleyici yapılardan biriydi. Sanki bir anda kendimi Orta Çağ masallarının içinde buldum! Yapay göletin üzerindeki Mayflower’dan esinlenilmiş Korsan Gemisi ise hem estetik hem de etkileyici bir detaydı. Bir gezi trenine atlayıp parkın her köşesini 15 dakikalık keyifli bir turla keşfettik. 400.000 metrekarelik bu alan, gerçekten de nefes alabileceğiniz, eğlenebileceğiniz bir cennet.
Sazova Parkı’nda keşfettiğimiz diğer güzellikler:
- Hayvanat Bahçesi ve Akvaryum: Farklı türde binlerce balık ve çeşitli hayvanlar.
- Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi: Kültürel birikimimizi yansıtan etkileyici bir merkez.
- Esminyatürk: Türk dünyasından 32 seçkin yapının minyatür maketleri.
- Bilim Deney Merkezi ve Sabancı Uzay Evi: Bilime meraklıysanız kaçırmayın!
Tarihin Kalbinde Bir Yolculuk: Odunpazarı Evleri ve Müzeleri
Öğleden sonraki rotamız, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bile övgüyle bahsedilen o eşsiz yer: Odunpazarı! Kıvrımlı sokakları, çıkmaz ara yolları ve cumbalı, rengarenk evleriyle burası adeta bir zaman tüneli. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alması hiç de şaşırtıcı değil.
Proje kapsamında restore edilen yaklaşık 300 ev, 3 cami ve diğer tarihi yapılar, çivit mavisi, sarı ve kırmızı tonlarıyla beni büyüledi. Her bir köşesi ayrı bir fotoğraf karesi, her bir kapı farklı bir hikayeye açılıyor gibiydi. Bu sokaklarda yürümek, tarihin derinliklerine doğru bir yolculuk yapmak gibiydi. Pek çok restore edilmiş konak, günümüzde şirin kafelere, restoranlara ve hediyelik eşya dükkanlarına dönüştürülmüş. Biz de kendimizi bu atmosferin kollarına bırakıp, lezzetli yemekler yedik, kahvelerimizi yudumladık ve keyifli alışverişler yaptık.
Odunpazarı gezisi sırasında sadece evlere bakmakla kalmadık, aynı zamanda birçok müzeyi de ziyaret ettik:
- Kurşunlu Külliyesi: 16. yüzyıla ait, Mimar Sinan öncesi mimarbaşı Acem Ali’nin eseri olduğu düşünülen bu külliye, cami, zaviye ve kervansaray gibi birçok yapıyı barındırıyor. Bugün farklı amaçlarla kullanılıyor. Külliye içinde yer alan Dünyanın İlk Lületaşı Müzesi, Ahşap Eserler Müzesi ve Sıcak Cam Üfleme Atölyesi ve Cam Sanatları Merkezi mutlaka görülmeli.
- Köfteci Ahmet: Öğle yemeği için burayı tercih ettik. Balaban köftesi ve kadayıfı gerçekten çok lezzetliydi, fiyatları da makul.
- Şerbet Evi: 180 yıllık bir konakta günde 18 çeşit şerbet yapan bu yer, sıcağa birebir! Benim favorim demirhindi şerbeti oldu.
- Kırım Tatar Kültür Çiğ Börek Evi: Akşam yemeği için buraya uğradık. Çiğ börekleri tam anlamıyla efsane!
Akşam yaklaşırken, şehre panoramik bir bakış atmak istedik ve kendimizi Şelale Park‘ta bulduk. 38.000 metrekarelik bu park, Eskişehir’in en büyük şelalesine ev sahipliği yapıyor. Yemyeşil doğası, çocuk oyun alanları, spor alanları ve kafeteryasıyla tam bir huzur durağı. Seyir terasından şehrin ışıklarını izlemek muhteşemdi.
Gece ise Porsuk Çayı kıyısındaki cıvıl cıvıl kafe ve barlarda hayat buldu. Sanki bir Avrupa şehrinin nehir kenarındaymışım gibi hissettim. Yanık Ülke Şarapçılık’ta daha önce hiç tatmadığım Catarratto Bianco üzümünden yapılmış bir şarap denedim; burunda şeftali ve greyfurt notalarıyla geceye çok yakıştı. Barlar sokağı da ayrı bir keyifliydi; kalabalık ama huzurlu, gerçekten de “Avrupa olmuş” dedirten bir atmosfer vardı.
İkinci Gün: Tarih, Sanat ve Lezzet Keşifleri
İkinci günümüze duygu dolu bir başlangıç yaptık. 24 Ocak 1993’te şehit edilen yurtsever gazeteci Uğur Mumcu’nun saldırıya uğradığı arabasını, Uğur Mumcu Parkı’ndaki özel cam bölmede görmek içimi burktu. “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” yazısı hafızama kazındı.
Kahvaltı için rotamız, Kent Park oldu. Porsuk Çayı kenarında kurulu bu devasa park, 300.000 metrekarelik bir alana yayılmış. Açık ve kapalı yüzme havuzları, 350 metrelik yapay plajı, at binme parkurları ve geniş yeşil alanlarıyla her türlü aktiviteye olanak sunuyor. Buradaki Kırım Çiğ Börekçisi’nde kahvaltı yapmak istedik ama henüz açılmamıştı. Parkı boydan boya gezdikten sonra açılan restoranda, çiğ börek öncesi Tatar mutfağından lezzetli bir Sorpa Çorbası içtim. Çiğ börekler dün Odunpazarı’nda yediklerimiz kadar olmasa da yine de keyifliydi.
Kahvaltı sonrası tekrar Odunpazarı‘na döndük, çünkü buradaki müzeleri gezmek için vakit ayırmıştık:
- Odunpazarı Modern Müze (OMM): 2019’da açılan bu çağdaş sanat müzesi, Japon mimarlar tarafından tasarlanmış ve Osmanlı kubbe mimarisiyle geleneksel Japon mimarisini harmanlayan büyüleyici bir yapıya sahip. İçindeki sergiler de en az mimarisi kadar etkileyiciydi.
- Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi: Türkiye’nin ilk balmumu heykel müzesi olan bu yer, yerli ve yabancı ünlülerin balmumu heykellerini barındırıyor. Bazı heykeller o kadar gerçekçiydi ki, adeta karşımdaki kişiyle konuşacakmışım gibi hissettim!
- Eti Arkeoloji Müzesi: Özel sektör tarafından hayata geçirilen bu müze, Neolitik dönemden Osmanlı’ya uzanan zengin bir kültürel mirası sergiliyor.
- Kurtuluş Müzesi: Mestanoğlu Halil Konağı’nda yer alan bu müze, Kurtuluş Mücadelesi’ni karikatürler, gazeteler ve döneme ait barkovizyon gösterimleriyle gençlere ve ziyaretçilere aktarıyor. Burada kendinizi o yılların içinde hissedip fotoğraf çektirme imkanı bulmak, unutulmaz bir deneyimdi.
Şehrin daha az turistik sokaklarında dolaşırken, Eskişehir’in meşhur lezzetlerinden Met Helvası ve yaz helvası almak için Balkan Şekerleme ve Helvacısı’na uğradık. Pişmaniyeye benzeyen bu eşsiz helva, uzun kış gecelerinin vazgeçilmeziymiş!
“Eskişehir Gezi Rehberi: İç Anadolu’da Bir Avrupa Şehri” gibi diğer içeriklerimiz için keşfet kategorimize göz atabilirsiniz.
Ceren’den Gezi İpuçları: Eskişehir Deneyiminizi Zenginleştirin
- Ulaşımda Hızlı Tren Avantajı: İstanbul veya Ankara’dan geliyorsanız mutlaka hızlı treni tercih edin. Hem konforlu hem de pratik. Şehir içinde ise tramvay ve yürüyüş en iyi seçenekler.
- Odunpazarı’na Tam Bir Gün Ayırın: Odunpazarı’nın dar sokaklarını, müzelerini, kafelerini ve dükkanlarını hakkıyla gezmek için en az bir tam gününüzü buraya ayırın. Her köşe başında yeni bir keşif sizi bekliyor!
- Lezzet Duraklarını Atlamayın: Eskişehir mutfağı çok zengin. Özellikle çiğ börek, balaban köfte ve met helvasını mutlaka deneyin. Şerbet Evleri de sıcak yaz günlerinde harika bir alternatif.
Eskişehir gezisi sonrası İzmir’e dönüş yolundayken, aklımda tek bir düşünce vardı: Belediyecilik anlayışı, gençlerin ve üniversitenin kente kattığı dinamizm, Eskişehir’i gerçekten farklılaştırmış. Bu şehir, kendine has kimliğiyle, İç Anadolu’da parlayan bir yıldız gibi. Darısı ülkemin diğer güzel şehirlerinin başına!
Peki siz hiç Eskişehir’e gittiniz mi? Gittiyseniz en çok neresini beğendiniz ya da gitmeyi düşünenlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Yorumlarınızı bekliyorum! Belki bir sonraki maceramızda sizinle karşılaşırız, kim bilir?
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
